303 sonuçtan 1-45 arası gösteriliyorEn yeniye göre sıralandı
-
Alman İdeolojisi
Alman İdeolojisi, Marx ve Engels’in kendi görüş açılarıyla “Alman felsefesinin ideolojik bütün tarzları” arasındaki uzlaşmaz farklılığı göstermek üzere giriştikleri zorlu bir çalışmanın sonucu olarak doğmuştur. Marksizmin kuruluşunun ilk yapıtaşları bu çalışma sırasında temele konmuş; materyalist tarih teorisinin ilk ve en geniş açıklaması da burada gerçekleştirilmiştir. Marx ve Engels’in eski felsefi görüşleriyle hesaplaşmalarının son noktası olan bu çalışmanın kaderi ne var ki tarihsel materyalizmin kurucusu iki ustanın diğer eserlerinden oldukça farklıdır: El yazmaları halinde 1932 yılına kadar gün ışığına çıkmayı beklemiş olan eser tam metin olarak bugüne dek çok az dilde yayımlanmıştır. Eserin bu tam metni Türkçeye kazandırılırken Marksizm-Leninizm Enstitüsü tarafından hazırlanan Almanca ve İngilizce basımlarından yararlanılmıştır.
-
Anarşizm mi Sosyalizm mi?
“Bazıları Marksizmle anarşizmin aynı ilkelere sahip olduklarını ve aralarında yalnızca taktik görüş ayrılıkları bulunduğunu, bu nedenle de kendilerince bu iki akımı birbirinin karşısına koymanın tümüyle olanaksız olduğunu söylüyorlar. Ama bu büyük bir yanılgıdır…
Sorun, Marksizm ve anarşizmin, her ikisinin de mücadele arenasında sosyalist bayrak altında görünmelerine karşın farklı ilkelerden temellenmeleridir. Anarşizmin temel taşı bireydir ve ona göre bireyin kurtuluşu, kitlenin, kolektifin kurtuluşunun başlıca koşuludur. Anarşistin düşüncesine göre, birey kurtulmadığı sürece, kitlenin kurtulması olanaksızdır ve bu nedenle de sloganı, ‘Her şey birey için’dir. Buna karşılık Marksizmin temel taşı kitledir ve ona göre kitlenin kurtuluşu, bireyin kurtuluşunun başlıca koşuludur. Yani, Marksizme göre, kitle kurtulmadığı sürece bireyin kurtuluşu olanaksızdır ve bu nedenle de sloganı, ‘Her şey kitle için’dir.“
-
Albatros
2012 Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilen aklın ve vicdanın yazarı Ragıp Zarakolu, kaleme aldığı yazılarında barışın, özgürlüğün ve insan hakları mücadelesinin tavizsiz savunucusu oldu. Türkiye’de ezilen halklar kütüphanesi oluşturulmasında büyük katkısı olan yazarımızın, barışa çağrı niteliğinde olan yazılarını tutuklu yazarlarla dayanışma amacıyla Albatros adlı kitapta topladık.
-
Emperyalizm
– Kapitalizmin En Yüksek Aşaması –
“Tekeller, oligarşi, özgürlük tutkusu yerine egemenlik tutkusu, giderek artan sayıda küçük veya güçsüz ulusun, en zengin ve en güçlü birkaç ulus tarafından sömürülmesi; bütün bunlar, emperyalizmin, onu asalak ve çürümeye yüz tutmuş kapitalizm olarak tanımlamamıza neden olan özelliklerini yaratmıştır. Burjuvazisinin, sermaye ihracı gelirleriyle ve “kupon keserek” giderek artan ölçüde yaşadığı “rantiye devletin”, tefeci devletin kuruluşu, emperyalizmin gün geçtikçe ete kemiğe bürünen bir eğilimi olarak ortaya çıkmaktadır. Bu çürüme eğiliminin, kapitalizmin hızla büyümesini dıştaladığına inanmak bir hata olur; durum kesinlikle böyle değildir. Emperyalizm çağında belirli sanayi dalları, burjuvazinin belirli tabakaları ve belirli ülkeler, bu eğilimlerden kâh birini, kâh ötekini, şu ya da bu ölçüde gösterir. Genel olarak kapitalizm, geçmişe göre çok daha hızlı büyür. Fakat bu büyüme, yalnızca genelde giderek bir dengesizlik kazanmakla kalmamaktadır. Bu dengesizlik, sermaye gücü en yüksek ülkelerin (İngiltere) çürümesinde kendisini özellikle gösterir.”
-
Arap Dünyasında Ayaklanma
Arap Dünyasında Ayaklanma Arap halklarının ayaklanması ve uyanışını olabildiğince bütün yönleriyle kitaplaştırarak, sonuçlar çıkarmanın ürünüdür. Kitap, Mısır’daki Mübarek’in devrilmesinin ardından ve Libya’da Kaddafi’yi hedef alan ayaklanma sürerken kaleme alındı.
-
1917 Sovyet Devrimi 1. Cilt
Lenin önderliğindeki Rusya emekçileri tarafından 25 Ekim (7 Kasım) 1917 tarihinde gerçekleştirilen Sovyet Devrimi, 20. yüzyılın ve belki de insanlık tarihinin en önemli olaylarından biridir. Çağın temel karakteri bu devrimin doğurduğu sosyalist düzen ile kapitalizm arasındaki savaş tarafından belirlenmiştir. Bu büyük devrim pek çok eserde işlenmiştir. İki cilt halinde sunulan bu eser ise Sovyet Devrimi üzerine yapılmış en kapsamlı çalışmadır.
Gorkiy, Molotov, Voroşilov, Kirov, Jdanov ve Stalin’in editörlüğünde Sovyet tarihçileri tarafından hazırlanan kapsamlı eserde öncelikle savaş içindeki Rusya’nın ayrıntılı bir tablosu çizilmektedir. Ardından Çarlığın yıkılışı ile sonuçlanan Şubat Devrimi, Şubat ile Ekim arasında cereyan eden olaylar ve nihayet Ekim Devrimi zengin kaynaklara başvurularak anlatılmaktadır. Tüm toplumsal sınıflar ile partilerin tutumları ayrıntıları ile incelenmekte, Bolşevik Partisi ve Lenin’in izlediği başarılı strateji bütün yönleriyle analiz edilmektedir.
-
Gençlik Üzerine
“Kendi başına çok ciddi, zor, büyük bir çalışmayı ortaya koymadan, eleştirel bakmakla yükümlü olduğu gerçekler içinde yolunu bulmadan, kendisine ulaştırılan sonuçlar temelinde komünizmle övünme düşüncesine kapılan her komünist, böyle bir komünist son derece acınacak bir kişi olurdu. Böylesine bir üstünkörülük kesinlikle zararlı olurdu. Az şey bildiğimi biliyorsam, o zaman daha çok şeyi bilmeye ulaşacağım; ama eğer ki bir insan komünist olduğunu ve temel şeyleri bilmesine gereksinimi olmadığını açıklarsa, o zaman ondan her şey olur, ama bir komünist olamaz.” Lenin
-
1917 Sovyet Devrimi 2. Cilt
Lenin önderliğindeki Rusya emekçileri tarafından 25 Ekim (7 Kasım) 1917 tarihinde gerçekleştirilen Sovyet Devrimi, 20. yüzyılın ve belki de insanlık tarihinin en önemli olaylarından biridir. Çağın temel karakteri bu devrimin doğurduğu sosyalist düzen ile kapitalizm arasındaki savaş tarafından belirlenmiştir. Bu büyük devrim pek çok eserde işlenmiştir. İki cilt halinde sunulan bu eser ise Sovyet Devrimi üzerine yapılmış en kapsamlı çalışmadır.
Gorkiy, Molotov, Voroşilov, Kirov, Jdanov ve Stalin’in editörlüğünde Sovyet tarihçileri tarafından hazırlanan kapsamlı eserde öncelikle savaş içindeki Rusya’nın ayrıntılı bir tablosu çizilmektedir. Ardından Çarlığın yıkılışı ile sonuçlanan Şubat Devrimi, Şubat ile Ekim arasında cereyan eden olaylar ve nihayet Ekim Devrimi zengin kaynaklara başvurularak anlatılmaktadır. Tüm toplumsal sınıflar ile partilerin tutumları ayrıntıları ile incelenmekte, Bolşevik Partisi ve Lenin’in izlediği başarılı strateji bütün yönleriyle analiz edilmektedir.
-
Gençlik İçin Notlar
1900’lü yılların başından İkinci Dünya Savaşı sonrasına kadar uzanan yıllar boyunca Bulgaristan ve Avrupa büyük değişimlere, altüst oluşlara sahne oldu. Bütün bu süreç boyunca aktif mücadelenin içinde olan Dimitrov, mücadelenin sorunlarına çözümler üretti, özgün tezler geliştirdi. Sendikal çalışma, parti çalışması, birleşik cephe, antifaşist mücadele gibi konularda başarılı çözümlemeler yapan Dimitrov, Bulgaristan gençliğinin ve dünya antifaşist gençliğinin sorunlarıyla da yakından ilgilendi. Genç bir asım işçisi olduğu dönemden sosyalist inşa yıllarına kadar gençliğin sorunları ve örgütlenmesi üzerine bir dizi makale yazdı, saptamalarda bulundu. Dimitrov’un eserlerinden gençlik sorununa ilişkin makalelerin derlenmesiyle oluan bu kitap, Türkiye gençliği için de öğretici olacaktır.
-
Kapitalizm ve Sınıf Mücadelesi
– Teorinin Güncelliği –
Elinizdeki kitapta yer alan makaleler, işçi hareketi ve mücadelesine karşı inkarcı tarih anlayışına ve saldırgan burjuva teorilerine, olgulara dayalı ve yaşamın kendisinden hareketle bir yanıt vermek üzere kaleme alındı. İlk bölüm, doğrudan doğruya kapitalist dünya iktisadının kaydettiği değişim ve gelişmeleri ele alıyor ve ‘’küreselci’’ burjuva teorisinin dayanaksızlığını ve spekülatif varsayımlara dayalı çarpıtmalardan ibaret olduğunu göstermek için bir zemin oluşturma işlevi görüyor. Bu bölümde işaret edilen olguların verisel değerleri [nicel durumları] değişken olmakla birlikte, olguların kendileri nesnel gerçek halleriyle varlığını sürdürüyor.
İkinci bölümde birbirini izleyen ve her biri diğerinde ‘eksik kalmış’ gibi görünen unsurları tamamlama işlevine de sahip olan makaleler, ilk bölümdeki olguları ve gelişmenin ‘diyalektiği’ni veri alarak, devrimci sınıf görüşünü ortaya koymayı esas alıyor.
-
Komünist Parti Manifestosu
“Özel mülkiyeti ortadan kaldırmak istiyoruz diye dehşete düşüyorsunuz. Oysa sizin mevcut toplumunuzda nüfusun onda dokuzunun özel mülkiyeti ortadan kaldırılmış durumda; özel mülkiyetiniz ancak onda dokuzun buna sahip olmaması sayesinde ayakta duruyor. Demek ki bizi suçlamanızın nedeni, toplumun ezici çoğunluğunun mülksüz olmasını zorunlu koşul koyan bir mülkiyeti ortadan kaldırmak istememiz. Tek kelimeyle bizi, sizin mülkiyetinizi ortadan kaldırmak istemekle suçluyorsunuz. Doğrusu, istediğimiz de bu.”
-
Aç Kapıyı Bezirgan Başı
Bu kitabı okuyunca, “Bilmediğimiz ne çok bilmece, ne çok tekerleme varmış meğer!” diyeceksiniz. Ayrıca, çeşitli başlıklar altında toplanmış atasözlerimizi, pek çok ozanımızın çeşitli şiirlerini ve ünlü düşünürlerden seçilmiş özlü sözleri de elinizin altında bulacaksınız. Mehmet Başaran, gezip gördüğü, görev yaptığı ve yaşadığı yerdeki sözlü halk kültüründen süzerek, özenle derlediği ve ayrıca yazılı ürünlerle de beslediği Aç Kapıyı Bezirganbaşı ile önemli bir boşluğu dolduruyor. Bu kitap, hem büyükler, hem de çocuklar için vazgeçilmez bir kaynak olacak; çünkü okuduktan sonra rafa kaldırıp orada unutmak da mümkün olmayacak; hatta elinizden düşüremeyeceksiniz. -
Marksist Öğreti
Marksizmin temelleri, başlıca kavramları, sınıf mücadelesi bakımından önemi, yanlış anlaşılan kimi özellikleri hakkında Lenin’in kaleminden çıkmış bir dizi makaleden oluşan bu kitap, “yeni başlayanlar” için olduğu kadar, “derinlere inmek” isteyenler için de bir başvuru kaynağıdır.
Tarihsel materyalizm, diyalektik, sınıf mücadelesi teorisi, Marksist ekonomi öğretisi, sosyalizm, proletaryanın sınıf mücadelesi taktikleri hakkında son derece yoğun bir özet içeren “ansiklopedik tarzda” yazılmış makalelerin yanı sıra, Marx ve Engels’in biyografilerine yer veriliyor. Marksizmin üç temel kaynağı, aydın oportünizmi, işçi sınıfının din konusundaki tutumu gibi konularda da Marx ve Engels’in temel görüşleri açıklanıp değerlendiriliyor.
-
Antik Yunan Uygarlığı 1. Cilt
– İlyada’dan Parthenon’a –
“… felsefe, insan bilimleri ve sanatta ‘Yunan Mucizesi’ bütün dünyada hala zengin bir okul, tükenmez bir ilham kaynağı olma niteliği sürdürmüyor mu?
Bu düşüncede olduklarını sandığım büyük bir aydın kesiminin, Andre Bonnard’ın bu kitabını sıcak bir ilgiyle karşılayacaklarından hiç kuşku duymuyorum.
Bonnard bize Yunanlıları günlük yaşantıları çerçevesinde sevinç ve kederleri, bilim ve efsaneleri, özgürlük ve kölelikleri içinde sunuyor.Bonnard bu kadarla kalmıyor. Eski Yunan bilgeliğiyle beslenmiş bir etik anlayışıyla, tarihin dramatik bir diliminde bizlere bir de çağdaş hümanizm dersi veriyor: ‘Benim için hümanizm, masasında çalışan bir insanın bilimi değildir; hiç ayrılmayacağım bir hayat kuralıdır… Burada kişiliğimde Antigon dostu ve çevirmeni ile barış taraflısını ayırmak istiyorlar; oysa bunlar aynı insan!” O insan kitabında bize sadece Eski Yunan’ı anlatmıyor; biraz da bizleri anlatıyor..” Taner Timur
-
Avrupa’da İslamcı Örgütler
– Türkiye Kökenli –
“Yapıtı okuyunca göreceğiniz gibi uzunca çalışmanın ve yılların birikiminin bir ürünü. Konu din, hem de İslam dini olunca böyle bir alana boylu boyunca girebilmek, çok yönlü araştırma yapmak; farklı görüşlerin, uçların mekik dokuduğu bir sahada o kadar kolay değil. Deyim yerinde ise mayın döşenmiş arazide yürürken ne kadar yol alınırsa…
Avrupa’da en az 50 yıllık bir geçmişi olması nedeniyle çok geniş alana yayılmış ve her yaşta yüz binlerce insanı etkileyen Türkiye kökenli İslamcı akımların önemli yanlarını bulup çıkarmak yıllarımı aldı. Konuya bir yanından el atıp üstünü açmaya başladığımda, bu kadarını da beklemediğim bir gelişme ile karşılaştım. İnsanlar olup bitenleri, maddi ve manevi alanda çektikleri sıkıntıları bir bir anlatıyorlar, yazılı ve sözlü bilgi, belge vermekten çekinmiyorlardı. Din adına neler neler yapılmamıştı ki. Yapıtta anlatımlarla, söyleşilerle adı geçenlere ve geçmeyenlere; bu belgenin gün ışığına çıkmasına katkıları nedeniyle mutlu ve güneşli günler diliyorum.” Metin Gür
-
Ben Bir Taşım
Müge Tuzcuoğlu: Kimliğimdeki doğum yılım 1983; 12 Eylül askerî darbesi ailem ve memleketimdeki derin izlerini, 80′ doğumlu bütün gençlerde olduğu gibi, bugün bile üzerimde barındırır. Ankara’da geçen bütün okul hayatımı, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’ndeki Antropoloji eğitimi ile bitirdim. Hayatımı etkileyen dönemlerden biri, 2002-2007 arasında Evrensel gazetesinde gazeteci olarak çalışmamdır. Bir diğer dönüm noktası ise Ankara’yı, okulu ve gazeteciliği birden anlamsız bulup bıraktıran bir başka olaydı: Uğur Kaymaz’ın öldürülmesi. Onun haberini yapmak artık bana yetmiyordu ve böylelikle 2008’de Diyarbakır’a aldığım otobüs biletinin temeli hazırlanmıştı. 3 yıla yakın bir süredir Diyarbakır’dayım. Hopalı-Laz bir genç kadın olarak Diyarbakır’da çocuklarla çalışıyorum. Halen, yoksullukla ilgili çalışmalar yürüten Sarmaşık Derneği’nde yöneticilik yapıyorum. Bütün bunların yanı sıra; benim en öz geçmiş ve geleceğimi; insanlara dair anlattığı hikâyeleri ve insanseverliği ile babam ve bütün yaşamımı beraber geçirdiğim, yanımda büyüyen “çocuk” kardeşim şekillendirmektedir…”Ben bir taşım!” demişti bir baba. “Ben çocuklarımın elini toprağa değdirmiyordum, kıyamadığım için. Bir gün oldu, ikisini birden yitirdim. Ben buna katlanabiliyorsam; demek ki ben bir taşım!”…
-
Adressiz Mektuplar
“Çernişevskiy’in bıraktığı büyük mirasın içinde estetik, edebiyat eleştirisi, sanat gibi alanlarda önemli yer tutan çalışmaları bulunuyor. O, bütün bu alanlarda, bugün bile tartışmalar yaratan bir yenilikçi olarak öne çıktı. Çernişevskiy’in Gogol için söylediği şu sözler, onun kendisi için kullanmakta: “Aynı ruh haline sahip olma isteği uyandıran bir sevgiyi hak etmiş yazarlardandır o, çünkü onların çalışmaları ahlaki ereklerin belirlenmiş bir yönüne hizmet ediyor…” V. L. Abuşenko
-
Arin & Mem û Zîn
Cuma Boynukara, Ateşle Gelen adlı oyununda Mezopotamya halk kültürüne ait söylenceleri kalkış noktası olarak kullanmış. Mem ile Zin’de ise 17. yüzyılda Ahmede Xani tarafından ilk kez yazıya geçirilen bir aşk destanını, tiyatro eseri olarak yeniden kaleme almış.
Boynukara, her iki eserinde de insanın, yaradılışın, yaşamın ve düzenin tıkanma noktaları ile yüz yüze getiriyor bizi. İki eser de aşkın, ihtirasın, iyiliğin, kötülüğün, kardeşliğin ve düşmanlığın amansız mücadelesini aktarıyor.
Boynukara’nın daha önce Türkçesi yayınlanan eserleri, yayınevimiz tarafından yazarının ana diline, Kürtçeye çevrilerek yeniden yayınlandı. Arin & Mem û Zîn adı ile yayınlanan Boynukara’nın oyunları Rahmetullah Karakaya ve Fehim Işık tarafından çevrildi.
-
Aç Harmanı
Aç Harmanı… Yürek burkan bir deyim. Zorda kalanın, ekinleri yeni olgunlaşmaya başladığında dövdüğü erken harman… Geçmişte kaldığını sandığımız gerçekler, değişik biçimlerle günümüzde de sürüyor. Kent sokaklarında iş bekleyenler, sabahın erinde çöp bidonlarını karıştıranlar, halk ekmek kuyruklarında bekleşenler bir başka aç harmanı dövmüyorlar mı sıkıntıyla…“Başaran, öykülerinde toplumsal gerçekleri içinde köy insanının dünyasını, duyguları, düşünceleri, gelenekleriyle var olma kavgası verişini işliyor. Sosyo-ekonomik yapıdaki değişimlerin onun dünyasındaki yansımalarını çiziyor. Klasik öykülemelerin sınırları içinde ama ustaca.”
-
Akdeniz Mitologyasından Efsaneler
Tanrıları Aşk yarattı. Çünkü başlangıçta Kaos denen büyük bir boşluk vardı. Orada oluşan kocaman bir yumurta çatlayıp ikiye bölündü. Yumurtanın içinden çıkan Eros adlı Aşk, ayaklarıyla alt ve üst kabukları itti; Yeryüzü ve Gökyüzü dediğimiz ilk tanrılar dünyaya geldi. Eros, iki sevgilinin yüreklerine hep aşk okları gönderdiği için Yeryüzü’nü ve Gökyüzü’nü artık hep Aşk yönlendirmeye başladı. İki sevgili, evreni gönüllerince dönüştürmeleri için de insanları yarattılar. Ve onları olağanüstü akıl, yetenek ve aşkla donattılar… Sırf ürettiklerini kardeşçe bölüşüp Altınçağlarını yaşasınlar diye… İnsanoğlu da, tanrıların armağanı o aşk, ışık ve dirençle, adaletin egemen olduğu o güzelim Altınçağına doğru, çok uzun bir yolculuğa başladı. Bu yolculuğunda da ona, kitabımızda anlattığımız mitoslar denen efsaneler hep yoldaşlık edecekti…
-
Açık Çekmece
“1943 doğumlu Selim Esen, çocukluk yıllarından başlayarak ister istemez tanık olduğu ilginç olaylara, henüz yirmili yaşlara geldiği zaman, 1960’lı yıllarda noktayı koyuyor. Gözlem yapma yönünden insan yaşamının en gözü açık döneminden kalan izleri değerlendiriyor. İşte bu nedenle yarım yüzyıl kadar öncesinde yaşananları, o günlerin gözüyle anlatan bir kitaptır elinizdeki.
Art arda sıralanan siyasi olayları yansıtırken, örneğin 1950’li yılların sonlarındaki kısır tartışmaları ve bunun karşıtı olan 1960’lı yılların coşkusunu, içtenlikli bir anlatımla sergiliyor. Üstelik yazar, konudan konuya atlamaktan hiç çekinmiyor. Renkli bir olaylar yumağını, dallı güllü bir kumaş gibi önünüze seriyor; yeri gelince de kumaşı katlayıp kaldırıyor, bir bakıyorsunuz, kitabın son sayfasına gelivermişsiniz.” Ahmet Say
-
Marksizm ve Ulusal Sorun
“Ulusal hareketin gücü, ulusun geniş katmanlarını oluşturan proletarya ve köylülüğün bu harekete katılım düzeyi tarafından belirlenir. Proletaryanın, burjuva milliyetçiliği bayrağı altında toplanıp toplanmayacağı sınıf çelişkilerinin gelişmişlik düzeyine, proletaryanın sınıf bilincine ve örgütlülük düzeyine bağlıdır. Sınıf bilinci gibi denenmiş bir silaha sahip olan proletaryanın burjuvazinin bayrağı altında toplanma mecburiyeti yoktur.
Ulusların kendi kaderini tayin hakkı için mücadelede, Sosyal Demokrasi’nin amacı, ulusal baskı politikasına son vermek, bu politikayı imkansız kılmak ve böylece uluslar arasındaki çekişmeyi ortadan kaldırmak, köreltmek ve en aza indirmektir.” J. V. Stalin
-
Antik Yunan Uygarlığı 2. Cilt
– Antigone’den Sokrates’e –
Tragedya kutsanmış ya da tertemiz arı sularla yazılmaz. Kan ve gözyaşı ile yazıldıklarını söylemek ise fazla beylik kaçar. Tragedya dünyası bir ölçüde düşsel bir dünyadır; Atinalı şairler, bu dünyayı, hem köylü hem denizci bu halkın iki yüzyıl boyunca yaşamış olduğu gerçeklik hakkında edindiği acı deneyimden hareketle yine halk için yaratırlar. Solon’un zamanında Atina halkı önce Eupatrides’lerin, ondan sonra da zenginlerin egemenliğini yaşadı; ikisi de halkın omuzlarında acımasız bir yazgının boyunduruğu kadar ağır bir yük oluşturmuştur: Toprakları ve hakları ellerinden alınan bu halkın, sürgün ya da köle olarak sitenin dışına atılmasına, alçaltan ve öldüren sefalete mahkum edilmesine ramak kalmıştır…
-
Alacakaranlık
“Yaşamı Rusya (ve dünya) tarihinin en köklü değişim dönemine denk düşen Bryusov, Rus sembolizminin öncülerinden olmakla birlikte, bu noktayı kısa sürede terk ederek toplumcu gerçekçi bir çizgiye geldi. Çağdaş olanla, köklü tarihin derinliklerine uzanan olguların imgesel sentezini ustalıkla verirken, şiirinin ter koktuğunu, dizelerinin donmuş bir lav kütlesi gibi avuçta “tartılabildiğini” duyumsarız. İnsanın dünyayı değiştirme ve doğaya boyun eğdirme mücadelesi onun şiirinin ana damarıdır. ‘Örste dövülmüş dizelerin’ şairi, poetik gücünü hep insandan ve emekten almıştır.“ Arif Berberoğlu
-
Gogol’e Mektup
“Rus Edebiyatının en iyi, en çağdaş eleştirileri onun kaleminden çıktı.” Çernişevskiy
“Belinsky Rus sosyal demokrat hareketinin öncüsüdür…. Onun edebiyat etkinliklerinin bilançosu niteliğindeki ‘Gogel’e Mektup’ sansürsüz demokratik basının en güzel yapıtlarından biridir ve o müthiş, canlı anlamını bugün de olduğu gibi korumaktadır.” Lenin
-
Bahol
Çiya Mazî’nin yeni kitabı Bahol‘de 14 öykü var. Öykü kahramanları bavullarını alıp yola çıkmışlar. Bavullarında memleketlerinin durumu, coğrafya ve toprakları üzerindeki sorunları ve üzerinde yaşayan insanların psikolojileri de var. Yaşamları giz ve garipliklerle dolu olan bu kahramanlar; ülkelerinde ve topraklarında nelere takılmışlar, nelerle sıkılmışlar, nelerle sevinmişler, nelerle ağlamış, nelerle gülmüşler, nasıl işkence ve zorbalık görmüşler ve yolda nelerle karşılaşmışlar… Hepsi derin bir anlam, fakat yumuşak ve ironik bir dille anlatılıyor.
-
Adı Duman
Candan bir dost, güvenilir bir arkadaş bulmak, çocuk büyük her insanın yüreğinde taşıdığı bir düştür. Bu dostu nasıl ve nerede bulacaktır, nasıl tanıyacaktır, ilk ne diyecektir ona, nasıl kanıtlayacaktır arkadaşlığını… Belki de asıl düşü bu sorulara durmadan verilen yanıtlar oluşturur. Gençliğe atılan ilk adımlar dostluğa, arkadaşlığa en çok gerek duyulan dönemdir. İyi arkadaş bizi sözümüzü kesmeden dinleyecek, dertlerimizi avutmaya çalışacak, düşlerimizle alay etmeyecek, her koşulda güvenilecek olandır elbette. Kolay mı böyle bir arkadaş bulmak? Ne zor olduğunu yaşadıkça anladım. Meğer o dostun adı Duman’mış. Adı Duman’la yeniden düşlerimi yaşadım; dostluk, denizin sesi ve gökte ipil ipil bir yıldız… Bakın işte oracıkta bir mektup gibi, okumanızı bekliyor.
-
Beyaz Mendil
Nevzat Güngör, Beyaz Mendil’de insanların ellerinden zorla alınan hak ve özgürlüklerini, ayrımcılığın yarattığı çelişkileri, yaşama hakkının vazgeçilmezliğini anlatıyor. Özellikle de bütün bu demokratik haklardan yoksun bırakılan Kürt coğrafyasındaki Kürt insanının hallerini öyküleştirmiş. Bu insanların yaşadıklarını yer yer gerçeküstü gibi görünen aslında gerçeğin ta kendisi, gerçeğin de gerçeği olan bir anlatımla aktarıyor. Kimi yerde alaysılı kimi yerde hüzünlü kimi yerde acı mı acı bir dille. Her öykü bütün bu yaşananların insanlık onurunu, gelecek umudunu yok edemediğini, Kürt insanının tarihsel direncini sürdürdüğünü vurguluyor.
-
Afrodit Buhurdanında Bir Kadın
1937 yılında yayınlanan Afrodit Buhurdanında Bir Kadın, toplumun yoksul ve çalışan kesimlerin sorunlarını edebiyata taşıyan öncü eserlerdendir. İşçilerin yaşayışlarını, patronla ilişkilerini, çalışan ve yoksul kadının çifte sömürülüşünü ustalıkla ve tüm gerçekliği ile sergiler. Romanın baş kahramanı, akraba yanında büyüyen Yıldız adında anne-babasız bir kızdır. Yoz ev ortamı ve uğradığı onur kırıcı olaylar nedeniyle evden kaçar, önce daktiloluk, sonra fabrika işçiliği yapar. Ama düşük ücret ve ağır çalışma koşullarına daima, onun kadınlığını istismar teşebbüsleri eşlik eder. Yıldız yaşlı bir fabrika işçisiyle evlenir. Ama hastalanıp çalışmaz duruma düşen eşi ile çocuğunu geçindirmekte zorlanır, yardım talep etmek için çaldığı kapılarda, patron ve ustabaşların çirkin teklifleriyle karşılaşır, fuhuşa zorlanır…
-
Düzenin Yeni Bekçileri
‘Düzenin Yeni Bekçileri’ bir medya eleştirisi. Serge Halimi, Fransa’da bir yıldan kısa bir sürede 100 bin satan ve medyanın suskunluk duvarını parçalayarak tartışmalara konu olan kitabında, deyim yerindeyse Fransız medyasının ipliğini pazara çıkarıyor. Halimi’nin çalışması, Fransa’da yayınlananlar içinden seçilen gazete, haftalık dergi, radyo ve televizyonların haber ve kitap tanıtım programlarının, titiz bir şekilde incelenmesine dayanıyor.
Halimi, ‘Kim, ne zaman, neyi, nasıl, nerede ve neden savundu?’ sorusu ışığında belge taraması yaparak kendisini ‘karşı iktidar’ ilan eden medyanın, ‘paranın küstahlığını öven, halkı küçümseyen ve mülk sahiplerine hizmet eden bir fikrin bombardımanını’ yaptığını ortaya çıkarıyor. Fransa medyasının ‘güzide’ temsilcilerinin, gazete, televizyon ve radyolarda hazır ve nazır olan 30 kadar gazetecinin, hem birbirlerinin hem de hizmetinde oldukları sanayi ve finans çevrelerinin suçlarını nasıl örtbas ettiğini çarpıcı bir şekilde gösteriyor.
-
Antik Yunan Uygarlığı 3. Cilt
– Euripides’ten İskenderiye’ye –
Uygarlıklar gelişirken doğal varlıkların, örneğin bitkilerin yolunu izlerler. Çimlenirler, doğarlar, büyürler; klasik dönemlerinde serpilirler; sonra da solar, yaşlanır, batmaya yönelir, ölürler. Ama belki de hiçbir zaman büsbütün ölmezler. Gelecekteki insanlar için geçmişlerine ilişkin özlemler, uğuldayan anılar olarak kalırlar ve bazen kuşakların düşüncelerini, yeni yaratımlarını onlara göre düzenledikleri olur. Demek oluyor ki uygarlıklar güç durumlarında bile, şimdiye kadar boşa çıkmış, ama yokluğa teslim edilmemiş umutlardır, insanlığın belleğinde devinen, canlı umutlardır.
-
Sanatın Gerçeklikle Estetik İlişkileri
Etkinlik gösterdiği bütün alanlarda devrimci ve yenilikçi olan Çernişevskiy bilimi devrimci mücadeleden ayırmadı. Hazırladığı tez (Sanatın Gerçeklikle İlişkileri, 1855), felsefe ve estetikte materyalizmi, sanatta gerçekçiliği yüreklice savunan bir tezdi. İnsanın politik ve sosyal baskıdan kurtuluşu için mücadeleye çağrı, sanatın toplumsal öneminin materyalist temelde tanımlanması, gerçekçi yöntemin tanıtlanması tezin içeriğini oluşturan öğelerdi. Çernişevskiy’nin tez savunması büyük bir toplumsal olay oldu. Tez üzerine yapılacak tartışma çok sayıda dinleyiciyi konferans salonuna çekmişti.
-
Altın Buzağı
Altın Buzağı, bir mizah romanı; On İki Sandalye‘nin devamı niteliğinde. İlya İlf ile Yevgeni Petrov adlı iki gazetecinin imzasını taşıyan kitap, On İki Sandalye gibi, yeni yeni oturmakta olan Sovyet sisteminde hala varlığını sürdüren aksaklıkları hedefe koyuyor. Sovyet mizahının başyapıtları arasında sayılan bu romanların ilkinde yazarlar 12 sandalyenin peşi sıra bizlere tüm Rusya’yı gezdirmişlerdi. Ünlü düzenbaz Ostap Bender’in yine başrolde olduğu Altın Buzağı’da ise yararlılıklar göstermiş bir ismin kimi uyanıklarca istismarlarıyla karşı karşıyayız. Adı saygıyla anılan Teğmen Şmit’in oğulları sıkıntılarını onun adına başvurarak çözmekte, yardım, bağış toplamakta, ayrıcalık istemektedirler. Ama nasıl oluyorsa artık hayatta olmayan Teğmen Şmit’in oğulları yerden mantar biter gibi çoğalmaktadır. Peki çoğalmaya devam eden bu çocukların aynı mekanlarda, kurumlarda yolları kesişince ne olacaktır?
-
Marksizmde Temel Kavramlar
Bu kitap, sosyalist politikanın temel kavramları ve temel sorunları hakkındaki ilk bilgileri ana çizgileriyle özetleyerek, bilimsel sosyalizmin teorisine giriş için imkan sağlamakta ve araştırılıp öğrenilecek konuların genel bir şemasını vermektedir. Kitabın ikinci bölümü diyalektik materyalizme giriş niteliğindedir. Diyalektik materyalizm bilimini derinlemesine öğrenmek için Marksizm-Leninizmin teorik cephaneliğini incelemek, bu bilimin siyasette, sanatta, devrimci çalışmanın bütün alanlarında kullanılışında ustalaşmak gerekmektedir. Bu yüzden bu kitap, diyalektik materyalizmi bütün ayrıntılarıyla öğretmek iddiasında değildir. Ancak giriş niteliğindeki kavramları açıklayarak, okuyucuyu konunun temelleri hakkında bilgilendirmektedir.
-
Ağlayan Mahkum
Çocuklar, başlarına yağmur gibi yağan gözyaşlarının bir mahkûma ait olduğunu öğrenirler. Ve bilmek isterler: Bir mahkûm neden ağlar? Mahkûmların hepsi kötü insanlar mıdır? Mahkûm amcaları eğer kötü bir insan değilse, neden demir parmaklıkların arkasındadır? Bütün bu soruların yanıtlarının sadece Zaman’da olduğunu öğrenen çocuklar onu bulmaya karar verirler. Ve hızlı bir kovalamaca başlar; çünkü Zaman çok hızlı hareket etmektedir. İnsan, bu kovalamacanın sonunu ister istemez merak eder: Çocuklar acaba Zaman’ı bulabilecekler mi? Bulurlarsa ona ne soracaklar? Ve ondan neler öğrenecekler? Bu soruların yanıtlarını siz de bilmek istiyor musunuz? Öyleyse bu güzel kitabı hemen okumaya başlayabilirsiniz. -
Ayşe’nin Günleri
Ayşe içimizden biri. Belki sınıfımızdaki sıra arkadaşımız; belki de bizimle aynı kentte yaşayan on binlerce çocuktan biri. Yüreğinde insan, hayvan, doğa sevgisi bulunan; dostluk yardımlaşma, dayanışma duyguları içinde… Yaşama karşı iyimserlikle ve umutla bakan bir çocuk. Ayşe’nin Günleri, işte bu küçük kızın öyküsünü anlatıyor bize. Romanda, onun yakın çevresinden yola çıkarak, köyden kente göç eden bir ailenin karşılaştığı sorunlar anlatılıyor. Annesinin çalışmak için Almanya’ya gitmesi nedeniyle, ondan uzak kalan Ayşe’nin yaşadıklarına tanık oluyoruz. Olaylar karşısında bazen şaşırıyor, üzülüyor, bazen de öfkeleniyor Ayşe. Ama umudunu, direncini ve yaşama sevincini hiç yitirmiyor. Küçücük bedeninde taşıdığı kocaman yüreğiyle ve bütün gücüyle tutunuyor yaşama. Yaşadığı koşulları değiştirmeye, yaşamı güzelleştirmeye çalışıyor. Bazen öğretmeninin gülümsemesinde, bazen minik bir kedinin sıcaklığında, bazen birlikte oynanan oyunların coşkusunda çoğaltıyor sevincini. -
Ne Yapmalı
V. İ. Lenin’in Ne Yapmalı? adlı eseri, Marksist literatürün adı en çok bilinen eserlerinden biridir. Bu eserin bilinen ve akılda kalıcı olan yanlarından biri de “Ne Yapmalı?” ifadesinin yalın iki sözcükten oluşmasıdır aynı zamanda. Ama daha önemlisi, “Ne Yapmalı”nın, yeni bir sorun karşısında yeni bir başlangıç yapmak için ne yapılacağının tartışmaya açılması, yeni bir soruya yanıt verileceği düşüncesini uyandırması vardır. Gerçekten de Ne Yapmalı?, 20. yüzyılın hemen başında, işçi sınıfının ve partisinin, kapitalizme karşı mücadelesinde önüne çıkan ağır sorunlar karşısında nasıl bir tutum alacağı, nasıl bir örgütsel yapıya kavuşursa devrimci bir Marksist parti olabileceği sorusuna yanıt vermeyi amaçlayan bir yapıttır. Bu yüzden Ne Yapmalı? sözcük anlamıyla bir soru olsa da gerçekte bir soru değil “Ne yapmalı?” sorusuna verilen bir yanıttır.
-
Ağaçlar Çiçekteydi
Ahmet Say, anılarını anlatırken aslında yakın tarihin siyasal olaylarını hatırlatıyor bize. Yaşanmış olayları aktaran bir yazarın tanıklığını, okurlar daha etkileyici bulacak, bundan eminiz. Üstelik Ahmet Say, içinde bulunduğu olayları kimi yerde öykü tadında yazmış; kimi zaman da portreler çizerek anlatmış. Ama katı gerçekliği dile getirmekten kaçınmamış.
-
Gidelim Kâğıthaneye
Bir zamanlar İstanbul’un ortasında soluk alacak adacıklar vardı. Çalışanların, ev kadınlarının, genç kızların, delikanlıların biraz yeşil, biraz temiz hava yanında paylaşmanın, birbirine dayanışabilmenin, birlikte eğlenebilmenin keyfini çıkardıkları kırlık alanlar. “Kahtane” de bunlardan biri. Bir yanı tarih, bir yanı keyif…
-
Babeuf’ten Dimitrov’a Sosyalist Savunmalar
“Eğer sömürü varsa başkaldırı meşrudur.” Cellatlarının karşısında, böyle haykırdı 1789 Fransız Devrimi’nin proleter kahramanı Babeuf. Ve giyotine başı dik, “zafer kutlamaya gider gibi” gitti. Nice proleter ve sosyalist kahraman, Babeuf’un açtığı çığırdan yürüdü. Hem proleter yiğitliğin en katışıksız örneklerini sunarak, hem de yargılandıkları sanık sandalyesini, sömürenleri suçladıkları bir kürsüye dönüştürerek. Bu kitap, bu kahramanlardan bir bölümünü ele alıyor: Yaşamının neredeyse yarısını zindanlarda geçiren Paris proleterlerinin önderi Blanqui, bilimsel sosyalizmin kurucusu ve Köln yargılamalarında politik savunmanın eşsiz örneğini sunan Karl Marx, Alman sermaye çevrelerinin sömürgeci emellerini parlamento ve sanık sandalyesinde teşhir eden Baba ve oğul Liebknecht’ler, genç Sovyetler’in üzerine sürülen Fransız birliklerinde bir subayken, Sovyetlere yardım için donanmada isyan örgütleyen Andre Marty, darağacının gölgesinde geride kalanlara şiir tadında cesaret verici notlar bırakan Julius Fuçik. Ve Thaelmann’ın partisinin Nazi işkencehanelerindeki militanları, Bükreşli Demiryolu işçileri, Afrika ve Latin Amerika’nın antisömürgeci mücadelelerinin sembolleri ve Dimitrov…
Leipzig yargılamalarında Dimitrov’u savunmaya çalışan avukat Marcel Willard, bu eserde, haksızlığa ve sömürüye karşı cesaretle mücadele tohumunu kuşaktan kuşağa aşılayan bu kahramanların mücadelelerini sayfalara taşırken, hem 19. yüzyıldan başlayarak sermaye sınıfı ile emekçiler arasındaki mücadelenin özellikleri hakkında canlı bilgiler veriyor hem de bir devrimcinin mahkeme karşısında takınacağı tutum hakkında eşsiz veriler, deneyler, öğütler sunuyor.
-
Ana
Bir başkaldırı ve umut romanıdır Ana… Dayak ve yoksulluktan insanlığını unutmuş bir kadının, sosyalist dünya görüşünü benimsemiş genç bir işçi olan oğlunun tutuklanmasından sonra, dünyanın değiştirilebilir olduğunu keşfetmesinin hikâyesidir. Toplumcu gerçekçi edebiyatın ilk örneği ve başyapıtı sayılan Ana, Gorkiy tarafından 1906 yılında Amerika’da kaleme alınmış, aynı yıl New York’ta yayımlanmıştır. Bütün dünyada büyük yankı uyandıran roman, iki yıl gibi kısa bir süre içerisinde pek çok dile, hatta bu arada Türkçeye çevrilmiştir.
-
Bizim ‘68
Dönemin bütün fırtınasını, neşesi, heyecanı ve acısıyla yaşamış olanların tanıklıklarıyla, devrimcinin ‘68’i… Neydi ‘68? Tarihin bir şakası mı, yoksa, tarihe yön veren çelişmelerin bir düğüm noktası mı? Bulutsuz gökyüzünde çakan bir şimşek mi, yoksa küller arasındaki kıvılcımın parlaması mı? Yalnızca bir “gençlik isyanı” mı, yoksa, emperyalizme karşı savaşan köylülerin, kapitalizmin yakasını tutup silkeleyen işçilerin de ayağa kalkışı mı? Türkiye’nin ‘68’i, “dünyadaki hareketlerin taklidi” miydi, yoksa kendi tarihsel dinamiklerinin bir ürünü mü? Toprak ve fabrika işgalleri, 15-16 Haziran… Demokratik üniversite mücadelesinin, anti-emperyalist direnişin başlıca özellikleri, olaylar, kişiler ilişkiler… Üniversiteden dağlara, Fikir Kulüpleri’nden gerillaya… Deniz, Yusuf, Hüseyin, Mahir, İbrahim, Sinan..
-
Ca Yo Ke Tîj Ti Ra Bena Vila
“Ahmet Say binî halî merdimatî de rexneyî cemaatkî zaf hol dano. Nayê serkote vatişî ey de, hedîseyanî ke o neqil keno, goreyî nê hedîseyan yew hawayî şayî esto. Hîkayeya no nuştoxî ke bi nameyî “Rayerî Averşîyayişî” yew di aşm cuwa ver yew kovar de çap bibîy, bi rastî zaf weş bîy. Ez tehmîn kena Bayo Çehov zî biwendênî, verba no qeyde yew eser de heyfî xo ardênî. Lew nayênî mîyanî çimanî nuştox a. Vateyî mi noyo ke Ahmet Say o qeyde yew nuştoxo ke ganî bîyero teqîp kerdiş. O bi yew çend hîkayeyanî xo ya kuweno mîyanî hîkayenuştoxanî welatî ma yê tewr holan. Semedê yew nuştoxa no muhîm o. Senî ke yew qumaş metreyî xo yo verên ra bellî yo, hunermend zî o qeyde yo. Eger yew hunermend eseranî xo yê verênan de no îşaret nêdayo, ez bawer nikena ke o badê zaf xo aver bero. Ahmet Haşîm wexto ke hîna şîîra xo ya verên de kiştey golî û dadî xo ra behs kerdênî, Ahmet Haşîm bi. Nayê ma eşkenî semedî heme hunermendan vaji. Roportajan û hîkayeyanî verênan yê Yaşar Kemalî bifikirêni, şîîranî verênan yê Nazim Hîkmetî, şîîranî Yahya Kemalî bifikirêni. Winayo no. Ahmet Say zî pîl o. Ahmet Say sey noktayê destcikerdiş nika ra îşaretan û meyîlanî yew rayerî hunerî ke ma wazenî zaf derg birumo, dano.” Cemal Süreya
Daha önce yayınevimiz tarafından çıkarılan Güneşin Savrulduğu Yerden – Bingöl Hikayeleri adlı kitabımız şimdi de Zazaki çevirisiyle okurlarla buluşuyor.
-
Sinemanın Yüzyılı
Sinema gerçekten bir halk gösterisi midir? Bu soru, bütün sinema tarihine damgasını vurur. Seyirci bugün, büyük oranda Amerikan filmlerine yönelmektedir. Diğer yandan sinema tarihi ve kurumlarından da oldukça uzaktır. Genel çizgileriyle bile olsa, ne sinema tarihini, ne de sinema üzerine geliştirilen düşünceler tarihini bilmektedir. Yüzyıl boyunca sanatçıların ve kuramcıların sinema anlayışları hep, gerçeğin, optik-mekanik bir teknikle film üzerinde yeniden çoğaltıldığı, yeniden üretildiği olgusundan yola çıkar. Bu teknik ögenin, sinemanın çeşitli şekillerde kavranması sırasında nasıl kullanıldığını bu kitabın bütününde göreceğiz; kimi zaman yüceltilecek, kimi zaman ise önemi küçümsenecektir.