67 sonuçtan 46-67 arası gösteriliyorEn yeniye göre sıralandı
-
Oder Kıyısında İlkbahar
Oder Kıyısında İlkbahar, Sovyet Ordusu’nun, 2. Dünya Savaşı’nı kazandıktan sonra Berlin’e yürüyüşünü öykülüyor. Zafer kazanmış herhangi bir orduyla, insanlık, özgürlük ve eşitlik için dövüşmüş bir ordunun farkı, Kazakeviç’in dikkatli ve ironik anlatımıyla belirginleşiyor. Yıldız‘ın devamı olarak da okunabilecek bu roman, tarihi yaşayanlardan öğrenmek isteyeceklerle gelecekten ümit kesmemiş olanlar için yazılmış.
-
Olağandışı Bir Yaz 2. Cilt
Devrimin Denikin’in Beyaz Orduları’nı ve onun destekçisi dış güçleri yendiği günlerin, 1919 yılının romanı Olağan Dışı Bir Yaz. Devrim öncesinin anlatıldığı İlk Sevinçler‘in devamı olan bu iki cilt, hem roman kahramanlarının yaşamlarının hem de bütünüyle açık aktarılmamış olayların arka planlarını da yansıtıyor. Romanda Çarlık döneminde profesyonel devrimcilerin çalışmaları, yaşamları anlatılırken, ilk cilde ek yapılmakla yetinilmiyor, dünyayı sarsan bir devrimin kökleri de açıklanıyor. Konstantin Fedin’in, Stalin Ödülü’nü kazanan bu romanı, güzel bir gelecek için savaşanların çabalarının boşa gitmediğinin kanıtı.
-
Olağandışı Bir Yaz 1. Cilt
Devrimin Denikin’in Beyaz Orduları’nı ve onun destekçisi dış güçleri yendiği günlerin, 1919 yılının romanı Olağan Dışı Bir Yaz. Devrim öncesinin anlatıldığı İlk Sevinçler‘in devamı olan bu iki cilt, hem roman kahramanlarının yaşamlarının hem de bütünüyle açık aktarılmamış olayların arka planlarını da yansıtıyor. Romanda Çarlık döneminde profesyonel devrimcilerin çalışmaları, yaşamları anlatılırken, ilk cilde ek yapılmakla yetinilmiyor, dünyayı sarsan bir devrimin kökleri de açıklanıyor. Konstantin Fedin’in, Stalin Ödülü’nü kazanan bu romanı, güzel bir gelecek için savaşanların çabalarının boşa gitmediğinin kanıtı.
-
Olgunlaşma
Madencinin Sınav Günleri’nin devamı niteliğindeki Olgunlaşma 1939’da yayınlandı. Lewis Jones’un “Bir madenci kasabasının öyküsü” üst başlığı ile ortaklaştırdığı bu iki romanda yirminci yüzyılın başlarında İngiltere’nin Güney Galler bölgesinde kömür ocaklarıyla ünlü bir kasaba anlatılıyor. Roman kişileri, bu kasabada yaşayan maden işçileri. Özellikle kasabadaki bir ailenin bireyleri aracılığıyla hem özel bir gelişimin hem de çevredeki işçi yaşamının tarihi aktarılıyor. Madencilerin her yerde karşılaştığı olaylar bu romanda da var: Grizu patlaması, grev, direniş, çatışmalar, örgütlenme çalışmaları, kötü koşullar… Ama bunları yaşayan insanlar, başka yazarların ulaşamayacağı biçimde öyle canlı, içten, ayrıntılı anlatılmış ki, onların kendileriyle ve çevreleriyle mücadele ede ede nasıl geliştiğine, emekçi insanın temel değerlerinin nasıl oluştuğuna eşsiz bir tanıklık çıkmış ortaya. Madenci hareketinin olgunluk dönemini anlatan Olgunlaşma, yazarın ilk kitabı gibi hem edebiyat düzeyi yüksek, hem belgesel önemi büyük bir roman.
-
Kızılcık Operasyonu
Kızılcık Operasyonu, Yücel Sarpdere’nin ikinci mizah romanı. Yazarın, büyük beğeni toplayan ilk romanı Vatandaş Abuzer, mizah silahını 12 Eylül dönemine doğrultmuştu. Kızılcık Operasyonu‘nda ise daha yakın bir dönemin olaylarına tanık oluyoruz. Romanın baş kahramanı Dilaver, aldığı cezalarla askerliği bir türlü bitmeyen, “kıdemli” bir askerdir. Bu arada birbirinden ilginç olaylar kahramanımızı önce sürgün bölüğüne, ardından da Somali’ye gidecek Türk bölüğü içinde ilk sıraya taşır. Ve sonra, beklenmedik bir dizi tesadüfün ardından, Dilaver’i askerlik görevini tamamlamış olarak küçük bir kıyı kasabasında görürüz. Olaylar birbirini kovalar, gelir, o adı büyük “operasyon”a dayanır… Bütün bu olaylar içinde toplumsal yapı, devlet organlarının işleyişi, insan ilişkileri keskin hatlarıyla karşımızda belirir. Katıla katıla gülme isteği uyandıran kitap, bizi yaşadığımız dünyanın gerçekleriyle yüz yüze getirerek ağzımızda acı bir tat da bırakıyor.
-
Paris Düşerken
Paris Düşerken, Fırtına ve Dipten Gelen Dalga’dan oluşan nehir roman, 20. yüzyılın en hareketli dönemini tüm tarafları ve çeşitli yönleriyle tasvir eden dev bir eserdir.
Savaşın ayak seslerinin duyulduğu 1930’ların ikinci yarısından soğuk savaş rüzgârlarının Avrupa’yı içine aldığı 1950’li yıllara kadar uzanan dönemi kapsayan bu eserin ilk kitabını oluşturan Paris Düşerken’de, yayılmacı Hitler faşizminin işgali altındaki Paris’te toplumun farklı kesimleri üzerine projektör tutulur. Bir yanda işgalcilere çıkar hesaplarıyla bağlı olan yönetici elit ile burjuvazi, diğer yanda faşizme karşı yurt savunması için örgütlenen direnişçiler bu saflaşmanın iki ana kesimini oluşturmaktadır. İşgal günlerinde, her şeylerini geride bırakarak, kafileler halinde kentlerini terk eden Parislilerin trajedisi, uluslararası diplomasinin satranç tahtasında yapılan hamleler, cepheden gelen bozgun haberleri, direniş hareketini örgütleme çabaları… Avrupa’nın çehresini değiştiren kanlı olaylar, bu olaylara sahne olan ülkeler, savaşın karşıt kutuplarında yer alan kahramanlar…
Yüzyılın en büyük romanlarından sayılan ve sayısız dilde basılarak milyonlarca insan tarafından beğeniyle okunan bir klasik…
-
Kocakurt
Ahmet Say’ın bu romanı yakın tarihimizin en önemli dönemlerinden 1960-1970 arasını toplumumuzun değişik bir kesiminden yansıtıyor… Reklamcı ve partici Kocakurt ile bar kızı Züleyha’nın serüvenini izlerken okur hem hapishaneden eğlence yerlerine o dönemin ilginç mekanlarını dolaşırken değişik kesimden insanları tarihsel dönemin değişen ve değişemeyen koşullarında tanıyacak.
“Ahmet Say’ın yenilerde yayımlanan ilk romanı Kocakurt’la ayrı bir ilgi uyandıracağı kanısındayım. 1950 kuşağı, 1960 kuşağı öykücülerinde pek rastlanmayan bir humor’la, eğleniyle dolup taşan bir anlatımı var Ahmet Say’ın. Argoyu da çok güzel kullanıyor, öyle 20-30 sözcüğün içine sıkışıp kalmıyor; şiirsel bir gerilim, içeriğe uygun bir anlatım kıvamı tutturuyor. Bu niteliğiyle Kocakurt’u bir solukta okuyup bitiriveriyorsunuz. Üstelik Ahmet Say’ın romanının gerisinde Türkiye’ye özgü bir tarihsel şema da var. Ahmet Say bir yerde bir Brecht esprisiyle yaklaşıyor insanlara. Kocakurt’un serüveniyle Türkiye’nin son çeyrek yüzyılda uğradığı tarihsel değişmeler arasında bağlar kuruyor.” Cemal Süreya
-
Tröst
“Tröst adlı romanım bir Amerikan tröstünün etkinlikleri sonucu Avrupa’nın yok edilişinin tarihidir. Bu aynı zamanda bu taşlama, bir yergi olup, şimdi bile onu ‘Üçüncü Dünya Savaşının Olayları’ başlığı altında yeniden yazabilirim.
Avrupa benim gözümde bir mezarlık değil, kimi zaman sevimli, kimi zaman sevimsiz bir savaş alanı olmuştur. Gençliğimde Paris’teyken orasını böyle görmüştüm, 1922’de tedirgin Berlin’e vardığımda onu gene böyle buldum.” İlya Ehrenburg
-
Kuzeyden Geldiler
“Kuzeyden Geldiler Türkiye okuyucusunu bugüne dek bilmediği bir coğrafyaya götürüyor. Türkiye ile Suriye arasında sınırın olmadığı bir sınıra. Osmanlı oralarda yok oluşunun acısını Kürtlerden, Araplardan, Süryanilerden çıkarıyor. Aşiretleri bölüyor, birbirine kırdırtıyor. Öldürüyor, öldürtüyor. Bir sınır boyu hep acılar yaşıyor tarihinde. Bugün de…” Ömer Polat
-
Tütün 2. Cilt
Elinizdeki cilt, birinci kitapta olgunlaşan çelişkilerin çözümlendiği, Bulgar işçi ve emekçilerinin partisinin, tröstün gelişimiyle simgelenen faşist yayılmacılığa karşı kesin zafer kazandığı sürecin romanıdır. Yurtseverlerle işbirlikçiler arasındaki kesin saflaşmanın tümüyle berraklaştığı bir ortamda insanın değişmesinin, dönüşmesinin, çürümenin ortasında canlı kalmayı başarmış erdemin ve derin bir sağduyunun, diyalektik bir kavrayışla açığa çıktığı bu kitap, içinde yaşamaya devam ettiğimiz çelişkilerin anlaşılmasını kolaylaştırıyor. Tütün; insanı hiçe sayan eski bir dünyanın çatlaklarından doğarak serpilen ve eski kabuğu parçalayan yeni ve insani bir dünyanın öyküsü, yüzyılın ortasındaki yangının ortasında yeşeren umudun aynası.
-
Tütün 1. Cilt
Elinizdeki cilt, İkinci Dünya Savaşı öncesinde hızla yükselen ve dünya için ciddi bir tehdit haline gelmekte olan Nazizmin Bulgar işbirlikçileri aracılığıyla ülkeye hakim olma sürecinde kurduğu ikiyüzlü ilişkileri, öldürücü rekabeti, entrikaları ve dolapları gözler önüne seriyor. Bunun yanı sıra işçi hareketindeki tartışmalar, partizan mücadelesinin örgütlenmesi sırasında yaşananlar da bu ülkeyi bütün o dönem boyunca alt üst eden çalkantılarıyla anlatılıyor. Çelişkilerin bunca keskinleştiği bir zaman diliminde sınıf çatışmasında yer aldıkları konuma göre ayrı kamplara düşen kardeşlerin, aşıkların, kararsızlık içindeki orta sınıf aydınlarının düşünsel çalkantıları ustaca sergileniyor. Tütün; insanı hiçe sayan eski bir dünyanın çatlaklarından doğarak serpilen yeni ve insani bir dünyanın öyküsü, yüzyılımız ortasında yeşeren umudun aynası.
-
Ve Durgun Akardı Don 4. Cilt
Ve Durgun Akardı Don, Don bölgesinin destanıdır. Eser, bir Kazak ailesi ekseninde Don bölgesini ve savaşın, devrimin ve iç savaşın bölgeye yansıyışını çok yönlü, derinlemesine ve bir o kadar da sade bir dille anlatır. Birinci ciltte Don Kazaklarının Çar dönemindeki yaşam koşulları, gelenekleri, görenekleriyle dile getirilir. Bu cilt, nehir romanının kahramanlarını ve ruh durumlarını da tanıtır. İkinci cilt, Birinci Dünya Savaşı, 1917 Ekim Devrimi’yle, roman kahramanlarının bu olaylardaki durumuna ayrılmıştır. Üçüncü ve dördüncü ciltlerde Don Kazaklarının ayaklanmaları, Don bölgesinde kurulan bağımsız cumhuriyetler, İç Savaş ve Avrupa’nın bu iç savaştaki rolü irdelenir. Bu kargaşada savrulan kahramanlarla canlı bir belgesel ve çağdaş bir destan sergiler Şolohov. Bozkır çiçekleri kadar canlı ve birbirine benzemez insanlarıyla, yaşanmışlığın sahiciliği ve olağanüstü anlatımıyla Ve Durgun Akardı Don, tüm zamanların en önemli romanlarındandır.
-
Ve Durgun Akardı Don 3. Cilt
Ve Durgun Akardı Don, Don bölgesinin destanıdır. Eser, bir Kazak ailesi ekseninde Don bölgesini ve savaşın, devrimin ve iç savaşın bölgeye yansıyışını çok yönlü, derinlemesine ve bir o kadar da sade bir dille anlatır. Birinci ciltte Don Kazaklarının Çar dönemindeki yaşam koşulları, gelenekleri, görenekleriyle dile getirilir. Bu cilt, nehir romanının kahramanlarını ve ruh durumlarını da tanıtır. İkinci cilt, Birinci Dünya Savaşı, 1917 Ekim Devrimi’yle, roman kahramanlarının bu olaylardaki durumuna ayrılmıştır. Üçüncü ve dördüncü ciltlerde Don Kazaklarının ayaklanmaları, Don bölgesinde kurulan bağımsız cumhuriyetler, İç Savaş ve Avrupa’nın bu iç savaştaki rolü irdelenir. Bu kargaşada savrulan kahramanlarla canlı bir belgesel ve çağdaş bir destan sergiler Şolohov. Bozkır çiçekleri kadar canlı ve birbirine benzemez insanlarıyla, yaşanmışlığın sahiciliği ve olağanüstü anlatımıyla Ve Durgun Akardı Don, tüm zamanların en önemli romanlarındandır.
-
Ve Durgun Akardı Don 2. Cilt
Ve Durgun Akardı Don, Don bölgesinin destanıdır. Eser, bir Kazak ailesi ekseninde Don bölgesini ve savaşın, devrimin ve iç savaşın bölgeye yansıyışını çok yönlü, derinlemesine ve bir o kadar da sade bir dille anlatır. Birinci ciltte Don Kazaklarının Çar dönemindeki yaşam koşulları, gelenekleri, görenekleriyle dile getirilir. Bu cilt, nehir romanının kahramanlarını ve ruh durumlarını da tanıtır. İkinci cilt, Birinci Dünya Savaşı, 1917 Ekim Devrimi’yle, roman kahramanlarının bu olaylardaki durumuna ayrılmıştır. Üçüncü ve dördüncü ciltlerde Don Kazaklarının ayaklanmaları, Don bölgesinde kurulan bağımsız cumhuriyetler, İç Savaş ve Avrupa’nın bu iç savaştaki rolü irdelenir. Bu kargaşada savrulan kahramanlarla canlı bir belgesel ve çağdaş bir destan sergiler Şolohov. Bozkır çiçekleri kadar canlı ve birbirine benzemez insanlarıyla, yaşanmışlığın sahiciliği ve olağanüstü anlatımıyla Ve Durgun Akardı Don, tüm zamanların en önemli romanlarındandır.
-
Ve Durgun Akardı Don 1. Cilt
Ve Durgun Akardı Don, Don bölgesinin destanıdır. Eser, bir Kazak ailesi ekseninde Don bölgesini ve savaşın, devrimin ve iç savaşın bölgeye yansıyışını çok yönlü, derinlemesine ve bir o kadar da sade bir dille anlatır. Birinci ciltte Don Kazaklarının Çar dönemindeki yaşam koşulları, gelenekleri, görenekleriyle dile getirilir. Bu cilt, nehir romanının kahramanlarını ve ruh durumlarını da tanıtır. İkinci cilt, Birinci Dünya Savaşı, 1917 Ekim Devrimi’yle, roman kahramanlarının bu olaylardaki durumuna ayrılmıştır. Üçüncü ve dördüncü ciltlerde Don Kazaklarının ayaklanmaları, Don bölgesinde kurulan bağımsız cumhuriyetler, İç Savaş ve Avrupa’nın bu iç savaştaki rolü irdelenir. Bu kargaşada savrulan kahramanlarla canlı bir belgesel ve çağdaş bir destan sergiler Şolohov. Bozkır çiçekleri kadar canlı ve birbirine benzemez insanlarıyla, yaşanmışlığın sahiciliği ve olağanüstü anlatımıyla Ve Durgun Akardı Don, tüm zamanların en önemli romanlarındandır.
-
Oyun Değil!
Yılmaz Onay bu romanda, 12 Eylül’ün karanlığında belli belirsiz başlayan bir ilk gençlik aşkının öyküsünü 2000’li yıllara taşırken, varoşlardan “mutena semtler”e, yanmayan sokak lambalarından holding gazetelerine uzanan sürükleyici bir toplumsal panorama çiziyor.
-
Paralı Asker
Vatandaş Abuzer, Can Dostu, Kızılcık Operasyonu, Ruhsatsız Sözcükler kitaplarının yazarı Yücel Sarpdere bu kez Paralı Asker romanı ile okuyucuyla buluşuyor.
Sarpdere kara mizah tarzındaki yeni kitabı ile okurun dikkatini bir kez daha toplumsal gerçeklere ve yaşanan çelişkilere çekiyor. Bunu yaparken de güçlü bir eleştiri silahına başvuruyor: Mizah!Paralı Asker, toplumsal yaşantımıza şekil veren kurum ve kuralların absürd yapılanmasını bir şehrin kurtarılma hikâyesi içerisinde anlatırken bir solukta okuma isteği uyandıran bir çalışma.
-
Sarı İt
Sarı İt, edebiyatımızın ilk işçi romanlarındandır. İşçi sınıfının toplumsal hayata ağırlığını koyduğu, grevlerin filizlenip serpildiği bir dönemi, 1960’lar Türkiyesini konu alır. İşçilerin çalışma koşulları, patronlarla girdikleri mücadeleler, işçi-sendika ilişkileri, işçilerin yaşadığı semtler, aile ilişkileri, günlük yaşayışları, aşkları… Canlı, çarpıcı diyaloglarla örülü akıcı bir dille tasvir edilir.
-
Toprak Kokusu
”Reşat Enis, romanımızın temel taşlarından birisidir. Getirdikleri, götürdükleri tartışılabilir, ama onun bir yönü tartışılmaz, sonsuz namusu ve halk sevgisi. Bu sessiz, karınca gibi çalışkan adam gerçekçi romanımızın babalarından oldu. Toprak Kokusu‘nda belki evrenin, insanın, doğanın büyük şiirini bulamayız ama, insanın katı gerçeğine başımızı küt diye vurur irkiliriz. O, hep irkilten bir yazardı. Onun için ilk Çukurova romanını yazdı. Bu kaynaşan, Anadolu’nun yüreğinin attığı yeri ilk o dile getirdi ve ondan sonra gelenlere bir çığır da olsa, yolu o çizdi. İlk işçi romanını da yazanlardan birisi, belki de birincisi odur. Bizim romanımız, toplumumuz tartışılırken, sağlıklı bir dönemde, Reşat Enis adı en çok anılan adlar arasında olacaktır.” Yaşar Kemal
-
Vatandaş Abuzer
Vatandaş Abuzer ülkemizin karanlık dönemi 12 Eylül’ü ti’ye alan, cuntanın getirdiği boğucu havayı, polis merkezleri ve tutukevlerindeki uygulamaları, ikbal peşindeki işkenceci şefleri, kraldan çok kralcı komutanları; tüm zalimliklerine karşın zavallılıkları ve gülünçlükleriyle betimleyen bir roman. Vurdumduymaz, saf, açık sözlü konuşkan kahramanımız Abuzer, 12 Eylül’ün uygulamalarına çağdaş bir Bektaşi tavrıyla katlanırken, bu heybetli zalim devin, aslında toplumsal destekten yoksun, gülünç ve zavallı bir fani olduğunu gösteriyor bizlere. Kaba zulme, silahlı çaresizliğe gülmemizi, alaya almamızı sağlıyor.
Alay konusu olanın, ömrü de uzun olmaz!
-
Yazılar Filmatik
Yazılar Filmatik‘te Avrupa’ya çalışmaya giden baba-anne-oğul’dan oluşan bir ailenin öyküsü anlatılıyor. Fakat anne, gittikten hemen sonra yurduna geri döner. Baba-oğul orada yıllarca birlikte yaşarlar. Çocuk delikanlı olunca artık tam bir Hollandalıdır; dilinden, davranışlarından onu yabancı saymak olanaksızdır. Ancak delikanlı, bir gün, “yabancılığını” suratına çarpan bir olay yaşar. Bir Hollandalı gibi yetişmiş olan genç, derinden sarsılır ve kendi öz kaynaklarına dönme kararı verir, Türkiye’ye gelir. Bu kez de yıllarca ayrı kaldığı annesi ve kendi yurttaşları karşısında “yabancı” gibi hisseder kendini…Yabancı olmanın getirdiği eziklik içindeki bir gencin, ancak delikanlılık döneminde keşfedebildiği anne ve yurt sevgisi ile kimlik arayışının duyarlı bir anlatımı… Bir sinema filmi senaryosu ile iç içe ve birbirine geçişlerle süren roman, sonradan filme de uyarlandı.
-
Yüzsüz Hayat
Yüzsüz Hayat, bir genç kızın aşk romanıdır. Tıp öğrencisi Nâre’nin tek istediği şey saf ve çocuksu aşkını doyasıya yaşamaktı. Ancak kadına şiddetin giderek arttığı bir toplumda töre, ilkel düşünceler ve geleneksel hükümler onun da çevresini kuşatır. Nefret ve düşmanlıkların çoğaldığı bir coğrafyada Nâre’nin payına düşen, aşkını bir uçurumun kıyısında giderek inada dönüştürmektir.
Evet, Yunus Nadi Roman Ödülü sahibi yazar Adnan Gerger, edebiyattaki önemli ve kalıcı konumunu perçinleyen bir romanla yeniden okurlarıyla buluşuyor. İmkânsız aşkların hâlâ var olduğunu, feodal yapı içerisinde bu aşkın nasıl bir başkaldırıya dönüştüğünü güncel olaylarla işleyen Adnan Gerger, bu romanında da çarpıcı kurgularla ve şaşırtıcı öykülerle yüreğimize usulca dokunmayı büyülü bir şekilde başarıyor. Edebiyatın tüm kalıplarını kıran yazar; masalımsı ve yalın bir dille düşleri ve gerçekleri ele aldığı Yüzsüz Hayat’ta, bizleri yüzsüzce yaşanan hayatları tanımaya ve sorgulamaya çağırıyor.
Yüzsüz Hayat’ı elinize aldığınızda nefes nefese okuyup bir solukta bitireceksiniz. ‘Niye böyle bitti?’diye de hayıflanacak, belki de Nâre’nin aşkını siz yaşatacak ve romanı kaldığı yerden alıp sürükleyeceksiniz…