Ginko Dijital Abonelik

Tüm Yayınlar

300’ün üzerinde kitaba EPUB, onlarca dergiye PDF formatında ulaşabilir ve cihazınıza yükleyebilirsiniz.

  • Açık Çekmece
    (0)

    Açık Çekmece

    “1943 doğumlu Selim Esen, çocukluk yıllarından başlayarak ister istemez tanık olduğu ilginç olaylara, henüz yirmili yaşlara geldiği zaman, 1960’lı yıllarda noktayı koyuyor. Gözlem yapma yönünden insan yaşamının en gözü açık döneminden kalan izleri değerlendiriyor. İşte bu nedenle yarım yüzyıl kadar öncesinde yaşananları, o günlerin gözüyle anlatan bir kitaptır elinizdeki.

    Art arda sıralanan siyasi olayları yansıtırken, örneğin 1950’li yılların sonlarındaki kısır tartışmaları ve bunun karşıtı olan 1960’lı yılların coşkusunu, içtenlikli bir anlatımla sergiliyor. Üstelik yazar, konudan konuya atlamaktan hiç çekinmiyor. Renkli bir olaylar yumağını, dallı güllü bir kumaş gibi önünüze seriyor; yeri gelince de kumaşı katlayıp kaldırıyor, bir bakıyorsunuz, kitabın son sayfasına gelivermişsiniz.” Ahmet Say

  • Aç Harmanı
    (0)

    Aç Harmanı

    Aç Harmanı… Yürek burkan bir deyim. Zorda kalanın, ekinleri yeni olgunlaşmaya başladığında dövdüğü erken harman… Geçmişte kaldığını sandığımız gerçekler, değişik biçimlerle günümüzde de sürüyor. Kent sokaklarında iş bekleyenler, sabahın erinde çöp bidonlarını karıştıranlar, halk ekmek kuyruklarında bekleşenler bir başka aç harmanı dövmüyorlar mı sıkıntıyla…

    “Başaran, öykülerinde toplumsal gerçekleri içinde köy insanının dünyasını, duyguları, düşünceleri, gelenekleriyle var olma kavgası verişini işliyor. Sosyo-ekonomik yapıdaki değişimlerin onun dünyasındaki yansımalarını çiziyor. Klasik öykülemelerin sınırları içinde ama ustaca.”

  • Ağaçlar Çiçekteydi
    (0)

    Ağaçlar Çiçekteydi

    Ahmet Say, anılarını anlatırken aslında yakın tarihin siyasal olaylarını hatırlatıyor bize. Yaşanmış olayları aktaran bir yazarın tanıklığını, okurlar daha etkileyici bulacak, bundan eminiz. Üstelik Ahmet Say, içinde bulunduğu olayları kimi yerde öykü tadında yazmış; kimi zaman da portreler çizerek anlatmış. Ama katı gerçekliği dile getirmekten kaçınmamış.

  • Afrodit Buhurdanında Bir Kadın
    (0)

    Afrodit Buhurdanında Bir Kadın

    1937 yılında yayınlanan Afrodit Buhurdanında Bir Kadın, toplumun yoksul ve çalışan kesimlerin sorunlarını edebiyata taşıyan öncü eserlerdendir. İşçilerin yaşayışlarını, patronla ilişkilerini, çalışan ve yoksul kadının çifte sömürülüşünü ustalıkla ve tüm gerçekliği ile sergiler. Romanın baş kahramanı, akraba yanında büyüyen Yıldız adında anne-babasız bir kızdır. Yoz ev ortamı ve uğradığı onur kırıcı olaylar nedeniyle evden kaçar, önce daktiloluk, sonra fabrika işçiliği yapar. Ama düşük ücret ve ağır çalışma koşullarına daima, onun kadınlığını istismar teşebbüsleri eşlik eder. Yıldız yaşlı bir fabrika işçisiyle evlenir. Ama hastalanıp çalışmaz duruma düşen eşi ile çocuğunu geçindirmekte zorlanır, yardım talep etmek için çaldığı kapılarda, patron ve ustabaşların çirkin teklifleriyle karşılaşır, fuhuşa zorlanır…

  • Babeuf’ten Dimitrov’a Sosyalist Savunmalar
    (0)

    Babeuf’ten Dimitrov’a Sosyalist Savunmalar

    “Eğer sömürü varsa başkaldırı meşrudur.” Cellatlarının karşısında, böyle haykırdı 1789 Fransız Devrimi’nin proleter kahramanı Babeuf. Ve giyotine başı dik, “zafer kutlamaya gider gibi” gitti. Nice proleter ve sosyalist kahraman, Babeuf’un açtığı çığırdan yürüdü. Hem proleter yiğitliğin en katışıksız örneklerini sunarak, hem de yargılandıkları sanık sandalyesini, sömürenleri suçladıkları bir kürsüye dönüştürerek. Bu kitap, bu kahramanlardan bir bölümünü ele alıyor: Yaşamının neredeyse yarısını zindanlarda geçiren Paris proleterlerinin önderi Blanqui, bilimsel sosyalizmin kurucusu ve Köln yargılamalarında politik savunmanın eşsiz örneğini sunan Karl Marx, Alman sermaye çevrelerinin sömürgeci emellerini parlamento ve sanık sandalyesinde teşhir eden Baba ve oğul Liebknecht’ler, genç Sovyetler’in üzerine sürülen Fransız birliklerinde bir subayken, Sovyetlere yardım için donanmada isyan örgütleyen Andre Marty, darağacının gölgesinde geride kalanlara şiir tadında cesaret verici notlar bırakan Julius Fuçik. Ve Thaelmann’ın partisinin Nazi işkencehanelerindeki militanları, Bükreşli Demiryolu işçileri, Afrika ve Latin Amerika’nın antisömürgeci mücadelelerinin sembolleri ve Dimitrov…

    Leipzig yargılamalarında Dimitrov’u savunmaya çalışan avukat Marcel Willard, bu eserde, haksızlığa ve sömürüye karşı cesaretle mücadele tohumunu kuşaktan kuşağa aşılayan bu kahramanların mücadelelerini sayfalara taşırken, hem 19. yüzyıldan başlayarak sermaye sınıfı ile emekçiler arasındaki mücadelenin özellikleri hakkında canlı bilgiler veriyor hem de bir devrimcinin mahkeme karşısında takınacağı tutum hakkında eşsiz veriler, deneyler, öğütler sunuyor.

  • Akdeniz'in Rengi Mavi
    (0)

    Akdeniz’in Rengi Mavi

    Şiirleriyle ülkemizin yakın geçmişine tanıklık ediyor Gülsüm Cengiz. Bu yüzden, acı ve hüzün ağır basıyor şiirlerinde. Ancak bu hüzün insanda bir umutsuzluk değil, dünyayı yaşanır kılma isteği yaratıyor; umutla iç içe. Umudu, dünü bugüne taşıyan, bugünü yarına taşıyacak olan insanın eyleminde görüyor ozan.

  • Akdenizli Ozanlar
    (0)

    Akdenizli Ozanlar

    Uygarlıkların, mitolojinin, söylencelerin doğum yeri olmuş Batı Anadolu ve özellikle Bergama… Anadolu’daki ilk sağlık kuruluşu orada kuruldu. Doğal yöntemlerle sağaltım yöntemleri ilk orada uygulandı. Parşömen kağıdının doğum yeri Bergama’dır ve iki yüz bin ciltlik kitabıyla Asya’daki ilk kitaplık Bergama’da kuruldu… Homeros’un, Sappho’nun kenti, dört büyük tiyatrosu ve Zeus Sunağı ile ünlü Bergama. Bu özellikleriyle Bergama, Akdenizli ozanların da toplanma yeri oldu. Cengiz Bektaş’ın önerisi ile beş yıl boyunca Mayıs ayında Akdeniz’e kıyısı olan ülkelerden ozanlar, ülkemiz ozanlarıyla Bergama’da bir araya geldiler. Kimi ülkelerinde savaşların yaşandığı, savaş bulutlarının üzerinden eksik olmadığı bir bölgenin ozanları barışı, kültür kirlenmesini, ‘savaş kahreder’ diyen, o büyük destanların yaratıcısı Homeros’u, lirik şiirin simgesi Sappho’yu, şiiri ve trajediyi…tartıştılar, zevkle okuyacağınız bildiriler sundular. Cengiz Bektaş, onlarca ozanın katılımı ve bildirileriyle zenginleşen toplantıların belgelerini elden geçirdi, biçim vererek felsefe, mitoloji, şiir ve tarihin iç içe geçtiği bu kitabı ortaya çıkardı.

  • Akdenizli Şiirler
    (0)

    Akdenizli Şiirler

    “Zeytin, incir, üzüm… Hele zeytin. Sonra göçmen ürünler: limon, mandalina ve portakal… Defneyi, fesleğeni, ot çeşitlerini saymıyorum bile. Üstüne masmavi güneşli bir gökyüzüyle çivit rengi bir deniz. Hoşgörü ve ölümüne sevdalar. Yoksulluk ve yoksulluğun yanı sıra Akdeniz zenginliğinden kolayca pay almak isteyenlerin kışkırttığı savaşlar. Binlerce yıllık uygarlıkların yıkıntılarıyla, dünyaya egemen olan dinlerin beşiği olmak da car Akdenizlilikte.

    Peki bütün bunların yansıması nedir edebiyata?

    Dillerin çeşitliliğinin, inançların renklerinin coğrafyada birbirleriyle uyum içinde yer alması da, komşusuyla kan davası gütmek de doğal.

    Hem barıştan yana hem öfkesi burnunda halklar… Bu bölgesel bir karakter özelliği değil bence. Suç yoksullukta. Bunca zenginliğin ortasında çaresiz yaşamakta. Edebiyat bunu yansıtıyor elbette.” Sennur Sezer

  • Akşam Haberleri
    (0)

    Akşam Haberleri

    Akşam Haberleri, yaşanan günlerin şiir aynasından yansıyışı. Fotoğrafların, çığlıkların, gurbetlerin sözcüklere sığdırılmaya çalışılması. Unutulmuş masalların kardeş kaynaklardan doğup birbirine benzemez anadillerle anlatımı belki de. Ağıtların yerini sevda türküleri alsın diye ..

    Güneşi hiç görmemiş çiçeklerin kokusu çağırır geceyi. Orada, uzak güneyde, bu kokuyla sarsılır karanlık. Sevgiliyi öven şarkılar ışıldar ufukta: Ya leyl, ya habibi, elbi elbi.. Ne gecenin umurundadır, ne sevgilinin… Yalnızların incinir yüreği. Ölüm kibirlidir… Aşk acemi.

  • Alaycı Öyküler - Aradakiler
    (0)

    Alaycı Öyküler – Aradakiler

    – Toplu Öyküler 4. Kitap –

    Toplumcu edebiyatımızın köklerinden ve en güçlü çınarlarından Adnan Özyalçıner, kendisini “küçük öykücü” olarak tanımlar. Hayatın temel çelişmelerini, “küçük insan”ın dünyasındaki yansımalarıyla bulup anlatan bu öyküler, son derece yoğunlaştırılmış bir gerçekliği içerir ve bu bakımdan “atom çekirdeği” gibidir. Anlatılan olaylar, insanların, çevrelerindeki insanlarla, nesnelerle, bir bütün olarak dünyayla olan ilişkilerinin anlaşılması için bir çerçeve sunarlar. Her öykü, bir çatışma üzerine kurulur ve bu çelişkili yapı, hayatı hareket içinde yansıtır. Ama Özyalçıner, “sokakta ayna gezdiren” bir yazar değildir. Görünüşün ardından olup bitenleri, gerçekliğin içsel zenginliğini, görüntü yitip gittikten sonra da sürüp giden izleri görür ve gösterir. Kimi zaman ince bir ironi, kimi zaman düğümlenen bir acı, ama her zaman iyimserlik ve geleceğe güven duygusu taşıyan bu öyküler, tanımak, değişmek ve değiştirmek isteyenlere sesleniyor.

  • Albatros
    (0)

    Albatros

    2012 Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilen aklın ve vicdanın yazarı Ragıp Zarakolu, kaleme aldığı yazılarında barışın, özgürlüğün ve insan hakları mücadelesinin tavizsiz savunucusu oldu. Türkiye’de ezilen halklar kütüphanesi oluşturulmasında büyük katkısı olan yazarımızın, barışa çağrı niteliğinde olan yazılarını tutuklu yazarlarla dayanışma amacıyla Albatros adlı kitapta topladık.

  • Arap Dünyasında Ayaklanma
    (0)

    Arap Dünyasında Ayaklanma

    Arap Dünyasında Ayaklanma Arap halklarının ayaklanması ve uyanışını olabildiğince bütün yönleriyle kitaplaştırarak, sonuçlar çıkarmanın ürünüdür. Kitap, Mısır’daki Mübarek’in devrilmesinin ardından ve Libya’da Kaddafi’yi hedef alan ayaklanma sürerken kaleme alındı.

  • Arin & Mem û Zîn
    (0)

    Arin & Mem û Zîn

    Cuma Boynukara, Ateşle Gelen adlı oyununda Mezopotamya halk kültürüne ait söylenceleri kalkış noktası olarak kullanmış. Mem ile Zin’de ise 17. yüzyılda Ahmede Xani tarafından ilk kez yazıya geçirilen bir aşk destanını, tiyatro eseri olarak yeniden kaleme almış.

    Boynukara, her iki eserinde de insanın, yaradılışın, yaşamın ve düzenin tıkanma noktaları ile yüz yüze getiriyor bizi. İki eser de aşkın, ihtirasın, iyiliğin, kötülüğün, kardeşliğin ve düşmanlığın amansız mücadelesini aktarıyor.

    Boynukara’nın daha önce Türkçesi yayınlanan eserleri, yayınevimiz tarafından yazarının ana diline, Kürtçeye çevrilerek yeniden yayınlandı. Arin & Mem û Zîn adı ile yayınlanan Boynukara’nın oyunları Rahmetullah Karakaya ve Fehim Işık tarafından çevrildi.

  • Avrupa'da İslamcı Örgütler
    (0)

    Avrupa’da İslamcı Örgütler

    – Türkiye Kökenli –

    “Yapıtı okuyunca göreceğiniz gibi uzunca çalışmanın ve yılların birikiminin bir ürünü. Konu din, hem de İslam dini olunca böyle bir alana boylu boyunca girebilmek, çok yönlü araştırma yapmak; farklı görüşlerin, uçların mekik dokuduğu bir sahada o kadar kolay değil. Deyim yerinde ise mayın döşenmiş arazide yürürken ne kadar yol alınırsa…

    Avrupa’da en az 50 yıllık bir geçmişi olması nedeniyle çok geniş alana yayılmış ve her yaşta yüz binlerce insanı etkileyen Türkiye kökenli İslamcı akımların önemli yanlarını bulup çıkarmak yıllarımı aldı. Konuya bir yanından el atıp üstünü açmaya başladığımda, bu kadarını da beklemediğim bir gelişme ile karşılaştım. İnsanlar olup bitenleri, maddi ve manevi alanda çektikleri sıkıntıları bir bir anlatıyorlar, yazılı ve sözlü bilgi, belge vermekten çekinmiyorlardı. Din adına neler neler yapılmamıştı ki. Yapıtta anlatımlarla, söyleşilerle adı geçenlere ve geçmeyenlere; bu belgenin gün ışığına çıkmasına katkıları nedeniyle mutlu ve güneşli günler diliyorum.” Metin Gür

  • Ayak İzleri
    (0)

    Ayak İzleri

    Adnan Özyalçıner, öykülerinde yöneten-yönetilen çelişkisini, kapitalizmin kent yaşamında oluşturduğu dönüşümleri, değişen kentin, zorlaşan koşulların insanlara baskısını işler öykülerinde. Düşsel olanla gerçeği iç içe, güzelle çirkini yan yana verir. Yaşadığımız dünyanın, kentin, olayların kimi yanlarına öykünün merceğini tutarak yaşananların yeniden yorumlanmasını ister. Yazarımız bu kitabında gezi izlenimlerinden yola çıkıyor. Tunceli’nin, Diyarbakır’ın, Zonguldak’ın dağlarının, nehirlerinin, yollarının güzellikleriyle bu kentlerin insanlarının, bu kentleri görmek isteyenlerin yaşadıklarını yan yana getiriyor.

  • Aydınlık Gecelere Yolculuk
    (0)

    Aydınlık Gecelere Yolculuk

    İstanbul’dan uçakla başlayıp Moskova’ya ve Volga nehri üzerinden gemiyle St. Petersburg’a uzanan bir yolculuk.

    Ama bu yolculukta yalnızca gezilip görülecek yerler yoktur. Gemide geçen günlerde kültür-sanattan, politikadan cinselliğe; dünyayı, yaşamı anlamaya doğru yapılan konuşmalar, tartışmalar, dahası kavgalar… Yolcuları sürprizler beklemektedir.

    Gezi sona erdiğinde, evli evine, köylü köyüne… Bazıları için ise yolculuk İstanbul’a döndükten sonra başlayacaktır.

  • Bahol
    (0)

    Bahol

    Çiya Mazî’nin yeni kitabı Bahol‘de 14 öykü var. Öykü kahramanları bavullarını alıp yola çıkmışlar. Bavullarında memleketlerinin durumu, coğrafya ve toprakları üzerindeki sorunları ve üzerinde yaşayan insanların psikolojileri de var. Yaşamları giz ve garipliklerle dolu olan bu kahramanlar; ülkelerinde ve topraklarında nelere takılmışlar, nelerle sıkılmışlar, nelerle sevinmişler, nelerle ağlamış, nelerle gülmüşler, nasıl işkence ve zorbalık görmüşler ve yolda nelerle karşılaşmışlar… Hepsi derin bir anlam, fakat yumuşak ve ironik bir dille anlatılıyor.

  • Ben Bir Taşım
    (0)

    Ben Bir Taşım

    Müge Tuzcuoğlu: Kimliğimdeki doğum yılım 1983; 12 Eylül askerî darbesi ailem ve memleketimdeki derin izlerini, 80′ doğumlu bütün gençlerde olduğu gibi, bugün bile üzerimde barındırır. Ankara’da geçen bütün okul hayatımı, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’ndeki Antropoloji eğitimi ile bitirdim. Hayatımı etkileyen dönemlerden biri, 2002-2007 arasında Evrensel gazetesinde gazeteci olarak çalışmamdır. Bir diğer dönüm noktası ise Ankara’yı, okulu ve gazeteciliği birden anlamsız bulup bıraktıran bir başka olaydı: Uğur Kaymaz’ın öldürülmesi. Onun haberini yapmak artık bana yetmiyordu ve böylelikle 2008’de Diyarbakır’a aldığım otobüs biletinin temeli hazırlanmıştı. 3 yıla yakın bir süredir Diyarbakır’dayım. Hopalı-Laz bir genç kadın olarak Diyarbakır’da çocuklarla çalışıyorum. Halen, yoksullukla ilgili çalışmalar yürüten Sarmaşık Derneği’nde yöneticilik yapıyorum. Bütün bunların yanı sıra; benim en öz geçmiş ve geleceğimi; insanlara dair anlattığı hikâyeleri ve insanseverliği ile babam ve bütün yaşamımı beraber geçirdiğim, yanımda büyüyen “çocuk” kardeşim şekillendirmektedir…”Ben bir taşım!” demişti bir baba. “Ben çocuklarımın elini toprağa değdirmiyordum, kıyamadığım için. Bir gün oldu, ikisini birden yitirdim. Ben buna katlanabiliyorsam; demek ki ben bir taşım!”… 

  • Beyaz Mendil
    (0)

    Beyaz Mendil

    Nevzat Güngör, Beyaz Mendil’de insanların ellerinden zorla alınan hak ve özgürlüklerini, ayrımcılığın yarattığı çelişkileri, yaşama hakkının vazgeçilmezliğini anlatıyor. Özellikle de bütün bu demokratik haklardan yoksun bırakılan Kürt coğrafyasındaki Kürt insanının hallerini öyküleştirmiş. Bu insanların yaşadıklarını yer yer gerçeküstü gibi görünen aslında gerçeğin ta kendisi, gerçeğin de gerçeği olan bir anlatımla aktarıyor. Kimi yerde alaysılı kimi yerde hüzünlü kimi yerde acı mı acı bir dille. Her öykü bütün bu yaşananların insanlık onurunu, gelecek umudunu yok edemediğini, Kürt insanının tarihsel direncini sürdürdüğünü vurguluyor.

  • Ca Yo Ke Tîj Ti Ra Bena Vila
    (0)

    Ca Yo Ke Tîj Ti Ra Bena Vila

    “Ahmet Say binî halî merdimatî de rexneyî cemaatkî zaf hol dano. Nayê serkote vatişî ey de, hedîseyanî ke o neqil keno, goreyî nê hedîseyan yew hawayî şayî esto. Hîkayeya no nuştoxî ke bi nameyî “Rayerî Averşîyayişî” yew di aşm cuwa ver yew kovar de çap bibîy, bi rastî zaf weş bîy. Ez tehmîn kena Bayo Çehov zî biwendênî, verba no qeyde yew eser de heyfî xo ardênî. Lew nayênî mîyanî çimanî nuştox a. Vateyî mi noyo ke Ahmet Say o qeyde yew nuştoxo ke ganî bîyero teqîp kerdiş. O bi yew çend hîkayeyanî xo ya kuweno mîyanî hîkayenuştoxanî welatî ma yê tewr holan. Semedê yew nuştoxa no muhîm o. Senî ke yew qumaş metreyî xo yo verên ra bellî yo, hunermend zî o qeyde yo. Eger yew hunermend eseranî xo yê verênan de no îşaret nêdayo, ez bawer nikena ke o badê zaf xo aver bero. Ahmet Haşîm wexto ke hîna şîîra xo ya verên de kiştey golî û dadî xo ra behs kerdênî, Ahmet Haşîm bi. Nayê ma eşkenî semedî heme hunermendan vaji. Roportajan û hîkayeyanî verênan yê Yaşar Kemalî bifikirêni, şîîranî verênan yê Nazim Hîkmetî, şîîranî Yahya Kemalî bifikirêni. Winayo no. Ahmet Say zî pîl o. Ahmet Say sey noktayê destcikerdiş nika ra îşaretan û meyîlanî yew rayerî hunerî ke ma wazenî zaf derg birumo, dano.” Cemal Süreya 

    Daha önce yayınevimiz tarafından çıkarılan Güneşin Savrulduğu Yerden – Bingöl Hikayeleri adlı kitabımız şimdi de Zazaki çevirisiyle okurlarla buluşuyor.

  • 1917 Sovyet Devrimi 1. Cilt
    (0)

    1917 Sovyet Devrimi 1. Cilt

    Lenin önderliğindeki Rusya emekçileri tarafından 25 Ekim (7 Kasım) 1917 tarihinde gerçekleştirilen Sovyet Devrimi, 20. yüzyılın ve belki de insanlık tarihinin en önemli olaylarından biridir. Çağın temel karakteri bu devrimin doğurduğu sosyalist düzen ile kapitalizm arasındaki savaş tarafından belirlenmiştir. Bu büyük devrim pek çok eserde işlenmiştir. İki cilt halinde sunulan bu eser ise Sovyet Devrimi üzerine yapılmış en kapsamlı çalışmadır.

    Gorkiy, Molotov, Voroşilov, Kirov, Jdanov ve Stalin’in editörlüğünde Sovyet tarihçileri tarafından hazırlanan kapsamlı eserde öncelikle savaş içindeki Rusya’nın ayrıntılı bir tablosu çizilmektedir. Ardından Çarlığın yıkılışı ile sonuçlanan Şubat Devrimi, Şubat ile Ekim arasında cereyan eden olaylar ve nihayet Ekim Devrimi zengin kaynaklara başvurularak anlatılmaktadır. Tüm toplumsal sınıflar ile partilerin tutumları ayrıntıları ile incelenmekte, Bolşevik Partisi ve Lenin’in izlediği başarılı strateji bütün yönleriyle analiz edilmektedir.

  • 1917 Sovyet Devrimi 2. Cilt
    (0)

    1917 Sovyet Devrimi 2. Cilt

    Lenin önderliğindeki Rusya emekçileri tarafından 25 Ekim (7 Kasım) 1917 tarihinde gerçekleştirilen Sovyet Devrimi, 20. yüzyılın ve belki de insanlık tarihinin en önemli olaylarından biridir. Çağın temel karakteri bu devrimin doğurduğu sosyalist düzen ile kapitalizm arasındaki savaş tarafından belirlenmiştir. Bu büyük devrim pek çok eserde işlenmiştir. İki cilt halinde sunulan bu eser ise Sovyet Devrimi üzerine yapılmış en kapsamlı çalışmadır.

    Gorkiy, Molotov, Voroşilov, Kirov, Jdanov ve Stalin’in editörlüğünde Sovyet tarihçileri tarafından hazırlanan kapsamlı eserde öncelikle savaş içindeki Rusya’nın ayrıntılı bir tablosu çizilmektedir. Ardından Çarlığın yıkılışı ile sonuçlanan Şubat Devrimi, Şubat ile Ekim arasında cereyan eden olaylar ve nihayet Ekim Devrimi zengin kaynaklara başvurularak anlatılmaktadır. Tüm toplumsal sınıflar ile partilerin tutumları ayrıntıları ile incelenmekte, Bolşevik Partisi ve Lenin’in izlediği başarılı strateji bütün yönleriyle analiz edilmektedir.

  • Dengê Doyê
    (0)

    Dengê Doyê

    Ferit Edgü’nün ilk kez Kürtçeye çevrilen Dengê Doyê (Do Sesi) kitabında ikisi uzun 60’a yakın öykü yer alıyor. Yazar, kısa, minimal ama içerik olarak güçlü, tüm gereksiz ayrıntılardan arındırılmış, hayat üzerine öyküler sunuyor okuyucuya. Ferit Edgü’nün minimal öykülerini Kürtçe yayınlamak Kürt minimal öyküsünü de etkileyecektir.

  • Bir Direniş Öyküsü - TEKEL
    (0)

    Bir Direniş Öyküsü – TEKEL

    Başkentin merkezinde 78 gün boyunca süren büyük TEKEL Direnişi’nin üzerinden neredeyse iki yıl geçti. Yaşam koşullarının kötüleştirilmesine karşı başlayan bu mücadele, bütün işçi ve emekçilerin, toplumsal muhalefetin her bileşeninin benimseyip desteklediği, kendi mücadelesi olarak gördüğü bir eylem halini aldı. Yalnızca işçilerin değil, Kürtlerin, Alevilerin, aydınların, kadınların ve gençlerin de kendi taleplerini, kendi sorunlarını dile getirmek için onu sözcüleri ve temsilcileri olarak görmeleri, kuşkusuz neoliberal politikaların somut sonuçlarına karşı olan içeriği kadar, işçilerin taleplerini elde etmek için gösterdikleri inat ve kararlılıkla da ilgiliydi. Onlar, bütün halkın sorunlarını dile getirmekle kalmadılar, halkın derinde yatan mücadele ihtiyacının da cevabı oldular. İşçi sınıfımızın tarihindeki en önemli eylemlerden biri olan bu direniş, farklı yönleriyle pek çok araştırmanın konusu oldu. Fakat elinizdeki kitap, eylemin güncel değerlendirmelerinin çerçevesine fazlaca dâhil olmayan, kalıcı ve her dönem için geçerli kimi özellikleri anlamamıza yardım edecek nitelikte.

  • Dersim Raporları
    (0)

    Dersim Raporları

    Faik Bulut bu kitabında yok sayma ve şiddet politikasıyla, sürgünlerle, tenkil operasyonlarıyla ve isyanlarla özdeşleşen Dersim’in dününe eğilmektedir. Yazarın yöntemi kanıtsız yorumlar getirmek değil, aksine çok kanıt, az ama özlü yorumdur. Faik Bulut, Dersim’in farklı dönemlerini ele alırken Osmanlı ve Rus belgelerine başvurmakta, yakın dönemler açısından ise Meclis zabıtlarının, Genelkurmay belgelerinin, devletin bölgedeki görevlilerinin hazırladığı raporların tanıklığına yer vermektedir. Kendinden önceki araştırmacıların eserlerine göndermeler yapan Bulut bu yazılı belgelerin yanı sıra araştırmacı gazeteciliğin olmazsa olmazlarından canlı tanıkların anlatımlarıyla eserini zenginleştirmektedir.

  • Destana Kawa û Azhî Dehaq
    (0)

    Destana Kawa û Azhî Dehaq

    Kitéba di desté we de Destana Kawa û Azhî Dehaq yek ji berhamén şairé kurd é hemdem a Arjen Arîye.. Arî , di vé berhema ya ku di nava berhemén wî de xwediyé cihekî cuda ye de, bi zimané xwe yé taybet, bi ferhenga xwe ya ferewan û şéweyeke nû; wekî Kawa’yé serî li zilma Dehaq hildayî, peyvén zimanekî ji hesin, daniye ser sindan, bi kar û karkeriyeke çak, ji kevnegoyeké şéwevegotineke helbestî anîye pé…

  • Dewlet
    (0)

    Dewlet

    “Dewlet çi ye, çawa derketiye holê, helwesta partiya çîna karker a têdikoşe ku ji bo ji binî ve kapîtalîzmê ji holê rake, ango helwesta partiya komunîst li hemberî dewletê, divê çi be? Pirsgirêka dewletê, pirsgirêka herî zêde ku zanyar, nivîskar û fîlozofên burjûwaziyê dişewişînin, pirsgirêka herî dijwar û tevîhev e. Ji ber ku dewlet, pirsgirêka sereke û bingeha qada siyasetê ye. Komarek, di çi dirûvî de be bila be, heta bi komara herî demokratîk be jî, heke komareke burjûwaziyê be, heke xwedaniya axê, karsazî û palûkeyan diparêze û heke sermaye hemû civakê dike dîlên bimehmiz, hingê ev dewlet amûreke ku bi kêrî perçiqandina nirxên hinan tê ye. Me kapîtalîst ji vê amûrê bê par hiştin û me dewlet kire destê xwe. Û kengî li tu devera cîhanê, şert û mercên kedxwariyê neman, em ê vê amûrê bavêjine sergoyê. Hingê, êdî dê dewlet û kedxwarî nebe.”

  • Dımdım Kalesi
    (0)

    Dımdım Kalesi

    Safevi işgal ordusu Kürtlerin kökünü kazıdığını düşünmektedir. Ama azımsanmayacak sayıda Kürt kuşatmadan kurtulmayı başarmış, yüksek dağların doruklarına, koyaklara çekilmiştir. Onlar ve ardılları, Dımdım direnişini kulaktan kulağa, kuşaktan kuşağa aktarırlar. Dengbejler ve şairler, direnişi destanlara, şiirlere dökerler. Bu destanlardan birçoğu hâlâ Kürtler arasında anlatılmaktadır. Sovyet Kürtlerinden Ereb Semo, tarihsel gerçekler ve bu destanlardan yola çıkarak Dımdım’ı romanlaştırmıştır. Odağında savaş olsa da romanda Kürtlerin gelenek ve görenekleri, toplumsal yaşamları ve dönemin iktisadi ve kültürel ortamı da betimlenmektedir. Kürt tarihinde önemli bir yer tutan Dımdım’ı günümüze aktarması kadar ilk Kürt romanlarından biri oluşu da romana özel bir önem kazandırmaktadır.

  • Dilan
    (0)

    Dilan

    1976 Madaralı Roman Ödülü

    Ömer Polat romanlarında yıllarca ırkçı, şoven baskılarla ezilmiş, zulme uğramış Kürt halkının yaşantısını, acılarını, umut ve mücadelesini dile getirir. Bu romanlarda gerçek, onu yaratan koşullardan soyutlanmaksızın vardır ve sürekli bir biçimde yaşar. Polat, halkını yaşadığı topraktan, soluduğu havadan, konuştuğu dilden ayırmadan duyarlılığı mücadele ile birleştirerek verir. Dilan‘da bu ezilen ama yine de dik duran halkın sıcak, canlı ve dosdoğru insanlarının yaşam kavgalarını, umutlarını ve sevdalarını bulacaksınız

  • Antik Yunan Uygarlığı 1. Cilt
    (0)

    Antik Yunan Uygarlığı 1. Cilt

    – İlyada’dan Parthenon’a –

    “… felsefe, insan bilimleri ve sanatta ‘Yunan Mucizesi’ bütün dünyada hala zengin bir okul, tükenmez bir ilham kaynağı olma niteliği sürdürmüyor mu?
    Bu düşüncede olduklarını sandığım büyük bir aydın kesiminin, Andre Bonnard’ın bu kitabını sıcak bir ilgiyle karşılayacaklarından hiç kuşku duymuyorum.
    Bonnard bize Yunanlıları günlük yaşantıları çerçevesinde sevinç ve kederleri, bilim ve efsaneleri, özgürlük ve kölelikleri içinde sunuyor.

    Bonnard bu kadarla kalmıyor. Eski Yunan bilgeliğiyle beslenmiş bir etik anlayışıyla, tarihin dramatik bir diliminde bizlere bir de çağdaş hümanizm dersi veriyor: ‘Benim için hümanizm, masasında çalışan bir insanın bilimi değildir; hiç ayrılmayacağım bir hayat kuralıdır… Burada kişiliğimde Antigon dostu ve çevirmeni ile barış taraflısını ayırmak istiyorlar; oysa bunlar aynı insan!” O insan kitabında bize sadece Eski Yunan’ı anlatmıyor; biraz da bizleri anlatıyor..” Taner Timur

  • Dişsiz Korku
    (0)

    Dişsiz Korku

    Olur da bir gün biriniz korkuya rastlarsanız, nerede doğduğunu bir sorun lütfen. Şüphesiz size İran, Irak, Suriye ve Türkiye arasındaki dört köşede doğduğunu söyleyecektir. Korkuyu yakından tanımak, ne olduğunu öğrenmek isteyen bütün araştırmacılar, korkunun doğduğu ve ihtiyarladığı o sınırlara gitmelidirler…

  • Dûvpişk Bi Xwe Venade
    (0)

    Dûvpişk Bi Xwe Venade

    Kadim bir kentteki yaşam ve tarih ve bazalt taşlar arasından yükselen sesler. Sadece sesler de değil, anılardan fışkıran enstantaneler. …Ve kahredici olaylar, dar sokak ve geçitlerde boşalırcasına akan kan… Pınarın başını kimler tutmuş, tetiğe basan kim, yankılanan silah sesi kimin yüreğine vurur? Her kahramanı bir hain izler, her korku bir mavzerin namlusundan fışkırır ve akrepler kusar “faîlî meçhulleri”! Akreplerin kentinde “akrep” silahlarıyla sokaklar tutulmuş. Herkes birbirine sorar, “şimdi kimde sıra”? “Bu sabah Mardinkapı’da ensesindeki kurşunuyla bir gazeteci kendini tarih sayfalarına yazdı!” Acaba sıra bende mi diye sorar bir okuyucu kimseye çaktırmadan. …Ve Urfakapı kan akıtmadan, durmaksızın araç doğurmakta… Tablalar geçer incik boncuk dolu, çakmak, pil, ayna-tarak, bel lastiği, cımbız ve tırnak makası da cabası, yaşama dair ne varsa geçit yapar ve haykırırlar: Mardinkapı’da katliam var! Emir verilmiş, buyruk ilan edilmiş, Vedat Aydın’ın cenazesinde kitle taranmış!

    Akrep Kendini Sokmaz (Akrep Kendini Sokmaz) romanı faili meçhullerin yaşandığı 1988-1998 yılları arasındaki Diyarbakır’ı (ve tabi ki Türkiye’yi) anlatır.

  • Efsanevi Kürt Şairi Evdalê Zeynikê
    (0)

    Efsanevi Kürt Şairi Evdalê Zeynikê

    Yasaklarla dolu bir halkın edebiyatının ağırlıklı sözlü edebiyat olması kaçınılmazdır. Bu edebiyatın taşıyıcılarının halkın içinden çıkmış, halkın kültürünü özümsemiş ve bununla yoğrulmuş ozanlar olmasından daha doğal bir şey olamaz.

  • Filîtê Quto
    (0)

    Filîtê Quto

    – Yirmi Olay Yirmi Kılam – 

    Bir çeşit halk ozanı diyebileceğimiz dengbêjler, büyük söz ustalarıydılar. Kürt coğrafyasında sayısı hiç de az olmayan trajedilerden kopan çığlıkları dört bir yana taşıdılar. Acıyı, hüznü, sevinci, duyarlı bir yüreğin ve doğal sanatkârlığın imbiğinden süzüp yeniden ürettiler; köy köy, kasaba kasaba gezip anlattılar. Dengbêjler dilinde gelişip bugüne kadar ulaşan kılamlar ise Kürt halkının belleği ve sığınağı oldu.

  • Hayat Hikâyem
    (0)

    Hayat Hikâyem

    Modern Kürt şiirinin öncüsü sayılan Cegerxwin, Kürt tarihinin en olaylı, değişimlerle dolu dönemi olan 20. yüzyılda yaşamıştır. Bir şair ve eylemci olarak, Kürt tarihi içinde özel bir yer tutan pek çok olaya ya bizzat katılmış, tanık olmuş, ya da olayın kahramanlarıyla sohbet olanağı bulmuştur. Kıtlık, hastalık ve yağmanın hüküm sürdüğü seferberlik yıllarından 1925 Şeyh Sait İsyanı’na, Kürtlere kısmi haklar tanıyan 1958 Irak Devriminden 1970’lerdeki Kürt örgütlenmelerine kadar pek çok olaya yer veriliyor Hayat Hikâyem‘de. Rahat bir üslupla yazılan ve geniş ayrıntılara yer veren kitabın Kürt tarihine olduğu kadar Ortadoğu tarihine de pek çok yönden ışık tuttuğu rahatlıkla söylenebilir. Cegerxwin’in Hayat Hikâyem başlığı altında anlattıkları, gerçekte sadece bu büyük, bilge Kürt şair ve düşünürünün değil tüm Kürtlerin hikayesidir.

    “Şimdiye kadar sadece büyük ve ünlü insanların hayatı yazıldı. Oysa benim düşünceme göre, bu büyük, iş tarihlerini yazma işi, aydına, düşünüre, yurtsevere ve insansevere düşmektedir. Böylece biz hem halkımıza hem de insanlığa kutsal ve yerinde bir hizmette bulunmuş olacağız.”

  • Cumhuriyet'te Ermeni ve Rum Mallarının Türkleştirilmesi (1920-1930)
    (0)

    Cumhuriyet’te Ermeni ve Rum Mallarının Türkleştirilmesi (1920-1930)

    – Emvâl-i Metrûkenin Tasfiyesi II – 

    Evrensel Basım Yayım, iki cilt olarak yayımladığı yeni kitabıyla Türk milliyetçiliğinin ekonomi politiğine mercek tuttu… Kitapta, İttihat ve Terakki hükümetinin, Birinci Paylaşım Savaşı’nda ‘öteki’nin mülkinin tasfiyesi temelinde inşa ettiği ekonomi politiğinin 1915’ten bugüne geçmişi inceleniyor. Araştırmada, 1920’lerde Cumhuriyet’in ‘ulus devlet’ inşasının, İttihat ve Terakki’nin temellendirdiği ekonomi politika üzerine bina edildiğine ve bu anlamda bir organik devamlılığa dikkat çekildi.

    Bu iki kitap, aynı zamanda Osmanlı’nın son ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında Müslüman-Türk sermaye birikiminin devlet eliyle nasıl ‘beslendiğinin’ de analizidir. Onaran’ın çalışması, bir yönüyle de bu topraklarda Müslüman veya Türk değilsen ne yaşadığının ve Türk milliyetçiliğinin ‘kanlı’ ekonomi politiğinin araştırmasıdır. Kitabı için Başbakanlık Osmanlı ve Cumhuriyet arşivleriyle, Cumhuriyet ile Agos gazeteleri arşivinde çalışan Onaran, ekonomi politiğin birinci elden resmi kaynağı kanun ve yönetmelikle, bunlarla ilgili Meclis’te yapılan görüşmeleri de inceledi.

  • Kawayê Min - Benim Kawam
    (0)

    Kawayê Min – Benim Kawam

    Kawayê Min – Benim Kawam‘da, Ahmet Tulgar, Cîhan Roj, Çiya Mazî, Dilawer Zeraq, Fehîm Işik, Halil İncesu, Kawa Nemir, Lal Laleş, Mehmet Atlı, Murad Canşad, Receb Dildar, Sennur Sezer, Vecdi Erbay, Yaqop Tilermanî, Zeynelabîdîn Zinar dünden bugüne taşınan kendi Kawa’larını -bizim Kawamızı- yazdılar. Her yazarın kendi anadilinde yazdığı kitabın çevirilerini ise, Dilawer Zeraq (Kürtçeden Türkçeye) ve Davut Özalp (Türkçeden Kürtçeye) gerçekleştirdi.

  • Aç Kapıyı Bezirgan Başı
    (0)

    Aç Kapıyı Bezirgan Başı

    Bu kitabı okuyunca, “Bilmediğimiz ne çok bilmece, ne çok tekerleme varmış meğer!” diyeceksiniz. Ayrıca, çeşitli başlıklar altında toplanmış atasözlerimizi, pek çok ozanımızın çeşitli şiirlerini ve ünlü düşünürlerden seçilmiş özlü sözleri de elinizin altında bulacaksınız. Mehmet Başaran, gezip gördüğü, görev yaptığı ve yaşadığı yerdeki sözlü halk kültüründen süzerek, özenle derlediği ve ayrıca yazılı ürünlerle de beslediği Aç Kapıyı Bezirganbaşı ile önemli bir boşluğu dolduruyor. Bu kitap, hem büyükler, hem de çocuklar için vazgeçilmez bir kaynak olacak; çünkü okuduktan sonra rafa kaldırıp orada unutmak da mümkün olmayacak; hatta elinizden düşüremeyeceksiniz.
  • Kürt Coğrafyasında Göl ve Irmak Efsaneleri
    (0)

    Kürt Coğrafyasında Göl ve Irmak Efsaneleri

    Kitabımızda Kürt efsanelerine, özellikle de göl ve ırmak konulu efsanelere yer veriyoruz. Efsaneler, insanlığın gelişme ve keşif serüveni içinde zengin düş gücüyle yarattığı görkemli eserlerdir. Bu kitaptaki efsaneler de pek çok kültürün iç içe geçtiği, insanlığa ilk yerleşim alanı olmuş bu bölgenin dünyasını daha yakından tanımamızı sağlıyor. Kürt coğrafyası, bir efsaneler diyarıdır. Neredeyse her gölün, her dağın, her ırmağın bir efsanesi vardır. Kitap, okuru Kürt coğrafyasında bir yolculuğa çıkarıyor. Her bir efsane, büyük bir efsanenin parçası olarak anlatılıyor. Bir öykü biterken bir başkası başlıyor. Kimi yerde, iki efsanenin buluşma noktasında denemeler de okuyoruz.

    Dicle kıyısında başlayan yolculuk, Urfa göllerinde ateşe tanıklık ettikten sonra, Kereşdağ’ın etekleri önünde ilerliyor. Göl göl, ırmak ırmak Munzur’a, Erzurum’a, Ağrı Dağı’na kadar uzanıyor. Dicle ile Fırat’ın birleşip ortak bir kükreyişle denizle buluştuğu yerde bittiğini sandığımız efsaneler bitmiyor. Kurtarılmayı bekleyen çilekeş annenin kanayan öyküsü hâlâ tamamlanmayı bekliyor.

  • Kürt Halk Tarihinden 13 İlginç Yaprak
    (0)

    Kürt Halk Tarihinden 13 İlginç Yaprak

    Celîlê Celîl’in bu çalışmasında Kürt halk tarihi ve kültürüne ilişkin 13 makale yer almaktadır. Kırk yılı aşkın süre Moskova, Leningrad, Tiflis ve Erivan’da Kürt halkının kültürü ve tarihi üzerine inceleme ve araştırmalar yapan Celîlê Celîl bu çalışmalarını birçok yapıtında ortaya koymuştur. Bu kitabında yer alan 13 makale, ilk kez gün ışığına çıkan belgelere dayandırılarak yazılmıştır ve Kürt halk kültürü ve tarihini aydınlatmada önemli bir rol oynayacaktır.

    Celîlê Celîl’in çalışması bilimsel niteliğinin yanında rahat ve anlaşılır bil dille yazılmış. Böylece karanlıkta kalan belgeler aydınlığa çıkartılmış ve insanlarla buluşabilme imkanına ulaşmıştır.

  • Kürt İsyanları
    (0)

    Kürt İsyanları

    – Tedip ve Tenkil – 

    Kürtlerin tarihi, acılı bir tarihtir. Hiç dinmeyen bir var olma mücadelesinin kan ve gözyaşıyla, aldatma, hile ve ihanetle iç içe ilerlediği yüzlerce yıllık bir tarih. Kürt isyanları, tarihin en acılı kesitlerinden birini oluşturan bu tarihin kapısını aralıyor ve okuru tanıklığa çağırıyor. Büyük mücadeleler, büyük oyunlar, büyük ihanetler önümüze seriliyor. Aynı darağacında sallanan babalar ve oğullar, insani, hayvanı ve barınaklarıyla topluca yok edilen köyler, kurşunlanmış bedenlerden dolayı kıpkızıl akan dereler, ele geçmemek için kendilerini uçurumlardan atan genç gelinler…

  • Kürt Masalları
    (0)

    Kürt Masalları

    “Kürt Tarihi ve Kültürü” başlıklı dizimizin bu ilk kitabında Kürt masallarına ve halk hikayelerine yer veriliyor. Çok zengin bir kaynak içinden seçilip derlenen bu az sayıdaki masal ve özellikle de bu masallarda geçen şiirsel metinler elden geldiğince özenle Türkçeye çevrildi. Kitapta başta Mem u Zin, Seyre, Metran İsa, Nuho ile Kalo olmak üzere aşk, kahramanlık, dayanışma, ihanet gibi temaların işlendiği on üç masal bulunuyor. Metinler, Kürt ressamı Tekin Fırat’ın bu kitap için özel olarak çizdiği desenlerle birlikte sunuluyor. Sözlü anlatıma dayanan bu masallarda Kürt halkının özlemlerini, acılarını, umutlarını bulacaksınız. Kürtlerin yazılı kültür araçlarından büyük ölçüde yoksun kaldığı düşünüldüğünde en yaygın sözlü anlatım aracı olarak masalların bu toplumda başka toplumlara kıyasla çok daha büyük bir rol üstlendiği anlaşılabilir. Kürt kültürünün önemli bir unsurunu oluşturan masallardan oluşturulan bu seçkinin Kürt kültürünün tanıtılmasına bir katkı olacağını umuyoruz.

  • Mahmudo ile Hazel
    (0)

    Mahmudo ile Hazel

    Mahmudo ile Hazel‘de yıllardır baskı ve zulüm altında tutulan yoksul Kürt halkının yaşantısı kendi dil özellikleriyle anlatılmaktadır. Bu romanda üretim ilişkilerinin gelişmesiyle başlayan toplumsal değişimleri, iki insanın öyküsüyle birlikte izleyecek ve onları yaratan maddi ortamın belirleyici gerçekliği içinde görebileceksiniz. Sadece bu yanıyla bile Mahmudo ile Hazel çok az romanın ulaşabildiği bir bakış açısına sahip.

  • Mamikên Me
    (0)

    Mamikên Me

    “Di şevên dirêj ên zivistanê de, ku sobeya sacîn sar bûbe jî, zehf germ bû xeleka li dora dapîr û bapîran. Piştî gotina, “Tiştekî min heye…” pêşî her kes noqî nav bêdengiyê dibû, paşê bersiv di nav guhê hev diketin. Dibistana zarokên kurdan bû ew xeleka li dora dapîr û bapîran, him ziman û him jî jiyan fêr dikirin, wan.

    Di çanda gelan de, di cîhana wêjeya zarokan de, cihê mamikan bi qasî nan û avê ye. Û her weha berhevkirina wan ligel sererastkirin û çapê, peywireke ji rewşenbiriya kurdî ye. Mamoste Kenan Güneş jî, bi vê hişmendî û zîzitiyê “Mamikên Me” ji bin kavilên pişavtinê û dîroka hilweşiyayî rizgar kirine.

    Em pê bawer in ku xebatên bi vê mebestê û bi vî rengî dê bidomin.” İsmail Dindar

  • Manîfestoya Partiya Komunîst
    (0)

    Manîfestoya Partiya Komunîst

    “Xeyaletetek li Ewropayê digere: Xeyaleta Komunîzmê. Hemû desthilat­darên Ewropaya kevn –Papa û Çar, Metternîck û Guîzat, Radîkalên Fransiz û sîxurên polîsên Alman-di navbera xwe de tifaqeke pîroz çêkirin, da ku vê spêleyê biqewitînin.

    Ma partiyeke muxalîf heye ku ji aliyê dijberên xwe yên desthilatdar ve wekî komunîst nehatibe tawanbar kirin? Û partiyeke muxalîf heye ku wê mora komunîstiyê hem ji partiyên dijber ên ji xwe zêdetir pêşketî re hem jî ji neyarên xwe yên paşverû re bi berepaş ve nepekandibe?

    Ji vê rastiyê du encam derdikevin holê:

    1. Komunîzm ji niha ve ji aliyê hemû desthiladarên Ewropayê ve wekî hê­zekê tê pejirandin.

    2. Êdî wextê wê yekê ye ku divê komunîst dîtin, raman, armanc û dilxwe­ziyên xwe li ber hemû cîhanê bi awayekî aşkere biweşînin bi manîfestoyeke partiya xwe bersiva vê çîroka spêleya Komunîzmê bidin.“