Ginko Dijital Abonelik

André Bonnard
  • Antik Yunan Uygarlığı 1. Cilt
    (0)

    Antik Yunan Uygarlığı 1. Cilt

    – İlyada’dan Parthenon’a –

    “… felsefe, insan bilimleri ve sanatta ‘Yunan Mucizesi’ bütün dünyada hala zengin bir okul, tükenmez bir ilham kaynağı olma niteliği sürdürmüyor mu?
    Bu düşüncede olduklarını sandığım büyük bir aydın kesiminin, Andre Bonnard’ın bu kitabını sıcak bir ilgiyle karşılayacaklarından hiç kuşku duymuyorum.
    Bonnard bize Yunanlıları günlük yaşantıları çerçevesinde sevinç ve kederleri, bilim ve efsaneleri, özgürlük ve kölelikleri içinde sunuyor.

    Bonnard bu kadarla kalmıyor. Eski Yunan bilgeliğiyle beslenmiş bir etik anlayışıyla, tarihin dramatik bir diliminde bizlere bir de çağdaş hümanizm dersi veriyor: ‘Benim için hümanizm, masasında çalışan bir insanın bilimi değildir; hiç ayrılmayacağım bir hayat kuralıdır… Burada kişiliğimde Antigon dostu ve çevirmeni ile barış taraflısını ayırmak istiyorlar; oysa bunlar aynı insan!” O insan kitabında bize sadece Eski Yunan’ı anlatmıyor; biraz da bizleri anlatıyor..” Taner Timur

  • Antik Yunan Uygarlığı 2. Cilt
    (0)

    Antik Yunan Uygarlığı 2. Cilt

    – Antigone’den Sokrates’e – 

    Tragedya kutsanmış ya da tertemiz arı sularla yazılmaz. Kan ve gözyaşı ile yazıldıklarını söylemek ise fazla beylik kaçar. Tragedya dünyası bir ölçüde düşsel bir dünyadır; Atinalı şairler, bu dünyayı, hem köylü hem denizci bu halkın iki yüzyıl boyunca yaşamış olduğu gerçeklik hakkında edindiği acı deneyimden hareketle yine halk için yaratırlar. Solon’un zamanında Atina halkı önce Eupatrides’lerin, ondan sonra da zenginlerin egemenliğini yaşadı; ikisi de halkın omuzlarında acımasız bir yazgının boyunduruğu kadar ağır bir yük oluşturmuştur: Toprakları ve hakları ellerinden alınan bu halkın, sürgün ya da köle olarak sitenin dışına atılmasına, alçaltan ve öldüren sefalete mahkum edilmesine ramak kalmıştır…

  • Antik Yunan Uygarlığı 3. Cilt
    (0)

    Antik Yunan Uygarlığı 3. Cilt

    – Euripides’ten İskenderiye’ye –

    Uygarlıklar gelişirken doğal varlıkların, örneğin bitkilerin yolunu izlerler. Çimlenirler, doğarlar, büyürler; klasik dönemlerinde serpilirler; sonra da solar, yaşlanır, batmaya yönelir, ölürler. Ama belki de hiçbir zaman büsbütün ölmezler. Gelecekteki insanlar için geçmişlerine ilişkin özlemler, uğuldayan anılar olarak kalırlar ve bazen kuşakların düşüncelerini, yeni yaratımlarını onlara göre düzenledikleri olur. Demek oluyor ki uygarlıklar güç durumlarında bile, şimdiye kadar boşa çıkmış, ama yokluğa teslim edilmemiş umutlardır, insanlığın belleğinde devinen, canlı umutlardır.