66 sonuçtan 46-66 arası gösteriliyor
-
İlk Sevinçler
İlk Sevinçler, dünya tarihini değiştiren bir olayın, Ekim Devrimi’nin öncesini anlatan bir roman. Çarlık Rusyası’nda bir uyanış dönemi olan 1910 yılından başlayarak devrim öncesi Rusya’nın genel görünümünü anlatan İlk Sevinçler‘de çökmekte olan bir küçük burjuva toplumu, ahlaksal değerleri, tartışmayı eylem satan aydınları, geleceği için savaşım veren emekçi sınıfları ile yansıyor.
-
Karakalpak Kızı
1900’lerin başı… Rusya’da devrim oluyor… Ve bir Karakalpak kadının, beraberinde bir Karakalpak köyünün kaderi değişiyor… Cumagül’ü annesininkinden farklı bir kader beklememektedir. Yıllar önce bay (bey) olan babası tarafından annesi çocuğuyla birlikte nasıl kapı önüne konduysa, yıllar sonra o da kızı ile sokağa atılıp kaderine terk edilecektir… Bu anneden kıza geçen bir kader değildir aslında. Bunun değişebileceğini, odun satmak için kasabaya gittiği ilk gün, tesadüfen duyduğu miting konuşmalarından öğrenir Cumagül: Kadınlar da erkeklerle eşit haklara sahiptir.
Karakalpakların ünlü yazarı Tulepbergen Kaipbergenov değişim süresince yaşanan zorlukları, gerici kesimin devrimin hayat bulmasını engelleme çabalarını, bayların (beylerin, toprak ağalarının) devrime karşı tutumunu, devrimin tüm Sovyetler’de hayat bulmada, hayatları değiştirmede karşılaştığı zorlukları bir küçük Karakalpak köyünü kendine sahne seçerek anlatıyor. Ve ortaya hem bir kadın hem bir tarih hem de bir devrim romanı olarak okunacak keyifli bir roman çıkartıyor.
-
Kavganın Şafağı
Kavganın Şafağı 1905 yılında yenilgiyle sonuçlanan Rus devrim mücadelesinin küllerinden yeniden doğuşunu anlatır. Rusya’da 1905 Devrimi yenilmiş, ağır gericilik ve suskunluk yılları başlamıştır. Ülke, çarlık çizmeleri altında karanlık bir hapishane görünümündedir. İşçi hareketi bastırılmış, devrimci örgütler büyük ölçüde dağıtılmış, aydınlar kitle halinde devrimden uzaklaşmıştır. Siyasal baskıların yanı sıra büyük tasfiyeci dalgaya göğüs germeye çalışan Bolşevikler de iç sorunlarıyla kan kaybetmektedirler. Ama işçi kitleleri için için kaynamaktadır. Ve onların zihninde 1905 Devrimi’nin sıcak anılarını canlandırmak için uğraşan Bolşevikler vardır. Sürgünden kaçıp Moskova’ya geldikten sonra ilk fabrika konuşmasını yapan Pavel de bunlardan biridir.
-
Kurtlar Arasında Çıplak
Her gün ölüm ve işkence tehdidinin kol gezdiği bir toplama kampına bir gün bir valiz içinde gizlice küçük bir bebek sokulursa ne olur? Buchenwald Toplama Kampı’nda, çizgili giysiler, dikenli teller, gaz odaları, insan yakma fırınları arasına hapsedilmiş on binlerce tutsağın kurtuluşu için örgütlenen Uluslararası Kamp Komitesinin bir avuç militanı da bu soruyu kendilerine sordu. En küçük bir sırrın açığa çıkmasının ölüm kalım sorunu haline geldiği ortamda, direniş örgütünün yok edilmesi riskine rağmen çocuk, Nazi vahşetinden korunmalı mıdır, yoksa bir başka toplama kampına gönderilen kafileyle dışarı çıkarılıp kaderiyle baş başa mı bırakılmalıdır? Duyguyla akıl arasındaki çatışma nasıl çözülür?
Kurtlar Arasında Çıplak, Buchenwald tutsaklarının, küçük bir çocuğun varlığıyla bazen çetrefilleşen bazen renklenen ayaklanma hazırlığını ve direniş öyküsünü anlatıyor. Bruno Apitz’ın romanlaştırdığı İkinci Dünya Savaşının son yılında gerçekleşen Buchenwald isyanı, dünyanın başına musallat olan faşizmin karanlık koşullarında bile insanın yeteneklerinin ne kadar uçsuz bucaksız olduğunu kanıtlayan tarihsel bir anıt gibi çıkıyor karşımıza. İnsanlığın faşizmden çektiği acılar asla unutulmasın diye, direnişçilerin söylediği bu özgürlük türküsüne kulak vermek gerekiyor.
-
Mavi Defter
Mavi Defter, Lenin’in yaşamının kısa ama son derece hareketli bir kesitini anlatan belgesel bir romandır. Rusya’nın en devrimci partisinin, Bolşevik Partisi’nin önderinin, yeraltına çekilmek zorunda kaldığı Temmuz günlerindeki yaşamı. Kazakeviç, belgesel roman türünün başarılı bir örneğini oluşturan bu kitapta, 1917 Şubat Devrimi’nden sonra, her şeyin büyük bir hızla değiştiği o fırtınalı dönemde Lenin’in taktiklerini, uzakgörüşlülüğünü, çalışma tarzını, en zor anda gösterdiği soğukkanlılık ve cesareti, yoldaşlarıyla ve sıradan emekçilerle ilişkilerini canlı bir şekilde anlatmaktadır.
-
Mezarı Olmayan Kadın
Mezarı Olmayan Kadın, Süleyha’dır; Assia Djebar’ın Cherchell’de ailesiyle birlikte bir zamanlar oturduğu evin duvar komşusu… Süleyha, kentteki kadınlar arasında, Fransız egemenliğine karşı bir direniş ağı kurdu sessiz sedasız; 1957’de dağa çıktı, sömürge ordusu tarafından yakalandı ve geriye hiçbir iz bırakmadan kaybedildi… Bu sıra dışı, açık sözlü, coşkulu ve tahsilli kadın, yaydığı enerjisiyle etrafındaki herkes için canlılığını korudu.
İki kızı, falcı arkadaşı, komşuları ve yol arkadaşları sesleriyle ona yeniden can veriyor…
“Bu roman, Süleyha ile söyleşmeyi arzu eden herkese önerilir; güçlü bir kadının ve insanlardan çok şey alıp götürmüş bir dönemin, insanın ta içine dokunan söyleşisi.” Jochen Marmit
-
Nasıl Yapmalı 1. Cilt
Çernişevskiy Nasıl Yapmalı?’yı 4 Aralık 1862 ile 4 Nisan 1863 arasını kapsayan dört aylık sürede, Petropavlovsk zindanında yazdı. Ama dört ayda yazılan bu romanın Rus toplum hayatı üzerinde yarattığı sarsıntı öyle büyük oldu ki, Dostoyevskiy ve Tolstoy’dan Kropotkin ve Lenin’e kadar pek çok yazın ve eylem adamı, kimi yerin dibine batırarak, kimi yücelterek “Nasıl Yapmalı?”yı konuştu, tartıştı. Kropotkin’in belirttiğine göre Nasıl Yapmalı?, dönemin Rus gençliği için bir tür siyasal program niteliğine büründü. Nasıl Yapmalı?’nın içeriği son derece kapsamlıdır. Yine de, bu roman neyi anlatıyor sorusuna yeni insanları anlatıyor denilse bu hem kısa, hem de doğru bir yanıt olacaktır.
-
Nisan Sabahı
Bir yanda teknolojinin bütün olanaklarının seferber edilmesiyle oluşturulan muhteşem(!) emperyalist orduları, öte yanda ilkel araçlarla donanmış halk orduları… Ama birincisi ne için vuruştuğunu bilmediği için sürekli bir korku ve tedirginlik içerisinde, ikincisi ise ne için dövüştüğünü ve neyin uğruna ölmekte olduğunu bilmenin coşkusu içinde…
Nisan Sabahı’nda, on beş yaşında bir genç olan Adam Cooper’ın açısından sokuluyor olaylara Fast. Bu nedenle de, insanın içine yağmur yağmur işleyen ince bir duyarlık egemen romana. İnsan, elinde olmadan olayın akışına kapılıyor, kendini Adam Cooper’la özdeşleştiriyor. Onun üzüldüğü yerde üzülüp, sevindiği yerde seviniyor. Bu, özellikle toplumsal içerikli ürün verme çabasında olan bir sanatçı için, büyük bir başarıdır. Fast, bu işi, Adam Cooper’ın savaş karşısındaki tutumu kadar, aile içi çatışkılarını, babasıyla olan ilişkilerini ve İngilizlerin köye doğru ilerlemeleri üzerine içinde beliren savaşa katılma özlemlerini de anlatarak başarıyor. Bu nedenle de, bir uzun gün süren mücadele sonunda Cooper’da oluşan değişiklikleri (korku ve heyecanlarla birlikte) ustalıkla sergiliyor.
-
Oder Kıyısında İlkbahar
Oder Kıyısında İlkbahar, Sovyet Ordusu’nun, 2. Dünya Savaşı’nı kazandıktan sonra Berlin’e yürüyüşünü öykülüyor. Zafer kazanmış herhangi bir orduyla, insanlık, özgürlük ve eşitlik için dövüşmüş bir ordunun farkı, Kazakeviç’in dikkatli ve ironik anlatımıyla belirginleşiyor. Yıldız‘ın devamı olarak da okunabilecek bu roman, tarihi yaşayanlardan öğrenmek isteyeceklerle gelecekten ümit kesmemiş olanlar için yazılmış.
-
Olağandışı Bir Yaz 2. Cilt
Devrimin Denikin’in Beyaz Orduları’nı ve onun destekçisi dış güçleri yendiği günlerin, 1919 yılının romanı Olağan Dışı Bir Yaz. Devrim öncesinin anlatıldığı İlk Sevinçler‘in devamı olan bu iki cilt, hem roman kahramanlarının yaşamlarının hem de bütünüyle açık aktarılmamış olayların arka planlarını da yansıtıyor. Romanda Çarlık döneminde profesyonel devrimcilerin çalışmaları, yaşamları anlatılırken, ilk cilde ek yapılmakla yetinilmiyor, dünyayı sarsan bir devrimin kökleri de açıklanıyor. Konstantin Fedin’in, Stalin Ödülü’nü kazanan bu romanı, güzel bir gelecek için savaşanların çabalarının boşa gitmediğinin kanıtı.
-
Olağandışı Bir Yaz 1. Cilt
Devrimin Denikin’in Beyaz Orduları’nı ve onun destekçisi dış güçleri yendiği günlerin, 1919 yılının romanı Olağan Dışı Bir Yaz. Devrim öncesinin anlatıldığı İlk Sevinçler‘in devamı olan bu iki cilt, hem roman kahramanlarının yaşamlarının hem de bütünüyle açık aktarılmamış olayların arka planlarını da yansıtıyor. Romanda Çarlık döneminde profesyonel devrimcilerin çalışmaları, yaşamları anlatılırken, ilk cilde ek yapılmakla yetinilmiyor, dünyayı sarsan bir devrimin kökleri de açıklanıyor. Konstantin Fedin’in, Stalin Ödülü’nü kazanan bu romanı, güzel bir gelecek için savaşanların çabalarının boşa gitmediğinin kanıtı.
-
Olgunlaşma
Madencinin Sınav Günleri’nin devamı niteliğindeki Olgunlaşma 1939’da yayınlandı. Lewis Jones’un “Bir madenci kasabasının öyküsü” üst başlığı ile ortaklaştırdığı bu iki romanda yirminci yüzyılın başlarında İngiltere’nin Güney Galler bölgesinde kömür ocaklarıyla ünlü bir kasaba anlatılıyor. Roman kişileri, bu kasabada yaşayan maden işçileri. Özellikle kasabadaki bir ailenin bireyleri aracılığıyla hem özel bir gelişimin hem de çevredeki işçi yaşamının tarihi aktarılıyor. Madencilerin her yerde karşılaştığı olaylar bu romanda da var: Grizu patlaması, grev, direniş, çatışmalar, örgütlenme çalışmaları, kötü koşullar… Ama bunları yaşayan insanlar, başka yazarların ulaşamayacağı biçimde öyle canlı, içten, ayrıntılı anlatılmış ki, onların kendileriyle ve çevreleriyle mücadele ede ede nasıl geliştiğine, emekçi insanın temel değerlerinin nasıl oluştuğuna eşsiz bir tanıklık çıkmış ortaya. Madenci hareketinin olgunluk dönemini anlatan Olgunlaşma, yazarın ilk kitabı gibi hem edebiyat düzeyi yüksek, hem belgesel önemi büyük bir roman.
-
Paris Düşerken
Paris Düşerken, Fırtına ve Dipten Gelen Dalga’dan oluşan nehir roman, 20. yüzyılın en hareketli dönemini tüm tarafları ve çeşitli yönleriyle tasvir eden dev bir eserdir.
Savaşın ayak seslerinin duyulduğu 1930’ların ikinci yarısından soğuk savaş rüzgârlarının Avrupa’yı içine aldığı 1950’li yıllara kadar uzanan dönemi kapsayan bu eserin ilk kitabını oluşturan Paris Düşerken’de, yayılmacı Hitler faşizminin işgali altındaki Paris’te toplumun farklı kesimleri üzerine projektör tutulur. Bir yanda işgalcilere çıkar hesaplarıyla bağlı olan yönetici elit ile burjuvazi, diğer yanda faşizme karşı yurt savunması için örgütlenen direnişçiler bu saflaşmanın iki ana kesimini oluşturmaktadır. İşgal günlerinde, her şeylerini geride bırakarak, kafileler halinde kentlerini terk eden Parislilerin trajedisi, uluslararası diplomasinin satranç tahtasında yapılan hamleler, cepheden gelen bozgun haberleri, direniş hareketini örgütleme çabaları… Avrupa’nın çehresini değiştiren kanlı olaylar, bu olaylara sahne olan ülkeler, savaşın karşıt kutuplarında yer alan kahramanlar…
Yüzyılın en büyük romanlarından sayılan ve sayısız dilde basılarak milyonlarca insan tarafından beğeniyle okunan bir klasik…
-
Tröst
“Tröst adlı romanım bir Amerikan tröstünün etkinlikleri sonucu Avrupa’nın yok edilişinin tarihidir. Bu aynı zamanda bu taşlama, bir yergi olup, şimdi bile onu ‘Üçüncü Dünya Savaşının Olayları’ başlığı altında yeniden yazabilirim.
Avrupa benim gözümde bir mezarlık değil, kimi zaman sevimli, kimi zaman sevimsiz bir savaş alanı olmuştur. Gençliğimde Paris’teyken orasını böyle görmüştüm, 1922’de tedirgin Berlin’e vardığımda onu gene böyle buldum.” İlya Ehrenburg
-
Tütün 2. Cilt
Elinizdeki cilt, birinci kitapta olgunlaşan çelişkilerin çözümlendiği, Bulgar işçi ve emekçilerinin partisinin, tröstün gelişimiyle simgelenen faşist yayılmacılığa karşı kesin zafer kazandığı sürecin romanıdır. Yurtseverlerle işbirlikçiler arasındaki kesin saflaşmanın tümüyle berraklaştığı bir ortamda insanın değişmesinin, dönüşmesinin, çürümenin ortasında canlı kalmayı başarmış erdemin ve derin bir sağduyunun, diyalektik bir kavrayışla açığa çıktığı bu kitap, içinde yaşamaya devam ettiğimiz çelişkilerin anlaşılmasını kolaylaştırıyor. Tütün; insanı hiçe sayan eski bir dünyanın çatlaklarından doğarak serpilen ve eski kabuğu parçalayan yeni ve insani bir dünyanın öyküsü, yüzyılın ortasındaki yangının ortasında yeşeren umudun aynası.
-
Tütün 1. Cilt
Elinizdeki cilt, İkinci Dünya Savaşı öncesinde hızla yükselen ve dünya için ciddi bir tehdit haline gelmekte olan Nazizmin Bulgar işbirlikçileri aracılığıyla ülkeye hakim olma sürecinde kurduğu ikiyüzlü ilişkileri, öldürücü rekabeti, entrikaları ve dolapları gözler önüne seriyor. Bunun yanı sıra işçi hareketindeki tartışmalar, partizan mücadelesinin örgütlenmesi sırasında yaşananlar da bu ülkeyi bütün o dönem boyunca alt üst eden çalkantılarıyla anlatılıyor. Çelişkilerin bunca keskinleştiği bir zaman diliminde sınıf çatışmasında yer aldıkları konuma göre ayrı kamplara düşen kardeşlerin, aşıkların, kararsızlık içindeki orta sınıf aydınlarının düşünsel çalkantıları ustaca sergileniyor. Tütün; insanı hiçe sayan eski bir dünyanın çatlaklarından doğarak serpilen yeni ve insani bir dünyanın öyküsü, yüzyılımız ortasında yeşeren umudun aynası.
-
Ve Durgun Akardı Don 4. Cilt
Ve Durgun Akardı Don, Don bölgesinin destanıdır. Eser, bir Kazak ailesi ekseninde Don bölgesini ve savaşın, devrimin ve iç savaşın bölgeye yansıyışını çok yönlü, derinlemesine ve bir o kadar da sade bir dille anlatır. Birinci ciltte Don Kazaklarının Çar dönemindeki yaşam koşulları, gelenekleri, görenekleriyle dile getirilir. Bu cilt, nehir romanının kahramanlarını ve ruh durumlarını da tanıtır. İkinci cilt, Birinci Dünya Savaşı, 1917 Ekim Devrimi’yle, roman kahramanlarının bu olaylardaki durumuna ayrılmıştır. Üçüncü ve dördüncü ciltlerde Don Kazaklarının ayaklanmaları, Don bölgesinde kurulan bağımsız cumhuriyetler, İç Savaş ve Avrupa’nın bu iç savaştaki rolü irdelenir. Bu kargaşada savrulan kahramanlarla canlı bir belgesel ve çağdaş bir destan sergiler Şolohov. Bozkır çiçekleri kadar canlı ve birbirine benzemez insanlarıyla, yaşanmışlığın sahiciliği ve olağanüstü anlatımıyla Ve Durgun Akardı Don, tüm zamanların en önemli romanlarındandır.
-
Ve Durgun Akardı Don 3. Cilt
Ve Durgun Akardı Don, Don bölgesinin destanıdır. Eser, bir Kazak ailesi ekseninde Don bölgesini ve savaşın, devrimin ve iç savaşın bölgeye yansıyışını çok yönlü, derinlemesine ve bir o kadar da sade bir dille anlatır. Birinci ciltte Don Kazaklarının Çar dönemindeki yaşam koşulları, gelenekleri, görenekleriyle dile getirilir. Bu cilt, nehir romanının kahramanlarını ve ruh durumlarını da tanıtır. İkinci cilt, Birinci Dünya Savaşı, 1917 Ekim Devrimi’yle, roman kahramanlarının bu olaylardaki durumuna ayrılmıştır. Üçüncü ve dördüncü ciltlerde Don Kazaklarının ayaklanmaları, Don bölgesinde kurulan bağımsız cumhuriyetler, İç Savaş ve Avrupa’nın bu iç savaştaki rolü irdelenir. Bu kargaşada savrulan kahramanlarla canlı bir belgesel ve çağdaş bir destan sergiler Şolohov. Bozkır çiçekleri kadar canlı ve birbirine benzemez insanlarıyla, yaşanmışlığın sahiciliği ve olağanüstü anlatımıyla Ve Durgun Akardı Don, tüm zamanların en önemli romanlarındandır.
-
Ve Durgun Akardı Don 2. Cilt
Ve Durgun Akardı Don, Don bölgesinin destanıdır. Eser, bir Kazak ailesi ekseninde Don bölgesini ve savaşın, devrimin ve iç savaşın bölgeye yansıyışını çok yönlü, derinlemesine ve bir o kadar da sade bir dille anlatır. Birinci ciltte Don Kazaklarının Çar dönemindeki yaşam koşulları, gelenekleri, görenekleriyle dile getirilir. Bu cilt, nehir romanının kahramanlarını ve ruh durumlarını da tanıtır. İkinci cilt, Birinci Dünya Savaşı, 1917 Ekim Devrimi’yle, roman kahramanlarının bu olaylardaki durumuna ayrılmıştır. Üçüncü ve dördüncü ciltlerde Don Kazaklarının ayaklanmaları, Don bölgesinde kurulan bağımsız cumhuriyetler, İç Savaş ve Avrupa’nın bu iç savaştaki rolü irdelenir. Bu kargaşada savrulan kahramanlarla canlı bir belgesel ve çağdaş bir destan sergiler Şolohov. Bozkır çiçekleri kadar canlı ve birbirine benzemez insanlarıyla, yaşanmışlığın sahiciliği ve olağanüstü anlatımıyla Ve Durgun Akardı Don, tüm zamanların en önemli romanlarındandır.
-
Ve Durgun Akardı Don 1. Cilt
Ve Durgun Akardı Don, Don bölgesinin destanıdır. Eser, bir Kazak ailesi ekseninde Don bölgesini ve savaşın, devrimin ve iç savaşın bölgeye yansıyışını çok yönlü, derinlemesine ve bir o kadar da sade bir dille anlatır. Birinci ciltte Don Kazaklarının Çar dönemindeki yaşam koşulları, gelenekleri, görenekleriyle dile getirilir. Bu cilt, nehir romanının kahramanlarını ve ruh durumlarını da tanıtır. İkinci cilt, Birinci Dünya Savaşı, 1917 Ekim Devrimi’yle, roman kahramanlarının bu olaylardaki durumuna ayrılmıştır. Üçüncü ve dördüncü ciltlerde Don Kazaklarının ayaklanmaları, Don bölgesinde kurulan bağımsız cumhuriyetler, İç Savaş ve Avrupa’nın bu iç savaştaki rolü irdelenir. Bu kargaşada savrulan kahramanlarla canlı bir belgesel ve çağdaş bir destan sergiler Şolohov. Bozkır çiçekleri kadar canlı ve birbirine benzemez insanlarıyla, yaşanmışlığın sahiciliği ve olağanüstü anlatımıyla Ve Durgun Akardı Don, tüm zamanların en önemli romanlarındandır.
-
Yenilgiden Zafere
Yenilgiden Zafere, Bulgaristan Devrim Tarihinin 1921 ile ’44 yılları arasındaki en hareketli dönemini, en ilginç yönleriyle anlatan bir anı kitabı. Yazarın yaşamının temel çizgileri hatırlandığında, anıların kişisel anılar olmayacağı kendiliğinden anlaşılacaktır. Tsola Dragoyçeva, çok genç yaşlarda mücadeleye katılmıştır. Kanlı bir darbe ve devrim dönemi olan 1923-25 yıllarında Bulgaristan Komünist Partisi’nin gizli Askeri Örgütü’nde bir eylemcidir. 8 yıllık tutukluluğun ardından yeniden mücadelenin içindedir. Merkez Komite üyeliğine ve ardından da siyasi büro üyeliğine seçilmiş, ağır gizlilik koşullarında Merkez Komitesi örgütlenme sekreterliğini sürdürmüştür. Dünya devrim tarihi içinde son derece özgün bir yere sahip olan, zengin ve öğretici deneylerle dolu Bulgaristan Devriminin başlıca politik ve örgütsel sorunları; strateji ve taktik sorunları, silahlı ve barışçıl mücadelenin, açık ve gizli çalışmanın birleştirilmesi, birleşik cephe, örgüt yaşamı ve sorunları… Bu kitapta son derece çarpıcı bir şekilde ve coşkulu bir anlatımla dile getiriliyor.