-
Anayasa Sorunu – Seçme Yazılar
Elinizdeki derleme sadece, 1982 Anayasasının kabulünün hemen ertesindeki tartışmalar, 2008 yılından itibaren Türk kamu hukukunun içine düştüğü bunalım veya yeniden ortaya atılan ve birçok siyasi odak tarafından hemen sahiplenilen “sivil” anayasa üzerinden değerlendirilmemelidir. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin yıkımı ve 11 Eylül ile işaret fişeği atılan ama son beş yıl içinde içine gömülmüş olduğumuz birçok siyasi/hukuki olayda tekrar tekrar ortaya çıkan, II. Dünya Harbi’nin sonrasında Anayasaların büyük kısmının görünüşteki hukukileşmesi/depolitizasyonu çağından çıktığımız gerçeğini de masaya yatırmalıdır. Kısaca bu seçki edilgin bir okuma için değil, okuyucuyu büyük bir tartışmaya davet olarak hazırlanmıştır.
-
Amerikan İç Savaşı – Seçme Yazılar
Çalkantılarla dolu 19. yüzyılın en önemli olaylarından birisi hiç kuşkusuz Amerikan İç Savaşı’dır. 1861-1865 yılları arasında gerçekleşen bu savaş tarihçiler tarafından Birleşik Devletler tarihinin kırılma noktası olarak kabul edilmektedir. Birleşik Devletler nüfusunun %2’sinin hayatını kaybettiği “modern tarihin ilk büyük savaşı”nı çok yakından takip eden Karl Marx gazete yazılarıyla bu savaşa dair görüşlerini paylaşmıştır. Marx ayrıca Friedrich Engels ile mektup vasıtasıyla haberleşerek İç Savaş hakkında sürekli görüş alışverişinde bulunmuş, yöneticilerinden biri olduğu Uluslararası İşçi Birliği’nde konunun işçi sınıfının uluslararası hareketi açısından ne anlama geldiğini tartışmıştır. Söz konusu yazı ve mektupların seçkisinden oluşan bu çalışma Türkçede bu temalı ilk Marx kitabıdır.
-
Alman İdeolojisi
Alman İdeolojisi, Marx ve Engels’in kendi görüş açılarıyla “Alman felsefesinin ideolojik bütün tarzları” arasındaki uzlaşmaz farklılığı göstermek üzere giriştikleri zorlu bir çalışmanın sonucu olarak doğmuştur. Marksizmin kuruluşunun ilk yapıtaşları bu çalışma sırasında temele konmuş; materyalist tarih teorisinin ilk ve en geniş açıklaması da burada gerçekleştirilmiştir. Marx ve Engels’in eski felsefi görüşleriyle hesaplaşmalarının son noktası olan bu çalışmanın kaderi ne var ki tarihsel materyalizmin kurucusu iki ustanın diğer eserlerinden oldukça farklıdır: El yazmaları halinde 1932 yılına kadar gün ışığına çıkmayı beklemiş olan eser tam metin olarak bugüne dek çok az dilde yayımlanmıştır. Eserin bu tam metni Türkçeye kazandırılırken Marksizm-Leninizm Enstitüsü tarafından hazırlanan Almanca ve İngilizce basımlarından yararlanılmıştır.
-
Komünist Parti Manifestosu
“Özel mülkiyeti ortadan kaldırmak istiyoruz diye dehşete düşüyorsunuz. Oysa sizin mevcut toplumunuzda nüfusun onda dokuzunun özel mülkiyeti ortadan kaldırılmış durumda; özel mülkiyetiniz ancak onda dokuzun buna sahip olmaması sayesinde ayakta duruyor. Demek ki bizi suçlamanızın nedeni, toplumun ezici çoğunluğunun mülksüz olmasını zorunlu koşul koyan bir mülkiyeti ortadan kaldırmak istememiz. Tek kelimeyle bizi, sizin mülkiyetinizi ortadan kaldırmak istemekle suçluyorsunuz. Doğrusu, istediğimiz de bu.”
-
Ücret, Fiyat ve Kâr
Marx’ın Ücret, Fiyat ve Kâr kitabı, Marksist politik ekonominin en önemli eserlerinden biridir. Bu eserde Marx, Kapital’in birinci cildinin yayımlanmasından iki yıl önce, ekonomi öğretisinin temellerini özetlemiş ve güncel bir tarzda ortaya koymuştur. Bu çalışma aynı zamanda, işçi hareketinin pratik görevlerini belirlerken devrimci teorinin çıkarımlarından nasıl yararlanıldığının mükemmel bir örneğini de sunar.
Marx’ın Enternasyonal’in Merkez Kurulu’nda yaptığı bir sunum olan bu çalışmada, ücretin ve artı değerin ekonomik karakterini ortaya koyduktan sonra, sermayenin azami kâr güdüsüyle hareket ettiğini ve işçilerin, sermayenin gasplarına direnmekten vazgeçmeleri halinde, “ezilmiş ve hiçbir kurtuluş umudu kalmamış bir sefiller yığını durumuna” düşeceğini kanıtlar. İşçilerin ekonomik mücadelesinin rolünü ve öneminin teorik açıklamasını yapar ve bu mücadelenin proletaryanın nihai hedefine –ücretli emek sisteminin yok edilmesi– tabi kılınması gerektiğini vurgular.
-
Manîfestoya Partiya Komunîst
“Xeyaletetek li Ewropayê digere: Xeyaleta Komunîzmê. Hemû desthilatdarên Ewropaya kevn –Papa û Çar, Metternîck û Guîzat, Radîkalên Fransiz û sîxurên polîsên Alman-di navbera xwe de tifaqeke pîroz çêkirin, da ku vê spêleyê biqewitînin.
Ma partiyeke muxalîf heye ku ji aliyê dijberên xwe yên desthilatdar ve wekî komunîst nehatibe tawanbar kirin? Û partiyeke muxalîf heye ku wê mora komunîstiyê hem ji partiyên dijber ên ji xwe zêdetir pêşketî re hem jî ji neyarên xwe yên paşverû re bi berepaş ve nepekandibe?
Ji vê rastiyê du encam derdikevin holê:
1. Komunîzm ji niha ve ji aliyê hemû desthiladarên Ewropayê ve wekî hêzekê tê pejirandin.
2. Êdî wextê wê yekê ye ku divê komunîst dîtin, raman, armanc û dilxweziyên xwe li ber hemû cîhanê bi awayekî aşkere biweşînin bi manîfestoyeke partiya xwe bersiva vê çîroka spêleya Komunîzmê bidin.“