Ginko Dijital Abonelik

Tüm Yayınlar

300’ün üzerinde kitaba EPUB, onlarca dergiye PDF formatında ulaşabilir ve cihazınıza yükleyebilirsiniz.

  • Açık Çekmece
    (0)

    Açık Çekmece

    “1943 doğumlu Selim Esen, çocukluk yıllarından başlayarak ister istemez tanık olduğu ilginç olaylara, henüz yirmili yaşlara geldiği zaman, 1960’lı yıllarda noktayı koyuyor. Gözlem yapma yönünden insan yaşamının en gözü açık döneminden kalan izleri değerlendiriyor. İşte bu nedenle yarım yüzyıl kadar öncesinde yaşananları, o günlerin gözüyle anlatan bir kitaptır elinizdeki.

    Art arda sıralanan siyasi olayları yansıtırken, örneğin 1950’li yılların sonlarındaki kısır tartışmaları ve bunun karşıtı olan 1960’lı yılların coşkusunu, içtenlikli bir anlatımla sergiliyor. Üstelik yazar, konudan konuya atlamaktan hiç çekinmiyor. Renkli bir olaylar yumağını, dallı güllü bir kumaş gibi önünüze seriyor; yeri gelince de kumaşı katlayıp kaldırıyor, bir bakıyorsunuz, kitabın son sayfasına gelivermişsiniz.” Ahmet Say

  • Ağaçlar Çiçekteydi
    (0)

    Ağaçlar Çiçekteydi

    Ahmet Say, anılarını anlatırken aslında yakın tarihin siyasal olaylarını hatırlatıyor bize. Yaşanmış olayları aktaran bir yazarın tanıklığını, okurlar daha etkileyici bulacak, bundan eminiz. Üstelik Ahmet Say, içinde bulunduğu olayları kimi yerde öykü tadında yazmış; kimi zaman da portreler çizerek anlatmış. Ama katı gerçekliği dile getirmekten kaçınmamış.

  • Babeuf’ten Dimitrov’a Sosyalist Savunmalar
    (0)

    Babeuf’ten Dimitrov’a Sosyalist Savunmalar

    “Eğer sömürü varsa başkaldırı meşrudur.” Cellatlarının karşısında, böyle haykırdı 1789 Fransız Devrimi’nin proleter kahramanı Babeuf. Ve giyotine başı dik, “zafer kutlamaya gider gibi” gitti. Nice proleter ve sosyalist kahraman, Babeuf’un açtığı çığırdan yürüdü. Hem proleter yiğitliğin en katışıksız örneklerini sunarak, hem de yargılandıkları sanık sandalyesini, sömürenleri suçladıkları bir kürsüye dönüştürerek. Bu kitap, bu kahramanlardan bir bölümünü ele alıyor: Yaşamının neredeyse yarısını zindanlarda geçiren Paris proleterlerinin önderi Blanqui, bilimsel sosyalizmin kurucusu ve Köln yargılamalarında politik savunmanın eşsiz örneğini sunan Karl Marx, Alman sermaye çevrelerinin sömürgeci emellerini parlamento ve sanık sandalyesinde teşhir eden Baba ve oğul Liebknecht’ler, genç Sovyetler’in üzerine sürülen Fransız birliklerinde bir subayken, Sovyetlere yardım için donanmada isyan örgütleyen Andre Marty, darağacının gölgesinde geride kalanlara şiir tadında cesaret verici notlar bırakan Julius Fuçik. Ve Thaelmann’ın partisinin Nazi işkencehanelerindeki militanları, Bükreşli Demiryolu işçileri, Afrika ve Latin Amerika’nın antisömürgeci mücadelelerinin sembolleri ve Dimitrov…

    Leipzig yargılamalarında Dimitrov’u savunmaya çalışan avukat Marcel Willard, bu eserde, haksızlığa ve sömürüye karşı cesaretle mücadele tohumunu kuşaktan kuşağa aşılayan bu kahramanların mücadelelerini sayfalara taşırken, hem 19. yüzyıldan başlayarak sermaye sınıfı ile emekçiler arasındaki mücadelenin özellikleri hakkında canlı bilgiler veriyor hem de bir devrimcinin mahkeme karşısında takınacağı tutum hakkında eşsiz veriler, deneyler, öğütler sunuyor.

  • Hayat Hikâyem
    (0)

    Hayat Hikâyem

    Modern Kürt şiirinin öncüsü sayılan Cegerxwin, Kürt tarihinin en olaylı, değişimlerle dolu dönemi olan 20. yüzyılda yaşamıştır. Bir şair ve eylemci olarak, Kürt tarihi içinde özel bir yer tutan pek çok olaya ya bizzat katılmış, tanık olmuş, ya da olayın kahramanlarıyla sohbet olanağı bulmuştur. Kıtlık, hastalık ve yağmanın hüküm sürdüğü seferberlik yıllarından 1925 Şeyh Sait İsyanı’na, Kürtlere kısmi haklar tanıyan 1958 Irak Devriminden 1970’lerdeki Kürt örgütlenmelerine kadar pek çok olaya yer veriliyor Hayat Hikâyem‘de. Rahat bir üslupla yazılan ve geniş ayrıntılara yer veren kitabın Kürt tarihine olduğu kadar Ortadoğu tarihine de pek çok yönden ışık tuttuğu rahatlıkla söylenebilir. Cegerxwin’in Hayat Hikâyem başlığı altında anlattıkları, gerçekte sadece bu büyük, bilge Kürt şair ve düşünürünün değil tüm Kürtlerin hikayesidir.

    “Şimdiye kadar sadece büyük ve ünlü insanların hayatı yazıldı. Oysa benim düşünceme göre, bu büyük, iş tarihlerini yazma işi, aydına, düşünüre, yurtsevere ve insansevere düşmektedir. Böylece biz hem halkımıza hem de insanlığa kutsal ve yerinde bir hizmette bulunmuş olacağız.”

  • Bizim ‘68
    (0)

    Bizim ‘68

    Dönemin bütün fırtınasını, neşesi, heyecanı ve acısıyla yaşamış olanların tanıklıklarıyla, devrimcinin ‘68’i… Neydi ‘68? Tarihin bir şakası mı, yoksa, tarihe yön veren çelişmelerin bir düğüm noktası mı? Bulutsuz gökyüzünde çakan bir şimşek mi, yoksa küller arasındaki kıvılcımın parlaması mı? Yalnızca bir “gençlik isyanı” mı, yoksa, emperyalizme karşı savaşan köylülerin, kapitalizmin yakasını tutup silkeleyen işçilerin de ayağa kalkışı mı? Türkiye’nin ‘68’i, “dünyadaki hareketlerin taklidi” miydi, yoksa kendi tarihsel dinamiklerinin bir ürünü mü? Toprak ve fabrika işgalleri, 15-16 Haziran… Demokratik üniversite mücadelesinin, anti-emperyalist direnişin başlıca özellikleri, olaylar, kişiler ilişkiler… Üniversiteden dağlara, Fikir Kulüpleri’nden gerillaya… Deniz, Yusuf, Hüseyin, Mahir, İbrahim, Sinan..

  • Cezaevinden Babıali'ye Babıali'den TİP'e
    (0)

    Cezaevinden Babıali’ye Babıali’den TİP’e

    Şükran Kurdakul, edebiyat dünyamızın ve demokrasi mücadelemizin yüz akı. Türkiye’nin geride kalan 60 yılı boyunca yazar, yayıncı, kültürel ve politik yapılanmalarda örgütçü olarak ön saflarda yer aldı hep. İstanbul ve İzmir’de gelişen edebiyat hareketlerinin sürükleyicileri arasında, 1946’daki Emekçi Köylü Partisi’nin örgütlenmesi içinde, Büyük Komünist Tevkifatında, toplumsal mücadelede onurlu rolünü üstlenen yazar örgütlerinde, 60’larda büyük bir emekçi dalgası yaratan TİP’te… onu görürüz. Bu sürece hapisliğin, işsizliğin, loş odalarda karın tokluğuna düzeltmenliğin eşlik ettiğini söylemeye gerek var mı acaba?

    Şükran Kurdakul, elinizdeki kitapta 1940’lardan 60’ların sonuna uzanan bu hareketli döneme ilişkin anılarına yer veriyor. Önyargıdan uzak değerlendirmeler, 60 yılın yaşanmışlığından süzülmüş dersler, çarpıcı gözlem ve anılar, edebiyat insanlarına ve politik savaşımcılara ait canlı portreler bulacaksınız kitapta. ‘Acılar dönemi’nden ‘ellerini kirletmeden’ geçen, ödünsüz, umutlu, iyimser büyük insanın portresi yeni ayrıntılar ve renkler kazanacak belleğinizde. Tat alarak, zevkle okuyacaksınız.

  • Çağdaşlarının Gözüyle Lenin
    (0)

    Çağdaşlarının Gözüyle Lenin

    Vladimir İlyiç Ulyanov Lenin, çağı değiştiren büyük bir toplumsal hareketin önderi, bir strateji-taktik dehası ve büyük bir teoriysen olarak 20. yüzyılın en önemli şahsiyetlerinden biri, belki de birincisidir. Çağdaşlarının Gözüyle Lenin, farklı eğilimlerdeki çok sayıda insanın Lenin’le ilgili anılarını, gözlemlerini, değerlendirmelerini içeriyor. Gorkiy, Clara Zetkin, Vasil Kolarov, Wilhelm Pieck, Fritz Platten, Walter Ulbricht, Marcel Cachin… bunlardan bazıları. Makalelerin yazarları, Lenin’le farklı nedenlerle, farklı zamanlarda ve farklı yerlerdeki karsılaşmalarını yazıya dökerek, Lenin’in az bilinen yönlerine ışık tutuyor. Her biri farklı bir kesit oluşturan bu kareler bir araya geldiğinde, ortaya capcanlı bir Lenin fotoğrafı çıkıyor. Ve böylece Büyük Ekim Devrimi’nin neden onun adıyla birlikte anıldığı, kitlelerin onu neden bir önder olarak benimsediği daha iyi anlaşılıyor.

  • Denizlerin Şekibe Ablası Şekibe Çelenk
    (0)

    Denizlerin Şekibe Ablası Şekibe Çelenk

    “Dün akşam sana yazdığım mektuptaki hadise beni üzdü. Hâlâ zaman zaman onu düşünüyorum. İdealimdeki gibi bir çocuk yetiştiremezsem eğer bu beni çok üzecek; bana ağır gelecek. Bu konuyu seninle karşı karşıya ne kadar konuşmak isterdim, bu dayanılmaz bir ihtiyaç gibi içimde. Ne yapalım biraz beklemeliyim. Bu son uzun ayrılıktır, bundan sonrakiler kısa olacak, belki bazı şekiller de bulacağım. Üzülme sevgilim. Üzülme Şeker karıcığım, üzülme benim gönlümün Şahı… Seni o kadar çok seviyorum ki…“ Halit Çelenk

  • Nâzım'ın Bursa Yılları
    (0)

    Nâzım’ın Bursa Yılları

     – Anılar, Tanıklar, Fotoğraflar, Bilinmeyenler… –

    Nâzım Hikmet’in hapishane yıllarının önemli bir dönemi Bursa’da geçmişti. Memleketimden İnsan Manzaraları’nda ve pek çok şiirinde bu yıllardan söz etti. Tanıdığı insanları anlattı. Güney Özkılınç Bursa’da yıllar süren araştırmalarla bu şiirlerde adı geçenleri ve yakınlarını buldu, büyük şairle ilgili anıları, bilinmeyen fotoğrafları derledi. Bir edebiyat belgeseli olan bu kitap bütün edebiyatseverler için önemlidir.

  • Yine de Aydınlık
    (0)

    Yine de Aydınlık

    Kendi deyişi ile “Seksen yıllık Angaralı”olan Alaattin Bilgi, bu kentle ilgili izlenim ve anların bir kısmını, Kapital’in Aydınlığında Alaattin Bilgi başlıklı kitapta okurlar ile paylaştı. Bu kitabında ise, doğup büyüdüğü çevreden birkaç kesit verdikten sonra, fikri gelişmesinde ve aydınlanmasında büyük katkıları olan insanları, kitapları, düşünürleri okurlarla paylaşmak istiyor. Seksen yılık birikimin, özellikle gençlere aktarılmasının yararlı olacağını düşünüyor.

  • Faşizm Sonrası Avrupa
    (0)

    Faşizm Sonrası Avrupa

    İlya Ehrenburg bu kitapta yer alan yazılarında, canlı üslubu ile savaş sonrası Avrupa’yı, faşizmin yarattığı yıkıntıları, karmaşa ve sorunları anlatıyor; aynı zamanda Avrupa’da başlayan yeni bir dönemi de gözler önüne seriyor. Yedi farklı ülkeyi gezerek burada edindiği izlenimleri faşizm ile köklü bir biçimde hesaplaşma içine girerek paylaşıyor.

    “…Faşizm her şeyden önce ulusal kin demektir, ulusal gurur anlayışının çarpıtılması demektir. Faşizme bulaşan insanlar başka halkların zengin kültüründen gurur duymaktan uzaktırlar, sadece kendi soy köklerinden gurur duyarlar…” İlya Ehrenburg

  • Fransız Devriminde Kadınlar
    (0)

    Fransız Devriminde Kadınlar

    Türkiyeli okuyucunun beş ciltten oluşan büyük eser Ateşi Çalmak romanıyla tanıdığı Galina Serebryakova bu kitapta 1789 Fransız Devrimi döneminin öne çıkmış kadın kahramanlarını, Ateşi Çalmak’ta olduğu gibi yine roman kurgusuy­la anlatmaktadır. Fransız Devrimi’nde rol oynayan Robespierre, Marat, Danton, St. Just, Camille Desmoulins gibi kahramanlar herkes tarafından biliniyor. Ancak devrimde bazen açıktan bazen perde arkasında ama önemli bir rol oynayan kadınlar aynı ölçüde bilinmiyorlar. Serebryakova devrimde olumlu veya olumsuz rol oynamış kadınların en önemlilerinin portrelerini çiziyor. Sırtında erkek giysileriyle atını Versailles Sarayı’na süren ‘Kızıl Amazon’ Théroigne de Méricourt, Jirondenlerin giyotinde başı kesilen gizli lideri Ma­dam Rolland, kenar mahalledeki kadınların önderi aktrist Claire Lacombe ve adını tarihe yazdırmış Fransız Devrimi’nin diğer kadınları…

  • Geleceğe Adanmış Bir Ömür Halit Çelenk
    (0)

    Geleceğe Adanmış Bir Ömür Halit Çelenk

    Genç Kuşaklar onu ‘Denizlerin Avukatı’ olarak tanıdı. O kuşkusuz Türkiye tarihinin en önemli siyasal davalarından birini oluşturan THKO ve Denizler davasında büyük bir savunma savaşı verdi. Üç devrimcinin ölümüyle sonuçlanan davayı darağacına kadar takip etti, anılarını kitaplaştırarak bugüne kadar taşıdı. Ama onun bir sosyalist ve devrimci avukat olarak eylemi daha pek çok davayı, mücadeleleri kapsar. 1950’lerden bugüne kadar toplumsal ortamın inişli çıkışlı seyri içinde tutuklanan, işkence gören, hukuksal bir sorunla karşı karşıya gelen herkes onu yanı başında buldu. Onun 141. ve 142. maddelere karşı açtığı büyük savaş, kamuoyunda haklı bir saygınlık kazandırdı ona. Sosyalizmin örgütlü bir güç olarak ilerleyebilmesi için TİP içinde çalıştı, pek çok girişimin ön sırasında yer aldı. Halit Çelenk’in hayatı, Türkiye’de demokrasi mücadelesinin hukuk cephesinin inşa edilmesinin tarihi olarak özetlenebilir.

    Bu büyük yaşamın küçük bir özetini, dostlarının tanıklıkları ve değerlendirmeleri aracılığı ile sunuyoruz. Bu kitap, umuyoruz ki, Halit Çelenk’in düşünceleriyle, eylemiyle, ahlakıyla, hatta giyim kuşamı, aile yaşamıyla büyük bir devrimci örnek olarak genç kuşaklar tarafından değerlendirilmesine bir katkı olacaktır.

  • İmran - Bir İsyan Andı
    (0)

    İmran – Bir İsyan Andı

    Bu kitapta İmran Aydın adlı komünist bir işçi anlatılıyor. Çocuk yaşta, bir sömürü cehennemi olan Mobilyacılar Sitesi’nde çalışmaya başlayan, emeğiyle yoğurduğu yaşamını dünyayı değiştirme amacına adayan ve mücadelesi sırasında gözaltına alınarak işkenceyle öldürülen Ankaralı işçi devrimcinin yaşamından kesitler sunuluyor.

  • Öykücülüğümüzün 45 Yıllık Çınarı Adnan Özyalçıner
    (0)

    Öykücülüğümüzün 45 Yıllık Çınarı Adnan Özyalçıner

    Adnan Özyalçıner’in yazarlığının 45. yılını bir kitapla kutluyoruz. Bu kitap, yalnızca onun sanat emeğine saygımızın bir göstergesi değildir; aynı zamanda, burada derlenen yazılar, emek edebiyatının gücünü ve zenginliğini Adnan Özyalçıner’in başlıca özellikleri aracılığıyla günümüz gençliğine ve gelecek kuşaklara taşıyabilmeyi amaçlıyor. Adnan Özyalçıner’i günümüz için önemli yapan özelliği, kabuksuz ve kozasız yaşamış, yazmış olmasıdır. O, aynı zamanda, bir kabuk kırıcı, koza delicidir. Birbirinden kopuk ve bağımsız gibi görünen nice kişi ve olay, onun öykülerinde, örtük kalmış iç bağlantıların örgüsündeki düğüm noktaları olarak hayat bulurlar.

  • Proleter Devrimci Dimitrof
    (0)

    Proleter Devrimci Dimitrof

    Bulgaristan Halk Cumhuriyeti’nin kurucusu Georgi Dimitrof’un hayatını anlatan Kamen Kalçef’in biyografik romanı Proleter Devrimci Dimitrof, ülkemizde de çok iyi tanınan büyük devrimci için yazılan en güçlü eserlerden biridir. Bulgaristan’daki devrimci savaşı, faşizme karşı işçi sınıfıyla birlikte emekçi halkın oluşturduğu halk cephesini veren bu eserde Kamen Kalçef, Dimitrof’u gerçek yanlarıyla halkın yetiştirdiği alçakgönüllü bir devrimci olarak yüceltmekte, kararlılığını, burjuvazi karşısındaki uzlaşmazlığını rahat bir anlatımla dile getirmektedir…

  • Hamburg Barikatları
    (0)

    Hamburg Barikatları

    1923’te Hamburg’da patlayan ama yenilgiyle sonuçlanan ayaklanmanın öyküsü Hamburg Barikatları. Dünyanın o zamanki tek sosyalist ülkesi Sovyetler Birliği halkının da büyük bir dikkatle izlediği, onda bir dünya devrimi müjdesi gördüğü Almanya’daki ayaklanma, General Müller’in ordularının kuşatması ve işçi sınıfına ihanet eden yol arkadaşlarının gafleti yüzünden geriye çekilmek zorunda kalırken hala direnen Hamburg’un duvarlarında da, bir süre sonra ıslanarak yere düştü afişler. Kendisi Polonyalı olduğu halde dünyanın neresinde bir devrimci hareket varsa kendini oralı hisseden Larissa Reissner’in barikatların hemen yanı başında, ateş ve barutun ortasında yazdığı bu kitap, elimizi kenar mahallelerde hızlı hızlı atan nabza tutarken, yoksullukla ateşlenen isyanı seriyor gözümüzün önüne. Hamburg Barikatları hem işçi evlerinde süren sohbetlerden kıyametin ortasında anlatılan öykülerden oluşan bir devrim destanı hem de bir ayaklanmanın güncesi. Arşivi sadece emniyet müdürlüklerinde tutulan, anılarda izi bile kalmasın diye uğraşılan bastırılmış bir ayaklanmanın işçi kahramanlarının özel ama yine de birbirine benzer hayatları usta bir yazarın elinden bu kitapta ölümsüzleşti.

  • Sorgu
    (0)

    Sorgu

    Fransa, sömürgesi Cezayir’de başlayan ulusal kurtuluş savaşını bastırmak için her yola başvurdu. Emperyalist işgalciliğin bağnazlığı, işkencesi ve ırkçı vahşeti bu kez Fransız devletinin imzasını taşıyordu. İşkence tezgahına götürülen binlerce Cezayirlinin arasındaki sayısı az Fransızlardan biri olan gazeteci Henri Alleg, işkencede pek çok direnişçinin söylediği ‘bilmiyorum’ sözcüğünü, daha bükülmezce kullandı… ‘Size söylemeyeceğim!..’

    Alleg’in Sorgu‘su bu süreci anlatıyor. Ancak, bunun yalnızca işkenceyi teşhir etmekle sınırlı bir kitap olduğunu düşünmemeliyiz. ‘Demokrasinin’ doğum yeri sayılan bir ‘uygar ülke’nin, bir başka halka karşı sömürgeci vahşetini bütün çıplaklığıyla anlatan gerçek bir eserdir.

  • Türkiye İşçi Partisi'nde İç Demokrasi
    (0)

    Türkiye İşçi Partisi’nde İç Demokrasi

    Bu kitap, Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) 1967 yılında Malatya’da yapılan 2.Büyük Kongresinden sonra, Halit Çelenk ve Şekibe Çelenk’in de içinde yer aldığı 13 üyenin Partiden ihraç edilmesi için başlatılan soruşturma ve savunma sürecine ilişkin yazarın tanıklıklarını kapsamaktadır. TİP içinde 13’ler Olayı olarak bilinen uygulamalarla ilgili Genel Yönetim Kurulu toplantılarını, yapılan konuşmaları, olayları, soruşturmaları, belgeleri ve bunların “siyasal partilerde iç demokrasi, demokratik merkeziyetçilik” ilkeleri açısından değerlendirilmesini konu almaktadır. Kitapta TİP sonrası faaliyetlerine de yer veren Halit Çelenk Sonsöz’de şunları söylüyor:

    “Kapitalizm, kapitalizmin emperyalist dönemi ya da günümüzün moda deyimiyle küreselleşme insanlığın sorunlarına çözüm getirmedi. Hiçbir zaman da getirmeyecektir. Dünyanın her yerinde artan açlık ve yoksulluk bunu gösteriyor. Emperyalizmin başta Ortadoğu ve Asya olmak üzere, bütün dünya üzerindeki egemenliğini zorla, kanla, savaşla sürdürme ve pekiştirme girişimleri de bunu gösteriyor. Sosyalizmin dengeleyici gücünden yoksun dünyamızda, emperyalizmin başıboş kalması kimseyi yanıltmamalıdır. Sömürü devam ettiği sürece, sosyalizm de insanlığın kurtuluşunun tek seçeneği olarak varlığını sürdürecektir. Kimi başarısızlıkların hatası sosyalizmde ve bunun düşünsel temeli olan Marksizmin yöntemlerinde aranmamalıdır. Sosyalizm yenilmedi. Marksizm ölmedi. Abidin Dino’nun deyimiyle, ‘Marksizm öldü’ diye önümüze bir tabut getirdiler. Açtık baktık ki tabut boş.”

  • Yönetmeyi Nasıl Öğrendik?
    (0)

    Yönetmeyi Nasıl Öğrendik?

    – Sovyet İktidarının İlk Yıllarında Lenin’den Anılar –

    ‘Sadece burjuvazinin devlet yönetmeye yetenekli olduğu önyargısına karşı mücadele başlatmalıyız.’ Böyle diyordu Lenin. Rusya’da işçiler ve yoksul köylüler 25 Ekim 1917’de iktidara el koyduktan kısa bir süre sonra eğitimsiz, çoğu okur yazar bile olmayan, uzun savaşlarda gücü tükenmiş büyük bir kitle ile kaderlerini onlarla birleştirmiş az sayıda aydın, büyük bir atılganlık ve cesaretle, önce tüm halkla birlikte çarlığın, sonra da burjuvazinin iktidarını devirmiş, iktidara gelmişlerdi. Peki şimdi ne olacaktı? Tüm kaynaklarını yıpratıcı savaşlarda tüketmiş geri bir ülkede, emperyalist devletlerin ve çarlık artıklarının durulmayan isyan ve sabotajlarını boşa çıkarabilecekler miydi?

  • Yüzümde Nâzım İzi Var
    (0)

    Yüzümde Nâzım İzi Var

     – Nâzım’ın Bursa’daki İnsanları –

    Yaşamının 13 yıla yakını hapishanelerde geçen Nâzım Hikmet, Bursa Cezaevinde 11 yıla yakın tutsak kalmış ve şiirleri başta olmak üzere en beğenilen eserlerini Uludağ’ın yanı başındaki bu kentte kaleme almıştır. Bursa’da yüzlerce mekânda yüzlerce tanıkla görüşülerek yapılan bu çalışmada görüldü ki Nâzım Hikmet, İkinci Dünya Savaşı’nın hüküm sürdüğü yıllarda, ülkemizde tek parti yönetiminin iktidar olduğu dönemde, cezaevine değişik nedenlerden girmiş insanların düşünce dünyasını değiştirmiştir. O, Bursa Cezaevini bir enstitüye çevirmiş, insanlara yaşama bir başka pencereden bakmayı öğretmiştir. Bursa’nın kaplıcalarında, hanlarında, sokaklarında, evlerinde, Nâzım Hikmet’in ve onu ziyarete gelenlerin ayak izlerini görmeniz mümkündür…