66 sonuçtan 1-45 arası gösteriliyor
-
Afrodit Buhurdanında Bir Kadın
1937 yılında yayınlanan Afrodit Buhurdanında Bir Kadın, toplumun yoksul ve çalışan kesimlerin sorunlarını edebiyata taşıyan öncü eserlerdendir. İşçilerin yaşayışlarını, patronla ilişkilerini, çalışan ve yoksul kadının çifte sömürülüşünü ustalıkla ve tüm gerçekliği ile sergiler. Romanın baş kahramanı, akraba yanında büyüyen Yıldız adında anne-babasız bir kızdır. Yoz ev ortamı ve uğradığı onur kırıcı olaylar nedeniyle evden kaçar, önce daktiloluk, sonra fabrika işçiliği yapar. Ama düşük ücret ve ağır çalışma koşullarına daima, onun kadınlığını istismar teşebbüsleri eşlik eder. Yıldız yaşlı bir fabrika işçisiyle evlenir. Ama hastalanıp çalışmaz duruma düşen eşi ile çocuğunu geçindirmekte zorlanır, yardım talep etmek için çaldığı kapılarda, patron ve ustabaşların çirkin teklifleriyle karşılaşır, fuhuşa zorlanır…
-
Aydınlık Gecelere Yolculuk
İstanbul’dan uçakla başlayıp Moskova’ya ve Volga nehri üzerinden gemiyle St. Petersburg’a uzanan bir yolculuk.
Ama bu yolculukta yalnızca gezilip görülecek yerler yoktur. Gemide geçen günlerde kültür-sanattan, politikadan cinselliğe; dünyayı, yaşamı anlamaya doğru yapılan konuşmalar, tartışmalar, dahası kavgalar… Yolcuları sürprizler beklemektedir.
Gezi sona erdiğinde, evli evine, köylü köyüne… Bazıları için ise yolculuk İstanbul’a döndükten sonra başlayacaktır.
-
Dilan
1976 Madaralı Roman Ödülü
Ömer Polat romanlarında yıllarca ırkçı, şoven baskılarla ezilmiş, zulme uğramış Kürt halkının yaşantısını, acılarını, umut ve mücadelesini dile getirir. Bu romanlarda gerçek, onu yaratan koşullardan soyutlanmaksızın vardır ve sürekli bir biçimde yaşar. Polat, halkını yaşadığı topraktan, soluduğu havadan, konuştuğu dilden ayırmadan duyarlılığı mücadele ile birleştirerek verir. Dilan‘da bu ezilen ama yine de dik duran halkın sıcak, canlı ve dosdoğru insanlarının yaşam kavgalarını, umutlarını ve sevdalarını bulacaksınız
-
Dişsiz Korku
Olur da bir gün biriniz korkuya rastlarsanız, nerede doğduğunu bir sorun lütfen. Şüphesiz size İran, Irak, Suriye ve Türkiye arasındaki dört köşede doğduğunu söyleyecektir. Korkuyu yakından tanımak, ne olduğunu öğrenmek isteyen bütün araştırmacılar, korkunun doğduğu ve ihtiyarladığı o sınırlara gitmelidirler…
-
Mahmudo ile Hazel
Mahmudo ile Hazel‘de yıllardır baskı ve zulüm altında tutulan yoksul Kürt halkının yaşantısı kendi dil özellikleriyle anlatılmaktadır. Bu romanda üretim ilişkilerinin gelişmesiyle başlayan toplumsal değişimleri, iki insanın öyküsüyle birlikte izleyecek ve onları yaratan maddi ortamın belirleyici gerçekliği içinde görebileceksiniz. Sadece bu yanıyla bile Mahmudo ile Hazel çok az romanın ulaşabildiği bir bakış açısına sahip.
-
Saragöl
Ömer Polat’ın romanı, Doğu’nun gerçeklerinden derlenmiş, kendi dil özellikleriyle ifade edilmiş, Kürt-Ermeni ilişkileri, halkların kardeşliği temeli üzerine kurulmuştur. Şartlandırılmış kişilerin kışkırtmasıyla dostlukların, kardeşliklerin düşmanlıklara dönüşmesi işlenmiştir Saragöl‘de…
-
Adı Duman
Candan bir dost, güvenilir bir arkadaş bulmak, çocuk büyük her insanın yüreğinde taşıdığı bir düştür. Bu dostu nasıl ve nerede bulacaktır, nasıl tanıyacaktır, ilk ne diyecektir ona, nasıl kanıtlayacaktır arkadaşlığını… Belki de asıl düşü bu sorulara durmadan verilen yanıtlar oluşturur. Gençliğe atılan ilk adımlar dostluğa, arkadaşlığa en çok gerek duyulan dönemdir. İyi arkadaş bizi sözümüzü kesmeden dinleyecek, dertlerimizi avutmaya çalışacak, düşlerimizle alay etmeyecek, her koşulda güvenilecek olandır elbette. Kolay mı böyle bir arkadaş bulmak? Ne zor olduğunu yaşadıkça anladım. Meğer o dostun adı Duman’mış. Adı Duman’la yeniden düşlerimi yaşadım; dostluk, denizin sesi ve gökte ipil ipil bir yıldız… Bakın işte oracıkta bir mektup gibi, okumanızı bekliyor.
-
Bir Avuç Yıldız
Dünyaca tanınmış Almanyalı yazar Rafik Schami’nin, Ortadoğu’nun tüm renklerini okurun zihninde canlandıran büyülü bir yazım stili var. Bir Avuç Yıldız, Schami’nin Şam’da geçen çocukluk ve gençliğinden izler taşıyan, otobiyografik yanı ağır basan en ünlü romanlarından biri.
Günlük formundaki eser, 14 yaşındaki bir gencin, çok farklı din ve kültürleri barındıran bir kentin kenar mahallesinde ergenlikten yetişkinliğe geçişini anlatıyor. O babası gibi fırıncı değil gazeteci olmak istiyor… Ancak darbeler ve baskılar yoluyla sürekliliğini sağlayan iktidarın ifade özgürlüğüne de gerçek haberciliğe de tahammülü yok. Kısacası genç kahramanımız kendi kaderini çizerken ülkesinin kaderine de kayıtsız kalamıyor, sonunda da gizli çorap gazetesi faaliyete geçiyor…
-
Üçünü de Sevdim
Genç olmak, dünyayı yöneten kurallara ve anlayışa yabancI olmaktır. Genç, sırasında bu kurallara karşı çıkabilmelidır.
Günümüzde bu kuralların en uygunsuzu kuşkusuz kendi çıkarını her türlü değerin ve duygunun önünde tutmak olarak belirlenmiş. Sınavlardan günlük yaşama gençlere dayatılan herkesi rakibi saymak gerektiği anlayışı dostluk ve dayanışma duygusunu yıpratıyor.
-
Can Dostu
Yücel Sarpdere, büyük ilgi gören ve bugüne dek 20 binlik bir satış rakamına ulaşan Vatandaş Abuzer‘den sonra, ikinci romanı Can Dostu ile okur karşısında. Can Dostu, özgün bir dostluk, bağlılık ve mücadele romanı. Zihinsel gelişimini tamamlayamamış, anasız babasız bir genç ile onu yanlarına alan olgun bir devrimci karı koca olan Oya ve İbo arasındaki dostluk ilişkisi bizi yoksul bir gecekondu mahallesinin yaşamının ve olaylarının içine çekiyor. Deli dolu işçi kız Serpil, fabrika düdüğü kadar dakik Kör Kamil, mahallenin iyi kalpli ‘entel’i Prof, içkiyle arası hoş gönül adamı Ayakkabıcı Macit, ticaret dünyasında kendine bir yer arayan, ruh hali de ticari performansına paralel olarak değişen ‘keskin solcu’ Yaşar ve ötekiler…canlı, zaman zaman öne çıkan mizah unsurlarıyla zenginleşen bir üslupla anlatılıyor.
-
Direnen Haliç 1. Cilt
Direnen Haliç, yazarı da işçi olan bir işçi romanı. Bir zamanlar fabrikalarla çevrili olan Haliç’in Alibeyköy ucundaki iki fabrikada yaşanan olayları, sürdürülen uzun direnişi konu alıyor. Olayları sürükleyici bir dille anlatırken, işçilerin fabrika ve mahalle hayatları, iç dünyaları da başarıyla sergileniyor. Bu romanla, işçi hayatının ve mücadelesinin bir dönemi başlıca özellikleriyle resmedilmiş oluyor. Direnen Haliç, işçi sınıfımızın kimi kazanımlarla, kimi yenilgilerle sonuçlanan daha iyi, yaşanır bir hayat için verdiği uzun mücadelenin belgesel özellikler taşıyan canlı bir kesiti.
-
Direnen Haliç 2. Cilt
Direnen Haliç, yazarı da işçi olan bir işçi romanı. Bir zamanlar fabrikalarla çevrili olan Haliç’in Alibeyköy ucundaki iki fabrikada yaşanan olayları, sürdürülen uzun direnişi konu alıyor. Olayları sürükleyici bir dille anlatırken, işçilerin fabrika ve mahalle hayatları, iç dünyaları da başarıyla sergileniyor. Bu romanla, işçi hayatının ve mücadelesinin bir dönemi başlıca özellikleriyle resmedilmiş oluyor. Direnen Haliç, işçi sınıfımızın kimi kazanımlarla, kimi yenilgilerle sonuçlanan daha iyi, yaşanır bir hayat için verdiği uzun mücadelenin belgesel özellikler taşıyan canlı bir kesiti.
-
Geride Kalanlar
Doğu illerinde başlayan zorunlu Ermeni göçü, kulaktan kulağa yayılmaktaydı. Kayalık köylüleri haberi Kulağı Delik Musa’dan duyar. Osmanlı’nın savaşı bırakıp, Ermenilerle uğraşması onlara delilik gibi gelir. Hem bu topraklar onların vatanıdır. Bu arada göç yollarında yaşanan olaylar, Muhtar Kör Yusuf’u çok korkutur. Ergen kızların başlarına gelecek tehlikeleri düşünmek bile istemez. Kardeş olarak bildiği bu insanların yaşadıkları felaket karşısında, eli kolu bağlı oturmaz. Köylüyü başına toplar, Ermeni kızlarını göçe göndermeyeceğini ve saklayacağını söyler.
Birinci Dünya Savaşı’nın memleketi cehenneme çevirdiği, Anadolu’da tok yatan insanın neredeyse hiç kalmadığı bir dönemde, küçük bir köyde yaşayan bu insanların verdikleri yaşam mücadelesi, açlık savaşı, kızların acı dramı belki de adını bilmediğimiz başka yerlerde de yaşanmaktaydı.
-
Esme – Geride Kalanlar 2
1915’in ardından yıllar geçmiş, savaş bitmiş, saltanat devrilmiştir. Cumhuriyet’in ilk yıllarında geçen olaylarda kalanlar; Türkü, Ermenisi, Kürdü gidenlerden daha acı bir mücadelenin içine düşmüşlerdir. Aslında padişahlık hiç bitmemiştir. Bir padişah yerine bin tanesi geri gelmiştir.
Yazarın ikinci romanı olan Esme, Geride Kalanlar’ın devamıdır.
-
Kızılcık Operasyonu
Kızılcık Operasyonu, Yücel Sarpdere’nin ikinci mizah romanı. Yazarın, büyük beğeni toplayan ilk romanı Vatandaş Abuzer, mizah silahını 12 Eylül dönemine doğrultmuştu. Kızılcık Operasyonu‘nda ise daha yakın bir dönemin olaylarına tanık oluyoruz. Romanın baş kahramanı Dilaver, aldığı cezalarla askerliği bir türlü bitmeyen, “kıdemli” bir askerdir. Bu arada birbirinden ilginç olaylar kahramanımızı önce sürgün bölüğüne, ardından da Somali’ye gidecek Türk bölüğü içinde ilk sıraya taşır. Ve sonra, beklenmedik bir dizi tesadüfün ardından, Dilaver’i askerlik görevini tamamlamış olarak küçük bir kıyı kasabasında görürüz. Olaylar birbirini kovalar, gelir, o adı büyük “operasyon”a dayanır… Bütün bu olaylar içinde toplumsal yapı, devlet organlarının işleyişi, insan ilişkileri keskin hatlarıyla karşımızda belirir. Katıla katıla gülme isteği uyandıran kitap, bizi yaşadığımız dünyanın gerçekleriyle yüz yüze getirerek ağzımızda acı bir tat da bırakıyor.
-
Kocakurt
Ahmet Say’ın bu romanı yakın tarihimizin en önemli dönemlerinden 1960-1970 arasını toplumumuzun değişik bir kesiminden yansıtıyor… Reklamcı ve partici Kocakurt ile bar kızı Züleyha’nın serüvenini izlerken okur hem hapishaneden eğlence yerlerine o dönemin ilginç mekanlarını dolaşırken değişik kesimden insanları tarihsel dönemin değişen ve değişemeyen koşullarında tanıyacak.
“Ahmet Say’ın yenilerde yayımlanan ilk romanı Kocakurt’la ayrı bir ilgi uyandıracağı kanısındayım. 1950 kuşağı, 1960 kuşağı öykücülerinde pek rastlanmayan bir humor’la, eğleniyle dolup taşan bir anlatımı var Ahmet Say’ın. Argoyu da çok güzel kullanıyor, öyle 20-30 sözcüğün içine sıkışıp kalmıyor; şiirsel bir gerilim, içeriğe uygun bir anlatım kıvamı tutturuyor. Bu niteliğiyle Kocakurt’u bir solukta okuyup bitiriveriyorsunuz. Üstelik Ahmet Say’ın romanının gerisinde Türkiye’ye özgü bir tarihsel şema da var. Ahmet Say bir yerde bir Brecht esprisiyle yaklaşıyor insanlara. Kocakurt’un serüveniyle Türkiye’nin son çeyrek yüzyılda uğradığı tarihsel değişmeler arasında bağlar kuruyor.” Cemal Süreya
-
Kuzeyden Geldiler
“Kuzeyden Geldiler Türkiye okuyucusunu bugüne dek bilmediği bir coğrafyaya götürüyor. Türkiye ile Suriye arasında sınırın olmadığı bir sınıra. Osmanlı oralarda yok oluşunun acısını Kürtlerden, Araplardan, Süryanilerden çıkarıyor. Aşiretleri bölüyor, birbirine kırdırtıyor. Öldürüyor, öldürtüyor. Bir sınır boyu hep acılar yaşıyor tarihinde. Bugün de…” Ömer Polat
-
Oyun Değil!
Yılmaz Onay bu romanda, 12 Eylül’ün karanlığında belli belirsiz başlayan bir ilk gençlik aşkının öyküsünü 2000’li yıllara taşırken, varoşlardan “mutena semtler”e, yanmayan sokak lambalarından holding gazetelerine uzanan sürükleyici bir toplumsal panorama çiziyor.
-
Paralı Asker
Vatandaş Abuzer, Can Dostu, Kızılcık Operasyonu, Ruhsatsız Sözcükler kitaplarının yazarı Yücel Sarpdere bu kez Paralı Asker romanı ile okuyucuyla buluşuyor.
Sarpdere kara mizah tarzındaki yeni kitabı ile okurun dikkatini bir kez daha toplumsal gerçeklere ve yaşanan çelişkilere çekiyor. Bunu yaparken de güçlü bir eleştiri silahına başvuruyor: Mizah!Paralı Asker, toplumsal yaşantımıza şekil veren kurum ve kuralların absürd yapılanmasını bir şehrin kurtarılma hikâyesi içerisinde anlatırken bir solukta okuma isteği uyandıran bir çalışma.
-
Geleceğe İlk Adım
Edebiyata işçi yaşamı ve işçi direnişlerini anlattığı romanlarla giren Nejat Elibol, yeni romanında gerçeğin yeni boyutlarını vurgulamak için değişik bir anlatım deniyor. Daha önce yaşadığı bir grevi benzer bir anlatımla okurları için gerçek kılan Elibol, bu kez okurlarını yarım yüzyıl ileri çağırıyor:
Yıl 2050. Yer: Davranış Bilimleri Merkezi. Bir gün kapıdan içeri bir genç kız girer. Amacı gençlik sorunlarını aşmaktır. Bu merkezin çalışanları yazarlardır. Genç kız, içeri girer girmez kendini bir anda masalsı bir öykünün içinde bulur; hem kahramanı hem de yazarı olduğu bir öyküdür bu. Bazen hüzünle bazen mutlulukla koşar öyküde. İstediği kendini tanımak, kendi kararlarını vermek, kendi ayakları üzerinde durabileceği olgunluğa erişebilmektir. Bunun için sorular sorar, sorularına yanıtlar arar ve okurunu kendiyle birlikte maceradan maceraya sürükler.
-
Sarı İt
Sarı İt, edebiyatımızın ilk işçi romanlarındandır. İşçi sınıfının toplumsal hayata ağırlığını koyduğu, grevlerin filizlenip serpildiği bir dönemi, 1960’lar Türkiyesini konu alır. İşçilerin çalışma koşulları, patronlarla girdikleri mücadeleler, işçi-sendika ilişkileri, işçilerin yaşadığı semtler, aile ilişkileri, günlük yaşayışları, aşkları… Canlı, çarpıcı diyaloglarla örülü akıcı bir dille tasvir edilir.
-
Vatandaş Abuzer
Vatandaş Abuzer ülkemizin karanlık dönemi 12 Eylül’ü ti’ye alan, cuntanın getirdiği boğucu havayı, polis merkezleri ve tutukevlerindeki uygulamaları, ikbal peşindeki işkenceci şefleri, kraldan çok kralcı komutanları; tüm zalimliklerine karşın zavallılıkları ve gülünçlükleriyle betimleyen bir roman. Vurdumduymaz, saf, açık sözlü konuşkan kahramanımız Abuzer, 12 Eylül’ün uygulamalarına çağdaş bir Bektaşi tavrıyla katlanırken, bu heybetli zalim devin, aslında toplumsal destekten yoksun, gülünç ve zavallı bir fani olduğunu gösteriyor bizlere. Kaba zulme, silahlı çaresizliğe gülmemizi, alaya almamızı sağlıyor.
Alay konusu olanın, ömrü de uzun olmaz!
-
Yazılar Filmatik
Yazılar Filmatik‘te Avrupa’ya çalışmaya giden baba-anne-oğul’dan oluşan bir ailenin öyküsü anlatılıyor. Fakat anne, gittikten hemen sonra yurduna geri döner. Baba-oğul orada yıllarca birlikte yaşarlar. Çocuk delikanlı olunca artık tam bir Hollandalıdır; dilinden, davranışlarından onu yabancı saymak olanaksızdır. Ancak delikanlı, bir gün, “yabancılığını” suratına çarpan bir olay yaşar. Bir Hollandalı gibi yetişmiş olan genç, derinden sarsılır ve kendi öz kaynaklarına dönme kararı verir, Türkiye’ye gelir. Bu kez de yıllarca ayrı kaldığı annesi ve kendi yurttaşları karşısında “yabancı” gibi hisseder kendini…Yabancı olmanın getirdiği eziklik içindeki bir gencin, ancak delikanlılık döneminde keşfedebildiği anne ve yurt sevgisi ile kimlik arayışının duyarlı bir anlatımı… Bir sinema filmi senaryosu ile iç içe ve birbirine geçişlerle süren roman, sonradan filme de uyarlandı.
-
Yüzsüz Hayat
Yüzsüz Hayat, bir genç kızın aşk romanıdır. Tıp öğrencisi Nâre’nin tek istediği şey saf ve çocuksu aşkını doyasıya yaşamaktı. Ancak kadına şiddetin giderek arttığı bir toplumda töre, ilkel düşünceler ve geleneksel hükümler onun da çevresini kuşatır. Nefret ve düşmanlıkların çoğaldığı bir coğrafyada Nâre’nin payına düşen, aşkını bir uçurumun kıyısında giderek inada dönüştürmektir.
Evet, Yunus Nadi Roman Ödülü sahibi yazar Adnan Gerger, edebiyattaki önemli ve kalıcı konumunu perçinleyen bir romanla yeniden okurlarıyla buluşuyor. İmkânsız aşkların hâlâ var olduğunu, feodal yapı içerisinde bu aşkın nasıl bir başkaldırıya dönüştüğünü güncel olaylarla işleyen Adnan Gerger, bu romanında da çarpıcı kurgularla ve şaşırtıcı öykülerle yüreğimize usulca dokunmayı büyülü bir şekilde başarıyor. Edebiyatın tüm kalıplarını kıran yazar; masalımsı ve yalın bir dille düşleri ve gerçekleri ele aldığı Yüzsüz Hayat’ta, bizleri yüzsüzce yaşanan hayatları tanımaya ve sorgulamaya çağırıyor.
Yüzsüz Hayat’ı elinize aldığınızda nefes nefese okuyup bir solukta bitireceksiniz. ‘Niye böyle bitti?’diye de hayıflanacak, belki de Nâre’nin aşkını siz yaşatacak ve romanı kaldığı yerden alıp sürükleyeceksiniz…
-
Toprak Kokusu
”Reşat Enis, romanımızın temel taşlarından birisidir. Getirdikleri, götürdükleri tartışılabilir, ama onun bir yönü tartışılmaz, sonsuz namusu ve halk sevgisi. Bu sessiz, karınca gibi çalışkan adam gerçekçi romanımızın babalarından oldu. Toprak Kokusu‘nda belki evrenin, insanın, doğanın büyük şiirini bulamayız ama, insanın katı gerçeğine başımızı küt diye vurur irkiliriz. O, hep irkilten bir yazardı. Onun için ilk Çukurova romanını yazdı. Bu kaynaşan, Anadolu’nun yüreğinin attığı yeri ilk o dile getirdi ve ondan sonra gelenlere bir çığır da olsa, yolu o çizdi. İlk işçi romanını da yazanlardan birisi, belki de birincisi odur. Bizim romanımız, toplumumuz tartışılırken, sağlıklı bir dönemde, Reşat Enis adı en çok anılan adlar arasında olacaktır.” Yaşar Kemal
-
Ana
Bir başkaldırı ve umut romanıdır Ana… Dayak ve yoksulluktan insanlığını unutmuş bir kadının, sosyalist dünya görüşünü benimsemiş genç bir işçi olan oğlunun tutuklanmasından sonra, dünyanın değiştirilebilir olduğunu keşfetmesinin hikâyesidir. Toplumcu gerçekçi edebiyatın ilk örneği ve başyapıtı sayılan Ana, Gorkiy tarafından 1906 yılında Amerika’da kaleme alınmış, aynı yıl New York’ta yayımlanmıştır. Bütün dünyada büyük yankı uyandıran roman, iki yıl gibi kısa bir süre içerisinde pek çok dile, hatta bu arada Türkçeye çevrilmiştir.
-
Ateş
Ünlü Fransız yazar Henri Barbusse’ü sahip olduğu üne kavuşturan eser olarak bilinen Ateş romanı Birinci Dünya Savaşı’nın dehşetini, savaşa yön veren çıkarları ve cephedeki askerlerin ruh durumlarını ustalıkla anlatmaktadır. 1914’te gönüllü piyade olarak savaşa katılan, gösterdiği kahramanlıklarla iki kez takdir madalyası alan ve yaralandığı için 1917’de terhis edilen Barbusse’ün eseri büyük yankı yaratmış, 1917 yılında Goncourt Ödülü’nü alıp sayısız dile çevrilmiştir.
“Henri Barbusse’ün Ateş’ini okumayan bir işçinin, bir emekçinin ve hakiki aydının kafası bir parça yarımdı. Ve bu kitabı çevirerek kütüphanesine sokmayan bir dil, insan kafası ve yüreğinin en büyük değerlerinden birinden mahrum kalmış demektir. Bence bugün Henri Barbusse için yapılacak ilk iş Ateş’in Türkçeye çevrilmesi olmalıdır.” Nâzım Hikmet
-
Ateşi Çalmak 5. Cilt – İkinci Keman
Ateşi Çalmak, bilimsel sosyalizmin iki kurucusu Karl Marx ve Friedrich Engels’in yaşadıkları dönemin belgesel romanıdır. Tamamı beş cilt halinde Türkçeye kazandırılan bu büyük eser, biyografik bir romanın alışılmış sınırlarını aşan bir konu ve ayrıntı zenginliğine sahiptir. Sovyet araştırmacı ve yazar Galina Serebryakova, XIX. yüzyılın büyük işçi mücadelelerini, bu mücadelenin sınıf önderlerini, teorisyenlerini ve örgütçülerini, tümüyle belgelere dayanan bir roman kurgusu içinde anlatmaktadır. Serebryakova, araştırmalarını, yalnızca Sovyetler Birliği Marksizm Leninizm Enstitüsü’nde değil, aynı zamanda Avrupa’nın belli başlı merkezlerinde, işçi sınıfı mücadelesinin o dönemde geçtiği bütün bölgelerde de ince bir sabırla yıllarca sürdürmüş. Eserinde yer verdiği olayların tarihsel gerçekliğe uygun olmasına özen göstermiş, dolayısıyla proletarya hareketinin tüm boyutlarına ilişkin tarihsel gerçekliğe uygun görkemli bir eser ortaya çıkarmıştır.
Eserin Engels’e atıfla İkinci Keman alt başlığıyla yayımlanan beşinci ve son cildinde, Engels’in Marx’ın ölümünden sonraki hayatı ekseninde dönemin toplumsal atmosferi canlandırılmakta ve güçlenen Alman sosyal demokratlarına kadar belli başlı olaylara yer verilmektedir. Devrimci hareketin önde gelen isimleri; Lafargue, Liebknecht, Kautsky, Clara Zetkin, Vera Zasuliç, Plehanov ve ötekiler…
-
Ateşi Çalmak 4. Cilt – Yaşamın Doruğu
Ateşi Çalmak, bilimsel sosyalizmin iki kurucusu Karl Marx ve Friedrich Engels’in yaşadıkları dönemin belgesel romanıdır. Tamamı beş cilt halinde Türkçeye kazandırılan bu büyük eser, biyografik bir romanın alışılmış sınırlarını aşan bir konu ve ayrıntı zenginliğine sahiptir. Sovyet araştırmacı ve yazar Galina Serebryakova, XIX. yüzyılın büyük işçi mücadelelerini, bu mücadelenin sınıf önderlerini, teorisyenlerini ve örgütçülerini, tümüyle belgelere dayanan bir roman kurgusu içinde anlatmaktadır. Serebryakova, araştırmalarını, yalnızca Sovyetler Birliği Marksizm Leninizm Enstitüsü’nde değil, aynı zamanda Avrupa’nın belli başlı merkezlerinde, işçi sınıfı mücadelesinin o dönemde geçtiği bütün bölgelerde de ince bir sabırla yıllarca sürdürmüş. Eserinde yer verdiği olayların tarihsel gerçekliğe uygun olmasına özen göstermiş, dolayısıyla proletarya hareketinin tüm boyutlarına ilişkin tarihsel gerçekliğe uygun görkemli bir eser ortaya çıkarmıştır.
Eserin Yaşamın Doruğu alt başlığını taşıyan dördüncü cildinde, Uluslararası İşçi Birliği-Enternasyonal’in kuruluşundan Marx’ın ölümüne kadar uzanan dönemin belli başlı olayları ile Marx ve Engels’in bu dönemdeki pratikleri ve etkileri anlatılmaktadır. En başta da işçi sınıfının görkemli kalkışması olan Paris Komünü ve Marx’ın temel eseri Kapital’in yazılış süreci ve yankıları…
-
Ateşi Çalmak 3. Cilt – Sınamalar
Ateşi Çalmak, bilimsel sosyalizmin iki kurucusu Karl Marx ve Friedrich Engels’in yaşadıkları dönemin belgesel romanıdır. Tamamı beş cilt halinde Türkçeye kazandırılan bu büyük eser, biyografik bir romanın alışılmış sınırlarını aşan bir konu ve ayrıntı zenginliğine sahiptir. Sovyet araştırmacı ve yazar Galina Serebryakova, XIX. yüzyılın büyük işçi mücadelelerini, bu mücadelenin sınıf önderlerini, teorisyenlerini ve örgütçülerini, tümüyle belgelere dayanan bir roman kurgusu içinde anlatmaktadır. Serebryakova, araştırmalarını, yalnızca Sovyetler Birliği Marksizm Leninizm Enstitüsü’nde değil, aynı zamanda Avrupa’nın belli başlı merkezlerinde, işçi sınıfı mücadelesinin o dönemde geçtiği bütün bölgelerde de ince bir sabırla yıllarca sürdürmüş. Eserinde yer verdiği olayların tarihsel gerçekliğe uygun olmasına özen göstermiş, dolayısıyla proletarya hareketinin tüm boyutlarına ilişkin tarihsel gerçekliğe uygun görkemli bir eser ortaya çıkarmıştır.
Eserin Sınamalar alt başlığıyla yayımlanan üçüncü cildinde, 1864 yılına kadar uzanan sancılı dönem anlatılmaktadır. Kapitalizmin nispeten istikrar içinde gelişimi, Avrupa çapında koyu bir gericilik ve işçi hareketinde durgunluğun karakterize olduğu bu dönem, belli başlı özellikleri ve olaylarıyla romanda canlandırılmaktadır. Marx ve ailesinin yoksulluk, ölümler ve güçlüklerle dolu yaşamı, Köln Komünist Davası, sınamalar, Birinci Enternasyonal’in doğuşu…
-
Ateşi Çalmak 2. Cilt – Fırtınanın Ortasında
Ateşi Çalmak, bilimsel sosyalizmin iki kurucusu Karl Marx ve Friedrich Engels’in yaşadıkları dönemin belgesel romanıdır. Tamamı beş cilt halinde Türkçeye kazandırılan bu büyük eser, biyografik bir romanın alışılmış sınırlarını aşan bir konu ve ayrıntı zenginliğine sahiptir. Sovyet araştırmacı ve yazar Galina Serebryakova, XIX. yüzyılın büyük işçi mücadelelerini, bu mücadelenin sınıf önderlerini, teorisyenlerini ve örgütçülerini, tümüyle belgelere dayanan bir roman kurgusu içinde anlatmaktadır. Serebryakova, araştırmalarını, yalnızca Sovyetler Birliği Marksizm Leninizm Enstitüsü’nde değil, aynı zamanda Avrupa’nın belli başlı merkezlerinde, işçi sınıfı mücadelesinin o dönemde geçtiği bütün bölgelerde de ince bir sabırla yıllarca sürdürmüş. Eserinde yer verdiği olayların tarihsel gerçekliğe uygun olmasına özen göstermiş, dolayısıyla proletarya hareketinin tüm boyutlarına ilişkin tarihsel gerçekliğe uygun görkemli bir eser ortaya çıkarmıştır.
Eserin Fırtınanın Ortasında alt başlığını taşıyan ikinci cildinde, Marx ve Engels’in birlikte mücadeleye karar verdikleri andan başlayıp 1848 devrimleri sonrasına kadar uzanan çalkantılarla dolu dönem sunulmaktadır. Söz konusu tarihsel anda, boydan boya bir “devrim kıtası” görünümü kazanan Avrupa’nın tüm devrimci karakteristikleri 1848 devrimlerinin ekseninde tasvir edilmektedir.
-
Ateşi Çalmak 1. Cilt – Karl Marx’ın Gençliği
Ateşi Çalmak, bilimsel sosyalizmin iki kurucusu Karl Marx ve Friedrich Engels’in yaşadıkları dönemin belgesel romanıdır. Tamamı beş cilt halinde Türkçeye kazandırılan bu büyük eser, biyografik bir romanın alışılmış sınırlarını aşan bir konu ve ayrıntı zenginliğine sahiptir. Sovyet araştırmacı ve yazar Galina Serebryakova, XIX. yüzyılın büyük işçi mücadelelerini, bu mücadelenin sınıf önderlerini, teorisyenlerini ve örgütçülerini, tümüyle belgelere dayanan bir roman kurgusu içinde anlatmaktadır. Serebryakova, araştırmalarını, yalnızca Sovyetler Birliği Marksizm Leninizm Enstitüsü’nde değil, aynı zamanda Avrupa’nın belli başlı merkezlerinde, işçi sınıfı mücadelesinin o dönemde geçtiği bütün bölgelerde de ince bir sabırla yıllarca sürdürmüş. Eserinde yer verdiği olayların tarihsel gerçekliğe uygun olmasına özen göstermiş, dolayısıyla proletarya hareketinin tüm boyutlarına ilişkin tarihsel gerçekliğe uygun görkemli bir eser ortaya çıkarmıştır.
Eserin Karl Marx ’ın Gençliği alt başlığını taşıyan ilk cildinde, Karl Marx’ın çocukluk ve gençlik yıllarıyla aynı dönemin büyük mücadeleleri anlatılmaktadır: “Çalışarak yaşamak ya da savaşarak ölmek” sloganıyla barikatlar kuran işçilerin ve zanaatçıların, proletaryanın bağımsız bir sınıf olarak ortaya çıkışını temsil eden 1831 Lyon Ayaklanması… İngiltere’de, görkemli bir ayaklanma havası içinde, milyonlarca işçi ve emekçiye ‘Halk Fermanı’nı imzalatan Chartistler… Almanya’da Hessen Prensliğinde, ‘Kulübelere Barış, Saraylara Savaş!’ sloganıyla eyleme geçen proleterler ve köylüler…
-
Azap Yolları 3. Cilt – Kederli Sabah
Azap Yolları, “İki Kız Kardeş”, “Yıl 1918”, “Kaderli Sabah” ciltlerinden oluşan bir nehir romandır. Birinci Dünya Savaşı, Büyük Sovyet devrimi, uzun ve zorlu iç savaş yıllarının zengin bir panoramasını sunan eser, tüm derinliği ve karmaşıklığı ile insan doğasını, olaylar içindeki insanların ıstırap ve sevinçlerini büyük bir başarıyla dile getirir. Romanda, Rus devrim tarihinin zengin fonu üzerinde, burjuva bir ailede yaşayan iki kız kardeşin yaşam serüvenine tanık oluruz. Ama yaklaşan büyük toplumsal fırtına etkisini, eğlence partileri, türlü oyalayıcı etkinlikler içindeki bu iki kız kardeşin dünyasında da hissettirir.
-
Azap Yolları 2. Cilt – Yıl 1918
Azap Yolları, “İki Kız Kardeş”, “Yıl 1918”, “Kaderli Sabah” ciltlerinden oluşan bir nehir romandır. Birinci Dünya Savaşı, Büyük Sovyet devrimi, uzun ve zorlu iç savaş yıllarının zengin bir panoramasını sunan eser, tüm derinliği ve karmaşıklığı ile insan doğasını, olaylar içindeki insanların ıstırap ve sevinçlerini büyük bir başarıyla dile getirir. Romanda, Rus devrim tarihinin zengin fonu üzerinde, burjuva bir ailede yaşayan iki kız kardeşin yaşam serüvenine tanık oluruz. Ama yaklaşan büyük toplumsal fırtına etkisini, eğlence partileri, türlü oyalayıcı etkinlikler içindeki bu iki kız kardeşin dünyasında da hissettirir.
-
Azap Yolları 1. Cilt – İki Kız Kardeş
Azap Yolları, “İki Kız Kardeş”, “Yıl 1918”, “Kaderli Sabah” ciltlerinden oluşan bir nehir romandır. Birinci Dünya Savaşı, Büyük Sovyet devrimi, uzun ve zorlu iç savaş yıllarının zengin bir panoramasını sunan eser, tüm derinliği ve karmaşıklığı ile insan doğasını, olaylar içindeki insanların ıstırap ve sevinçlerini büyük bir başarıyla dile getirir. Romanda, Rus devrim tarihinin zengin fonu üzerinde, burjuva bir ailede yaşayan iki kız kardeşin yaşam serüvenine tanık oluruz. Ama yaklaşan büyük toplumsal fırtına etkisini, eğlence partileri, türlü oyalayıcı etkinlikler içindeki bu iki kız kardeşin dünyasında da hissettirir.
-
Ben De Halimce Bedreddinem
Şeyh Bedreddin, günümüzden altı yüz yıl önce yaşadı. Dönemin en büyük düşünürlerinden biri olarak çağını çok çok aşan cesur fikirler ileri sürdü, güçlü bir toplumsal adalet ve özgürlük özlemini dile getirdi. Amacını gerçekleştirmek üzere, ezilmiş Türk, Rum, Yahudi… emekçilerini bir araya getirip eğitti. Osmanlı yönetimine karşı Anadolu tarihinin en önemli köylü ayaklanması onun adıyla anıldı. Ben de Halimce Bedreddinem, bu büyük halk hareketinin belgesel romanı. Türk ve Osmanlı tarihine yoğunlaşan Sovyet yazar Radi Fiş, ayaklanmanın yaşandığı dönemden bugüne kalmış tüm belgeleri titizlikle incelemiş ve dönemin ayrıntılı bir resmini çıkarmış ortaya. Hem karanlık Ortaçağ, Osmanlı devlet yönetimi, taht kavgaları hem de Osmanlı’nın baskısı altındaki halkın yaşayışı; dinsel bir örtü altında gelişen muhalefet düşüncesi ve halk isyanı, akıcı bir roman tekniğiyle anlatılıyor.
Radi Fiş’in günümüze ışık tutan bir geçmişin gerçekçi romanı usta çevirmen Mazlum Beyhan’ın Rusça aslından yaptığı incelikli çeviriyle okuyucularla buluşuyor.
-
Bir Anadolu Hümanisti Mevlâna
Mevlâna, Yunanistan’dan İran ve Hindistan’a uzanan muazzam bir coğrafyayı kapsayan çok renkli bir düşünce dünyasının yaratılarını diyalektik biçimde özümsemiş hümanist bir Doğulu bilgedir. Ne var ki, yedi yüzyıl boyunca, fikirleri ve şiirlerindeki bu hümanist-isyancı öz, resmî din ideolojilerinin damgasını taşıyan yorumlarla gözlerden gizlenmiştir. Gerçekte Mevlâna, “insan yüreğinin mucizeleri”nden başka bir mucizeye inanmamış; dogmaların boyunduruğuna karşı, insan ruhunun özgürlüğünü öne çıkarmıştır. Dinsel çelişkilerin en yüksek olduğu Haçlı Seferleri döneminde din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin bütün insanların eşit olduğunu, insanın yüceliğini savunmuştur.
Radi Fiş, Ben de Halimce Bedreddinem romanında Bedreddin’i anlattığı gibi bu kitabında da tarihsel hakikate bağlı kalarak Mevlâna’nın hayatını roman kurgusu içinde sunuyor. Yirmi yıllık bir çalışmanın ürünü olan kitapta, insancıl, eşitlikçi ve özgürlükçü gerçek Mevlâna anlatılıyor.
-
Demir Ökçe
Demir Ökçe ilk yayımlandığı 1906 yılından bu yana elden düşmeyen bir edebiyat başyapıtıdır. Ezilenlerin sömürenlere karşı verdiği mücadeleyi büyük bir başarıyla işleyen bu öncü eser yüzyıl boyunca ilerici kuşaklar için bir eğitim kitabı olmuş, ezilenleri konu alan yazarlara esin vermiştir. Demir Ökçe ‘demokrasi’ gibi gösterilmek istenen Amerikan sisteminin adaletsizliğini, zalimliğini çarpıcı bir şekilde açığa çıkartmaktadır. Oligarşinin politikalarının nerelere varabileceğini büyük bir öngörüyle sergileyen eserin, büyük edebiyatçılarımızdan Sabahattin Ali’nin başlayıp dil ustası Emin Türk Eliçin’in tamamladığı Türkçedeki ilk çevirisini okurlarımıza sunuyoruz.
-
Dipten Gelen Dalga 2. Cilt
Paris Düşerken, Fırtına ve Dipten Gelen Dalga’dan oluşan nehir roman, 20. yüzyılın en hareketli dönemini tüm tarafları ve çeşitli yönleriyle tasvir eden dev bir eserdir.
Üçlemenin bu son cildi, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan yeni dünyayı anlatıyor. 20. yüzyılın ortasında büyük bir yara açarak beliren dehşet bitmiştir ama, şimdi daha sinsi ve daha gizli bir savaş başlamıştır. Dolayısıyla, o önüne çıkan her şeyi yakıp kavuran fırtına dinmiş gibi görünse de küller arasında kalan kordan yeni fırtınalar körüklenmektedir. Ehrenburg bu kitabında Soğuk Savaş’ın ilk yıllarına ayna tutuyor. Faşizmin yıkamadığı Sovyetler Birliği’ne karşı ABD’de yapılan planlar, Pentagon’dan Paris Hükümeti’ne kadar uzanan entrikalar ekseninde hayata geçirilirken, sosyalizm ve kapitalizm arasındaki savaşın yeni cephesinde yaşayan direniş güçleri de yeni durum için mevzilenmektedir.
Yüzyılın en büyük romanlarından sayılan ve sayısız dilde basılarak milyonlarca insan tarafından beğeniyle okunan bir klasik. Serinin Dipten Gelen Dalga ciltleri usta çevirmen Mazlum Beyhan’ın Rusça aslından yaptığı çeviriyle okurlarla buluşuyor.
-
Dipten Gelen Dalga 1. Cilt
Paris Düşerken, Fırtına ve Dipten Gelen Dalga’dan oluşan nehir roman, 20. yüzyılın en hareketli dönemini tüm tarafları ve çeşitli yönleriyle tasvir eden dev bir eserdir.
Üçlemenin bu son cildi, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan yeni dünyayı anlatıyor. 20. yüzyılın ortasında büyük bir yara açarak beliren dehşet bitmiştir ama, şimdi daha sinsi ve daha gizli bir savaş başlamıştır. Dolayısıyla, o önüne çıkan her şeyi yakıp kavuran fırtına dinmiş gibi görünse de küller arasında kalan kordan yeni fırtınalar körüklenmektedir. Ehrenburg bu kitabında Soğuk Savaş’ın ilk yıllarına ayna tutuyor. Faşizmin yıkamadığı Sovyetler Birliği’ne karşı ABD’de yapılan planlar, Pentagon’dan Paris Hükümeti’ne kadar uzanan entrikalar ekseninde hayata geçirilirken, sosyalizm ve kapitalizm arasındaki savaşın yeni cephesinde yaşayan direniş güçleri de yeni durum için mevzilenmektedir.
Yüzyılın en büyük romanlarından sayılan ve sayısız dilde basılarak milyonlarca insan tarafından beğeniyle okunan bir klasik. Serinin Dipten Gelen Dalga ciltleri usta çevirmen Mazlum Beyhan’ın Rusça aslından yaptığı çeviriyle okurlarla buluşuyor.
-
Ekmeği Taştan
“Goncourt ödülüne layık, özlü, çok güzel bir kitap. Gelecekteki kitaplarınızla bu ödülü hak edeceğinizi umuyorum, zira böylesi bir yapıt gelecek hakkında da çok şeyler vaat ediyor.” Roman Rolland
“Nazi işgalinin kanlı karanlığı içinde, Ekmeği Taştan, bana 1936 yılının güneşli günlerini yaşattı yeni baştan.” Jacques Duclos
“Kitap ne denli gerçek! Sayfalar boyunca, işçi sınıfının kalp atışları nasıl da duyuluyor; 13 Aralık 1936 Mayısında, kitleleri ayağa kaldıran hareketi tekrar yaşamak, anımsamak için bunu okumak gerekir…” Andre Lorulot
-
Ekmek ve Şarap
Elinizdeki kitap, Güney İtalyalı köylülerin faşist diktatörlüğe ve kilise bağnazlığına karşı olumsuz doğa koşullarında verdikleri yaşama mücadelesini anlatıyor. Bir yanda dünya çapında bir emperyalist savaş, diğer yanda içe kapanık yaşamlarını süren uzak İtalya köyleri. Ve köylülerin ilk kez karşılaştıkları bir rejim: Faşizm. Romanda iç içe geçen konulardan biri de sosyalist partisinin örgütlenme çabaları; devrimcilerin köylülere bilinç taşımaya çalışırken karşılaştıkları güçlüklerdir.
-
Fırtına 2. Cilt
Paris Düşerken, Fırtına ve Dipten Gelen Dalga’dan oluşan nehir roman, 20. yüzyılın en hareketli dönemini tüm tarafları ve çeşitli yönleriyle tasvir eden dev bir eserdir. Nehir romanın ikinci kitabı Fırtına, İkinci Dünya Savaşı sırasında Avrupa’nın ortasından başlayarak Moskova’ya kadar uzanan Nazi dehşeti sırasındaki ölüm kalım mücadelesini anlatıyor. Bir yandan olağan bir biçimde sürüp giden günlük yaşam, bir yandan kan ve barut kokuları arasında dişe diş süren bir kavga. Ehrenburg bu romanda, büyük bir coğrafyanın panoramasını çıkararak yüzyılın en sancılı yıllarını belgeliyor. Karar vermenin ölüm kalım sorunu olduğu o yıllarda, adım adım Sovyetler Birliği’nin içlerine doğru ilerleyen Nazi güçlerine karşı verilen mücadele, karşı sınıflarda da çözülmeler yaratarak gelişirken diplomasinin incelikleri ile savaşın hoyratlığı arasındaki mesafe de kısalıyor. Ehrenburg, savaşın küçük ayrıntıları kadar cephe gerisindeki politik manevraları da bir tarihçi titizliği ve yazın ustalığıyla aktarıyor. Fırtına, küçük ayrıntılarla anlamlandırılabilen büyük kapışmanın romanı. Yüzyılın en büyük romanlarından sayılan ve sayısız dilde basılarak milyonlarca insan tarafından beğeniyle okunan bir klasik… -
Fırtına 1. Cilt
Paris Düşerken, Fırtına ve Dipten Gelen Dalga’dan oluşan nehir roman, 20. yüzyılın en hareketli dönemini tüm tarafları ve çeşitli yönleriyle tasvir eden dev bir eserdir.
Nehir romanın ikinci kitabı Fırtına, İkinci Dünya Savaşı sırasında Avrupa’nın ortasından başlayarak Moskova’ya kadar uzanan Nazi dehşeti sırasındaki ölüm kalım mücadelesini anlatıyor. Bir yandan olağan bir biçimde sürüp giden günlük yaşam, bir yandan kan ve barut kokuları arasında dişe diş süren bir kavga. Ehrenburg bu romanda, büyük bir coğrafyanın panoramasını çıkararak yüzyılın en sancılı yıllarını belgeliyor. Karar vermenin ölüm kalım sorunu olduğu o yıllarda, adım adım Sovyetler Birliği’nin içlerine doğru ilerleyen Nazi güçlerine karşı verilen mücadele, karşı sınıflarda da çözülmeler yaratarak gelişirken diplomasinin incelikleri ile savaşın hoyratlığı arasındaki mesafe de kısalıyor. Ehrenburg, savaşın küçük ayrıntıları kadar cephe gerisindeki politik manevraları da bir tarihçi titizliği ve yazın ustalığıyla aktarıyor. Fırtına, küçük ayrıntılarla anlamlandırılabilen büyük kapışmanın romanı.
Yüzyılın en büyük romanlarından sayılan ve sayısız dilde basılarak milyonlarca insan tarafından beğeniyle okunan bir klasik…
-
Fontamara
Fontamara kendisiyle aynı adı taşıyan eski bir İtalyan kasabasında faşizmin yeniden iktidarda vücut bulduğu dönemi, içinde yaşayan yoksul köylüler ve küçük toprak sahipleri üzerinden anlatmaktadır. İtalyan yazar Ignazio Silone’un gençlik yıllarında şahit olduğu olayları, gerçekliğinden koparmadan ve alaylı bir dille aktardığı Fontamara faşist bir yönetime maruz kalmış insanların çaresizlik ve umutsuzluğa karşı başkaldırış hikâyelerini bizlere sunmaktadır.