67 sonuçtan 1-45 arası gösteriliyorEn yeniye göre sıralandı
-
Demir Ökçe
“Demir Ökçe” ilk yayımlandığı 1906 yılından bu yana elden düşmeyen bir edebiyat başyapıtıdır. Ezilenlerin sömürenlere karşı verdiği mücadeleyi büyük bir başarıyla işleyen bu öncü eser yüzyıl boyunca ilerici kuşaklar için bir eğitim kitabı olmuş, ezilenleri konu alan yazarlara esin vermiştir. Eserin, büyük edebiyatçılarımızdan Sabahattin Ali’nin başlayıp dil ustası Emin Türk Eliçin’in tamamladığı Türkçedeki ilk çevirisini okurlarımıza sunuyoruz.
-
Adı Duman
Candan bir dost, güvenilir bir arkadaş bulmak, çocuk büyük her insanın yüreğinde taşıdığı bir düştür. Bu dostu nasıl ve nerede bulacaktır, nasıl tanıyacaktır, ilk ne diyecektir ona, nasıl kanıtlayacaktır arkadaşlığını… Belki de asıl düşü bu sorulara durmadan verilen yanıtlar oluşturur. Gençliğe atılan ilk adımlar dostluğa, arkadaşlığa en çok gerek duyulan dönemdir. İyi arkadaş bizi sözümüzü kesmeden dinleyecek, dertlerimizi avutmaya çalışacak, düşlerimizle alay etmeyecek, her koşulda güvenilecek olandır elbette. Kolay mı böyle bir arkadaş bulmak? Ne zor olduğunu yaşadıkça anladım. Meğer o dostun adı Duman’mış. Adı Duman’la yeniden düşlerimi yaşadım; dostluk, denizin sesi ve gökte ipil ipil bir yıldız… Bakın işte oracıkta bir mektup gibi, okumanızı bekliyor.
-
Afrodit Buhurdanında Bir Kadın
1937 yılında yayınlanan Afrodit Buhurdanında Bir Kadın, toplumun yoksul ve çalışan kesimlerin sorunlarını edebiyata taşıyan öncü eserlerdendir. İşçilerin yaşayışlarını, patronla ilişkilerini, çalışan ve yoksul kadının çifte sömürülüşünü ustalıkla ve tüm gerçekliği ile sergiler. Romanın baş kahramanı, akraba yanında büyüyen Yıldız adında anne-babasız bir kızdır. Yoz ev ortamı ve uğradığı onur kırıcı olaylar nedeniyle evden kaçar, önce daktiloluk, sonra fabrika işçiliği yapar. Ama düşük ücret ve ağır çalışma koşullarına daima, onun kadınlığını istismar teşebbüsleri eşlik eder. Yıldız yaşlı bir fabrika işçisiyle evlenir. Ama hastalanıp çalışmaz duruma düşen eşi ile çocuğunu geçindirmekte zorlanır, yardım talep etmek için çaldığı kapılarda, patron ve ustabaşların çirkin teklifleriyle karşılaşır, fuhuşa zorlanır…
-
Ana
Bir başkaldırı ve umut romanıdır Ana… Dayak ve yoksulluktan insanlığını unutmuş bir kadının, sosyalist dünya görüşünü benimsemiş genç bir işçi olan oğlunun tutuklanmasından sonra, dünyanın değiştirilebilir olduğunu keşfetmesinin hikâyesidir. Toplumcu gerçekçi edebiyatın ilk örneği ve başyapıtı sayılan Ana, Gorkiy tarafından 1906 yılında Amerika’da kaleme alınmış, aynı yıl New York’ta yayımlanmıştır. Bütün dünyada büyük yankı uyandıran roman, iki yıl gibi kısa bir süre içerisinde pek çok dile, hatta bu arada Türkçeye çevrilmiştir.
-
Bir Avuç Yıldız
Dünyaca tanınmış Almanyalı yazar Rafik Schami’nin, Ortadoğu’nun tüm renklerini okurun zihninde canlandıran büyülü bir yazım stili var. Bir Avuç Yıldız, Schami’nin Şam’da geçen çocukluk ve gençliğinden izler taşıyan, otobiyografik yanı ağır basan en ünlü romanlarından biri.
Günlük formundaki eser, 14 yaşındaki bir gencin, çok farklı din ve kültürleri barındıran bir kentin kenar mahallesinde ergenlikten yetişkinliğe geçişini anlatıyor. O babası gibi fırıncı değil gazeteci olmak istiyor… Ancak darbeler ve baskılar yoluyla sürekliliğini sağlayan iktidarın ifade özgürlüğüne de gerçek haberciliğe de tahammülü yok. Kısacası genç kahramanımız kendi kaderini çizerken ülkesinin kaderine de kayıtsız kalamıyor, sonunda da gizli çorap gazetesi faaliyete geçiyor…
-
Ateş
Ünlü Fransız yazar Henri Barbusse’ü sahip olduğu üne kavuşturan eser olarak bilinen Ateş romanı Birinci Dünya Savaşı’nın dehşetini, savaşa yön veren çıkarları ve cephedeki askerlerin ruh durumlarını ustalıkla anlatmaktadır. 1914’te gönüllü piyade olarak savaşa katılan, gösterdiği kahramanlıklarla iki kez takdir madalyası alan ve yaralandığı için 1917’de terhis edilen Barbusse’ün eseri büyük yankı yaratmış, 1917 yılında Goncourt Ödülü’nü alıp sayısız dile çevrilmiştir.
“Henri Barbusse’ün Ateş’ini okumayan bir işçinin, bir emekçinin ve hakiki aydının kafası bir parça yarımdı. Ve bu kitabı çevirerek kütüphanesine sokmayan bir dil, insan kafası ve yüreğinin en büyük değerlerinden birinden mahrum kalmış demektir. Bence bugün Henri Barbusse için yapılacak ilk iş Ateş’in Türkçeye çevrilmesi olmalıdır.” Nâzım Hikmet
-
Ateşi Çalmak 5. Cilt – İkinci Keman
Ateşi Çalmak, bilimsel sosyalizmin iki kurucusu Karl Marx ve Friedrich Engels’in yaşadıkları dönemin belgesel romanıdır. Tamamı beş cilt halinde Türkçeye kazandırılan bu büyük eser, biyografik bir romanın alışılmış sınırlarını aşan bir konu ve ayrıntı zenginliğine sahiptir. Sovyet araştırmacı ve yazar Galina Serebryakova, XIX. yüzyılın büyük işçi mücadelelerini, bu mücadelenin sınıf önderlerini, teorisyenlerini ve örgütçülerini, tümüyle belgelere dayanan bir roman kurgusu içinde anlatmaktadır. Serebryakova, araştırmalarını, yalnızca Sovyetler Birliği Marksizm Leninizm Enstitüsü’nde değil, aynı zamanda Avrupa’nın belli başlı merkezlerinde, işçi sınıfı mücadelesinin o dönemde geçtiği bütün bölgelerde de ince bir sabırla yıllarca sürdürmüş. Eserinde yer verdiği olayların tarihsel gerçekliğe uygun olmasına özen göstermiş, dolayısıyla proletarya hareketinin tüm boyutlarına ilişkin tarihsel gerçekliğe uygun görkemli bir eser ortaya çıkarmıştır.
Eserin Engels’e atıfla İkinci Keman alt başlığıyla yayımlanan beşinci ve son cildinde, Engels’in Marx’ın ölümünden sonraki hayatı ekseninde dönemin toplumsal atmosferi canlandırılmakta ve güçlenen Alman sosyal demokratlarına kadar belli başlı olaylara yer verilmektedir. Devrimci hareketin önde gelen isimleri; Lafargue, Liebknecht, Kautsky, Clara Zetkin, Vera Zasuliç, Plehanov ve ötekiler…
-
Ateşi Çalmak 4. Cilt – Yaşamın Doruğu
Ateşi Çalmak, bilimsel sosyalizmin iki kurucusu Karl Marx ve Friedrich Engels’in yaşadıkları dönemin belgesel romanıdır. Tamamı beş cilt halinde Türkçeye kazandırılan bu büyük eser, biyografik bir romanın alışılmış sınırlarını aşan bir konu ve ayrıntı zenginliğine sahiptir. Sovyet araştırmacı ve yazar Galina Serebryakova, XIX. yüzyılın büyük işçi mücadelelerini, bu mücadelenin sınıf önderlerini, teorisyenlerini ve örgütçülerini, tümüyle belgelere dayanan bir roman kurgusu içinde anlatmaktadır. Serebryakova, araştırmalarını, yalnızca Sovyetler Birliği Marksizm Leninizm Enstitüsü’nde değil, aynı zamanda Avrupa’nın belli başlı merkezlerinde, işçi sınıfı mücadelesinin o dönemde geçtiği bütün bölgelerde de ince bir sabırla yıllarca sürdürmüş. Eserinde yer verdiği olayların tarihsel gerçekliğe uygun olmasına özen göstermiş, dolayısıyla proletarya hareketinin tüm boyutlarına ilişkin tarihsel gerçekliğe uygun görkemli bir eser ortaya çıkarmıştır.
Eserin Yaşamın Doruğu alt başlığını taşıyan dördüncü cildinde, Uluslararası İşçi Birliği-Enternasyonal’in kuruluşundan Marx’ın ölümüne kadar uzanan dönemin belli başlı olayları ile Marx ve Engels’in bu dönemdeki pratikleri ve etkileri anlatılmaktadır. En başta da işçi sınıfının görkemli kalkışması olan Paris Komünü ve Marx’ın temel eseri Kapital’in yazılış süreci ve yankıları…
-
Ateşi Çalmak 3. Cilt – Sınamalar
Ateşi Çalmak, bilimsel sosyalizmin iki kurucusu Karl Marx ve Friedrich Engels’in yaşadıkları dönemin belgesel romanıdır. Tamamı beş cilt halinde Türkçeye kazandırılan bu büyük eser, biyografik bir romanın alışılmış sınırlarını aşan bir konu ve ayrıntı zenginliğine sahiptir. Sovyet araştırmacı ve yazar Galina Serebryakova, XIX. yüzyılın büyük işçi mücadelelerini, bu mücadelenin sınıf önderlerini, teorisyenlerini ve örgütçülerini, tümüyle belgelere dayanan bir roman kurgusu içinde anlatmaktadır. Serebryakova, araştırmalarını, yalnızca Sovyetler Birliği Marksizm Leninizm Enstitüsü’nde değil, aynı zamanda Avrupa’nın belli başlı merkezlerinde, işçi sınıfı mücadelesinin o dönemde geçtiği bütün bölgelerde de ince bir sabırla yıllarca sürdürmüş. Eserinde yer verdiği olayların tarihsel gerçekliğe uygun olmasına özen göstermiş, dolayısıyla proletarya hareketinin tüm boyutlarına ilişkin tarihsel gerçekliğe uygun görkemli bir eser ortaya çıkarmıştır.
Eserin Sınamalar alt başlığıyla yayımlanan üçüncü cildinde, 1864 yılına kadar uzanan sancılı dönem anlatılmaktadır. Kapitalizmin nispeten istikrar içinde gelişimi, Avrupa çapında koyu bir gericilik ve işçi hareketinde durgunluğun karakterize olduğu bu dönem, belli başlı özellikleri ve olaylarıyla romanda canlandırılmaktadır. Marx ve ailesinin yoksulluk, ölümler ve güçlüklerle dolu yaşamı, Köln Komünist Davası, sınamalar, Birinci Enternasyonal’in doğuşu…
-
Dilan
1976 Madaralı Roman Ödülü
Ömer Polat romanlarında yıllarca ırkçı, şoven baskılarla ezilmiş, zulme uğramış Kürt halkının yaşantısını, acılarını, umut ve mücadelesini dile getirir. Bu romanlarda gerçek, onu yaratan koşullardan soyutlanmaksızın vardır ve sürekli bir biçimde yaşar. Polat, halkını yaşadığı topraktan, soluduğu havadan, konuştuğu dilden ayırmadan duyarlılığı mücadele ile birleştirerek verir. Dilan‘da bu ezilen ama yine de dik duran halkın sıcak, canlı ve dosdoğru insanlarının yaşam kavgalarını, umutlarını ve sevdalarını bulacaksınız
-
Ateşi Çalmak 2. Cilt – Fırtınanın Ortasında
Ateşi Çalmak, bilimsel sosyalizmin iki kurucusu Karl Marx ve Friedrich Engels’in yaşadıkları dönemin belgesel romanıdır. Tamamı beş cilt halinde Türkçeye kazandırılan bu büyük eser, biyografik bir romanın alışılmış sınırlarını aşan bir konu ve ayrıntı zenginliğine sahiptir. Sovyet araştırmacı ve yazar Galina Serebryakova, XIX. yüzyılın büyük işçi mücadelelerini, bu mücadelenin sınıf önderlerini, teorisyenlerini ve örgütçülerini, tümüyle belgelere dayanan bir roman kurgusu içinde anlatmaktadır. Serebryakova, araştırmalarını, yalnızca Sovyetler Birliği Marksizm Leninizm Enstitüsü’nde değil, aynı zamanda Avrupa’nın belli başlı merkezlerinde, işçi sınıfı mücadelesinin o dönemde geçtiği bütün bölgelerde de ince bir sabırla yıllarca sürdürmüş. Eserinde yer verdiği olayların tarihsel gerçekliğe uygun olmasına özen göstermiş, dolayısıyla proletarya hareketinin tüm boyutlarına ilişkin tarihsel gerçekliğe uygun görkemli bir eser ortaya çıkarmıştır.
Eserin Fırtınanın Ortasında alt başlığını taşıyan ikinci cildinde, Marx ve Engels’in birlikte mücadeleye karar verdikleri andan başlayıp 1848 devrimleri sonrasına kadar uzanan çalkantılarla dolu dönem sunulmaktadır. Söz konusu tarihsel anda, boydan boya bir “devrim kıtası” görünümü kazanan Avrupa’nın tüm devrimci karakteristikleri 1848 devrimlerinin ekseninde tasvir edilmektedir.
-
Aydınlık Gecelere Yolculuk
İstanbul’dan uçakla başlayıp Moskova’ya ve Volga nehri üzerinden gemiyle St. Petersburg’a uzanan bir yolculuk.
Ama bu yolculukta yalnızca gezilip görülecek yerler yoktur. Gemide geçen günlerde kültür-sanattan, politikadan cinselliğe; dünyayı, yaşamı anlamaya doğru yapılan konuşmalar, tartışmalar, dahası kavgalar… Yolcuları sürprizler beklemektedir.
Gezi sona erdiğinde, evli evine, köylü köyüne… Bazıları için ise yolculuk İstanbul’a döndükten sonra başlayacaktır.
-
Dişsiz Korku
Olur da bir gün biriniz korkuya rastlarsanız, nerede doğduğunu bir sorun lütfen. Şüphesiz size İran, Irak, Suriye ve Türkiye arasındaki dört köşede doğduğunu söyleyecektir. Korkuyu yakından tanımak, ne olduğunu öğrenmek isteyen bütün araştırmacılar, korkunun doğduğu ve ihtiyarladığı o sınırlara gitmelidirler…
-
Ateşi Çalmak 1. Cilt – Karl Marx’ın Gençliği
Ateşi Çalmak, bilimsel sosyalizmin iki kurucusu Karl Marx ve Friedrich Engels’in yaşadıkları dönemin belgesel romanıdır. Tamamı beş cilt halinde Türkçeye kazandırılan bu büyük eser, biyografik bir romanın alışılmış sınırlarını aşan bir konu ve ayrıntı zenginliğine sahiptir. Sovyet araştırmacı ve yazar Galina Serebryakova, XIX. yüzyılın büyük işçi mücadelelerini, bu mücadelenin sınıf önderlerini, teorisyenlerini ve örgütçülerini, tümüyle belgelere dayanan bir roman kurgusu içinde anlatmaktadır. Serebryakova, araştırmalarını, yalnızca Sovyetler Birliği Marksizm Leninizm Enstitüsü’nde değil, aynı zamanda Avrupa’nın belli başlı merkezlerinde, işçi sınıfı mücadelesinin o dönemde geçtiği bütün bölgelerde de ince bir sabırla yıllarca sürdürmüş. Eserinde yer verdiği olayların tarihsel gerçekliğe uygun olmasına özen göstermiş, dolayısıyla proletarya hareketinin tüm boyutlarına ilişkin tarihsel gerçekliğe uygun görkemli bir eser ortaya çıkarmıştır.
Eserin Karl Marx ’ın Gençliği alt başlığını taşıyan ilk cildinde, Karl Marx’ın çocukluk ve gençlik yıllarıyla aynı dönemin büyük mücadeleleri anlatılmaktadır: “Çalışarak yaşamak ya da savaşarak ölmek” sloganıyla barikatlar kuran işçilerin ve zanaatçıların, proletaryanın bağımsız bir sınıf olarak ortaya çıkışını temsil eden 1831 Lyon Ayaklanması… İngiltere’de, görkemli bir ayaklanma havası içinde, milyonlarca işçi ve emekçiye ‘Halk Fermanı’nı imzalatan Chartistler… Almanya’da Hessen Prensliğinde, ‘Kulübelere Barış, Saraylara Savaş!’ sloganıyla eyleme geçen proleterler ve köylüler…
-
Azap Yolları 3. Cilt – Kederli Sabah
Azap Yolları, “İki Kız Kardeş”, “Yıl 1918”, “Kaderli Sabah” ciltlerinden oluşan bir nehir romandır. Birinci Dünya Savaşı, Büyük Sovyet devrimi, uzun ve zorlu iç savaş yıllarının zengin bir panoramasını sunan eser, tüm derinliği ve karmaşıklığı ile insan doğasını, olaylar içindeki insanların ıstırap ve sevinçlerini büyük bir başarıyla dile getirir. Romanda, Rus devrim tarihinin zengin fonu üzerinde, burjuva bir ailede yaşayan iki kız kardeşin yaşam serüvenine tanık oluruz. Ama yaklaşan büyük toplumsal fırtına etkisini, eğlence partileri, türlü oyalayıcı etkinlikler içindeki bu iki kız kardeşin dünyasında da hissettirir.
-
Azap Yolları 2. Cilt – Yıl 1918
Azap Yolları, “İki Kız Kardeş”, “Yıl 1918”, “Kaderli Sabah” ciltlerinden oluşan bir nehir romandır. Birinci Dünya Savaşı, Büyük Sovyet devrimi, uzun ve zorlu iç savaş yıllarının zengin bir panoramasını sunan eser, tüm derinliği ve karmaşıklığı ile insan doğasını, olaylar içindeki insanların ıstırap ve sevinçlerini büyük bir başarıyla dile getirir. Romanda, Rus devrim tarihinin zengin fonu üzerinde, burjuva bir ailede yaşayan iki kız kardeşin yaşam serüvenine tanık oluruz. Ama yaklaşan büyük toplumsal fırtına etkisini, eğlence partileri, türlü oyalayıcı etkinlikler içindeki bu iki kız kardeşin dünyasında da hissettirir.
-
Azap Yolları 1. Cilt – İki Kız Kardeş
Azap Yolları, “İki Kız Kardeş”, “Yıl 1918”, “Kaderli Sabah” ciltlerinden oluşan bir nehir romandır. Birinci Dünya Savaşı, Büyük Sovyet devrimi, uzun ve zorlu iç savaş yıllarının zengin bir panoramasını sunan eser, tüm derinliği ve karmaşıklığı ile insan doğasını, olaylar içindeki insanların ıstırap ve sevinçlerini büyük bir başarıyla dile getirir. Romanda, Rus devrim tarihinin zengin fonu üzerinde, burjuva bir ailede yaşayan iki kız kardeşin yaşam serüvenine tanık oluruz. Ama yaklaşan büyük toplumsal fırtına etkisini, eğlence partileri, türlü oyalayıcı etkinlikler içindeki bu iki kız kardeşin dünyasında da hissettirir.
-
Ben De Halimce Bedreddinem
Şeyh Bedreddin, günümüzden altı yüz yıl önce yaşadı. Dönemin en büyük düşünürlerinden biri olarak çağını çok çok aşan cesur fikirler ileri sürdü, güçlü bir toplumsal adalet ve özgürlük özlemini dile getirdi. Amacını gerçekleştirmek üzere, ezilmiş Türk, Rum, Yahudi… emekçilerini bir araya getirip eğitti. Osmanlı yönetimine karşı Anadolu tarihinin en önemli köylü ayaklanması onun adıyla anıldı. Ben de Halimce Bedreddinem, bu büyük halk hareketinin belgesel romanı. Türk ve Osmanlı tarihine yoğunlaşan Sovyet yazar Radi Fiş, ayaklanmanın yaşandığı dönemden bugüne kalmış tüm belgeleri titizlikle incelemiş ve dönemin ayrıntılı bir resmini çıkarmış ortaya. Hem karanlık Ortaçağ, Osmanlı devlet yönetimi, taht kavgaları hem de Osmanlı’nın baskısı altındaki halkın yaşayışı; dinsel bir örtü altında gelişen muhalefet düşüncesi ve halk isyanı, akıcı bir roman tekniğiyle anlatılıyor.
Radi Fiş’in günümüze ışık tutan bir geçmişin gerçekçi romanı usta çevirmen Mazlum Beyhan’ın Rusça aslından yaptığı incelikli çeviriyle okuyucularla buluşuyor.
-
Bir Anadolu Hümanisti Mevlâna
Mevlâna, Yunanistan’dan İran ve Hindistan’a uzanan muazzam bir coğrafyayı kapsayan çok renkli bir düşünce dünyasının yaratılarını diyalektik biçimde özümsemiş hümanist bir Doğulu bilgedir. Ne var ki, yedi yüzyıl boyunca, fikirleri ve şiirlerindeki bu hümanist-isyancı öz, resmî din ideolojilerinin damgasını taşıyan yorumlarla gözlerden gizlenmiştir. Gerçekte Mevlâna, “insan yüreğinin mucizeleri”nden başka bir mucizeye inanmamış; dogmaların boyunduruğuna karşı, insan ruhunun özgürlüğünü öne çıkarmıştır. Dinsel çelişkilerin en yüksek olduğu Haçlı Seferleri döneminde din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin bütün insanların eşit olduğunu, insanın yüceliğini savunmuştur.
Radi Fiş, Ben de Halimce Bedreddinem romanında Bedreddin’i anlattığı gibi bu kitabında da tarihsel hakikate bağlı kalarak Mevlâna’nın hayatını roman kurgusu içinde sunuyor. Yirmi yıllık bir çalışmanın ürünü olan kitapta, insancıl, eşitlikçi ve özgürlükçü gerçek Mevlâna anlatılıyor.
-
Can Dostu
Yücel Sarpdere, büyük ilgi gören ve bugüne dek 20 binlik bir satış rakamına ulaşan Vatandaş Abuzer‘den sonra, ikinci romanı Can Dostu ile okur karşısında. Can Dostu, özgün bir dostluk, bağlılık ve mücadele romanı. Zihinsel gelişimini tamamlayamamış, anasız babasız bir genç ile onu yanlarına alan olgun bir devrimci karı koca olan Oya ve İbo arasındaki dostluk ilişkisi bizi yoksul bir gecekondu mahallesinin yaşamının ve olaylarının içine çekiyor. Deli dolu işçi kız Serpil, fabrika düdüğü kadar dakik Kör Kamil, mahallenin iyi kalpli ‘entel’i Prof, içkiyle arası hoş gönül adamı Ayakkabıcı Macit, ticaret dünyasında kendine bir yer arayan, ruh hali de ticari performansına paralel olarak değişen ‘keskin solcu’ Yaşar ve ötekiler…canlı, zaman zaman öne çıkan mizah unsurlarıyla zenginleşen bir üslupla anlatılıyor.
-
Demir Ökçe
Demir Ökçe ilk yayımlandığı 1906 yılından bu yana elden düşmeyen bir edebiyat başyapıtıdır. Ezilenlerin sömürenlere karşı verdiği mücadeleyi büyük bir başarıyla işleyen bu öncü eser yüzyıl boyunca ilerici kuşaklar için bir eğitim kitabı olmuş, ezilenleri konu alan yazarlara esin vermiştir. Demir Ökçe ‘demokrasi’ gibi gösterilmek istenen Amerikan sisteminin adaletsizliğini, zalimliğini çarpıcı bir şekilde açığa çıkartmaktadır. Oligarşinin politikalarının nerelere varabileceğini büyük bir öngörüyle sergileyen eserin, büyük edebiyatçılarımızdan Sabahattin Ali’nin başlayıp dil ustası Emin Türk Eliçin’in tamamladığı Türkçedeki ilk çevirisini okurlarımıza sunuyoruz.
-
Mahmudo ile Hazel
Mahmudo ile Hazel‘de yıllardır baskı ve zulüm altında tutulan yoksul Kürt halkının yaşantısı kendi dil özellikleriyle anlatılmaktadır. Bu romanda üretim ilişkilerinin gelişmesiyle başlayan toplumsal değişimleri, iki insanın öyküsüyle birlikte izleyecek ve onları yaratan maddi ortamın belirleyici gerçekliği içinde görebileceksiniz. Sadece bu yanıyla bile Mahmudo ile Hazel çok az romanın ulaşabildiği bir bakış açısına sahip.
-
Dipten Gelen Dalga 2. Cilt
Paris Düşerken, Fırtına ve Dipten Gelen Dalga’dan oluşan nehir roman, 20. yüzyılın en hareketli dönemini tüm tarafları ve çeşitli yönleriyle tasvir eden dev bir eserdir.
Üçlemenin bu son cildi, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan yeni dünyayı anlatıyor. 20. yüzyılın ortasında büyük bir yara açarak beliren dehşet bitmiştir ama, şimdi daha sinsi ve daha gizli bir savaş başlamıştır. Dolayısıyla, o önüne çıkan her şeyi yakıp kavuran fırtına dinmiş gibi görünse de küller arasında kalan kordan yeni fırtınalar körüklenmektedir. Ehrenburg bu kitabında Soğuk Savaş’ın ilk yıllarına ayna tutuyor. Faşizmin yıkamadığı Sovyetler Birliği’ne karşı ABD’de yapılan planlar, Pentagon’dan Paris Hükümeti’ne kadar uzanan entrikalar ekseninde hayata geçirilirken, sosyalizm ve kapitalizm arasındaki savaşın yeni cephesinde yaşayan direniş güçleri de yeni durum için mevzilenmektedir.
Yüzyılın en büyük romanlarından sayılan ve sayısız dilde basılarak milyonlarca insan tarafından beğeniyle okunan bir klasik. Serinin Dipten Gelen Dalga ciltleri usta çevirmen Mazlum Beyhan’ın Rusça aslından yaptığı çeviriyle okurlarla buluşuyor.
-
Dipten Gelen Dalga 1. Cilt
Paris Düşerken, Fırtına ve Dipten Gelen Dalga’dan oluşan nehir roman, 20. yüzyılın en hareketli dönemini tüm tarafları ve çeşitli yönleriyle tasvir eden dev bir eserdir.
Üçlemenin bu son cildi, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan yeni dünyayı anlatıyor. 20. yüzyılın ortasında büyük bir yara açarak beliren dehşet bitmiştir ama, şimdi daha sinsi ve daha gizli bir savaş başlamıştır. Dolayısıyla, o önüne çıkan her şeyi yakıp kavuran fırtına dinmiş gibi görünse de küller arasında kalan kordan yeni fırtınalar körüklenmektedir. Ehrenburg bu kitabında Soğuk Savaş’ın ilk yıllarına ayna tutuyor. Faşizmin yıkamadığı Sovyetler Birliği’ne karşı ABD’de yapılan planlar, Pentagon’dan Paris Hükümeti’ne kadar uzanan entrikalar ekseninde hayata geçirilirken, sosyalizm ve kapitalizm arasındaki savaşın yeni cephesinde yaşayan direniş güçleri de yeni durum için mevzilenmektedir.
Yüzyılın en büyük romanlarından sayılan ve sayısız dilde basılarak milyonlarca insan tarafından beğeniyle okunan bir klasik. Serinin Dipten Gelen Dalga ciltleri usta çevirmen Mazlum Beyhan’ın Rusça aslından yaptığı çeviriyle okurlarla buluşuyor.
-
Ekmeği Taştan
“Goncourt ödülüne layık, özlü, çok güzel bir kitap. Gelecekteki kitaplarınızla bu ödülü hak edeceğinizi umuyorum, zira böylesi bir yapıt gelecek hakkında da çok şeyler vaat ediyor.” Roman Rolland
“Nazi işgalinin kanlı karanlığı içinde, Ekmeği Taştan, bana 1936 yılının güneşli günlerini yaşattı yeni baştan.” Jacques Duclos
“Kitap ne denli gerçek! Sayfalar boyunca, işçi sınıfının kalp atışları nasıl da duyuluyor; 13 Aralık 1936 Mayısında, kitleleri ayağa kaldıran hareketi tekrar yaşamak, anımsamak için bunu okumak gerekir…” Andre Lorulot
-
Üçünü de Sevdim
Genç olmak, dünyayı yöneten kurallara ve anlayışa yabancI olmaktır. Genç, sırasında bu kurallara karşı çıkabilmelidır.
Günümüzde bu kuralların en uygunsuzu kuşkusuz kendi çıkarını her türlü değerin ve duygunun önünde tutmak olarak belirlenmiş. Sınavlardan günlük yaşama gençlere dayatılan herkesi rakibi saymak gerektiği anlayışı dostluk ve dayanışma duygusunu yıpratıyor.
-
Ekmek ve Şarap
Elinizdeki kitap, Güney İtalyalı köylülerin faşist diktatörlüğe ve kilise bağnazlığına karşı olumsuz doğa koşullarında verdikleri yaşama mücadelesini anlatıyor. Bir yanda dünya çapında bir emperyalist savaş, diğer yanda içe kapanık yaşamlarını süren uzak İtalya köyleri. Ve köylülerin ilk kez karşılaştıkları bir rejim: Faşizm. Romanda iç içe geçen konulardan biri de sosyalist partisinin örgütlenme çabaları; devrimcilerin köylülere bilinç taşımaya çalışırken karşılaştıkları güçlüklerdir.
-
Fırtına 2. Cilt
Paris Düşerken, Fırtına ve Dipten Gelen Dalga’dan oluşan nehir roman, 20. yüzyılın en hareketli dönemini tüm tarafları ve çeşitli yönleriyle tasvir eden dev bir eserdir. Nehir romanın ikinci kitabı Fırtına, İkinci Dünya Savaşı sırasında Avrupa’nın ortasından başlayarak Moskova’ya kadar uzanan Nazi dehşeti sırasındaki ölüm kalım mücadelesini anlatıyor. Bir yandan olağan bir biçimde sürüp giden günlük yaşam, bir yandan kan ve barut kokuları arasında dişe diş süren bir kavga. Ehrenburg bu romanda, büyük bir coğrafyanın panoramasını çıkararak yüzyılın en sancılı yıllarını belgeliyor. Karar vermenin ölüm kalım sorunu olduğu o yıllarda, adım adım Sovyetler Birliği’nin içlerine doğru ilerleyen Nazi güçlerine karşı verilen mücadele, karşı sınıflarda da çözülmeler yaratarak gelişirken diplomasinin incelikleri ile savaşın hoyratlığı arasındaki mesafe de kısalıyor. Ehrenburg, savaşın küçük ayrıntıları kadar cephe gerisindeki politik manevraları da bir tarihçi titizliği ve yazın ustalığıyla aktarıyor. Fırtına, küçük ayrıntılarla anlamlandırılabilen büyük kapışmanın romanı. Yüzyılın en büyük romanlarından sayılan ve sayısız dilde basılarak milyonlarca insan tarafından beğeniyle okunan bir klasik… -
Fırtına 1. Cilt
Paris Düşerken, Fırtına ve Dipten Gelen Dalga’dan oluşan nehir roman, 20. yüzyılın en hareketli dönemini tüm tarafları ve çeşitli yönleriyle tasvir eden dev bir eserdir.
Nehir romanın ikinci kitabı Fırtına, İkinci Dünya Savaşı sırasında Avrupa’nın ortasından başlayarak Moskova’ya kadar uzanan Nazi dehşeti sırasındaki ölüm kalım mücadelesini anlatıyor. Bir yandan olağan bir biçimde sürüp giden günlük yaşam, bir yandan kan ve barut kokuları arasında dişe diş süren bir kavga. Ehrenburg bu romanda, büyük bir coğrafyanın panoramasını çıkararak yüzyılın en sancılı yıllarını belgeliyor. Karar vermenin ölüm kalım sorunu olduğu o yıllarda, adım adım Sovyetler Birliği’nin içlerine doğru ilerleyen Nazi güçlerine karşı verilen mücadele, karşı sınıflarda da çözülmeler yaratarak gelişirken diplomasinin incelikleri ile savaşın hoyratlığı arasındaki mesafe de kısalıyor. Ehrenburg, savaşın küçük ayrıntıları kadar cephe gerisindeki politik manevraları da bir tarihçi titizliği ve yazın ustalığıyla aktarıyor. Fırtına, küçük ayrıntılarla anlamlandırılabilen büyük kapışmanın romanı.
Yüzyılın en büyük romanlarından sayılan ve sayısız dilde basılarak milyonlarca insan tarafından beğeniyle okunan bir klasik…
-
Direnen Haliç 1. Cilt
Direnen Haliç, yazarı da işçi olan bir işçi romanı. Bir zamanlar fabrikalarla çevrili olan Haliç’in Alibeyköy ucundaki iki fabrikada yaşanan olayları, sürdürülen uzun direnişi konu alıyor. Olayları sürükleyici bir dille anlatırken, işçilerin fabrika ve mahalle hayatları, iç dünyaları da başarıyla sergileniyor. Bu romanla, işçi hayatının ve mücadelesinin bir dönemi başlıca özellikleriyle resmedilmiş oluyor. Direnen Haliç, işçi sınıfımızın kimi kazanımlarla, kimi yenilgilerle sonuçlanan daha iyi, yaşanır bir hayat için verdiği uzun mücadelenin belgesel özellikler taşıyan canlı bir kesiti.
-
Direnen Haliç 2. Cilt
Direnen Haliç, yazarı da işçi olan bir işçi romanı. Bir zamanlar fabrikalarla çevrili olan Haliç’in Alibeyköy ucundaki iki fabrikada yaşanan olayları, sürdürülen uzun direnişi konu alıyor. Olayları sürükleyici bir dille anlatırken, işçilerin fabrika ve mahalle hayatları, iç dünyaları da başarıyla sergileniyor. Bu romanla, işçi hayatının ve mücadelesinin bir dönemi başlıca özellikleriyle resmedilmiş oluyor. Direnen Haliç, işçi sınıfımızın kimi kazanımlarla, kimi yenilgilerle sonuçlanan daha iyi, yaşanır bir hayat için verdiği uzun mücadelenin belgesel özellikler taşıyan canlı bir kesiti.
-
Fontamara
Fontamara kendisiyle aynı adı taşıyan eski bir İtalyan kasabasında faşizmin yeniden iktidarda vücut bulduğu dönemi, içinde yaşayan yoksul köylüler ve küçük toprak sahipleri üzerinden anlatmaktadır. İtalyan yazar Ignazio Silone’un gençlik yıllarında şahit olduğu olayları, gerçekliğinden koparmadan ve alaylı bir dille aktardığı Fontamara faşist bir yönetime maruz kalmış insanların çaresizlik ve umutsuzluğa karşı başkaldırış hikâyelerini bizlere sunmaktadır.
-
Saragöl
Ömer Polat’ın romanı, Doğu’nun gerçeklerinden derlenmiş, kendi dil özellikleriyle ifade edilmiş, Kürt-Ermeni ilişkileri, halkların kardeşliği temeli üzerine kurulmuştur. Şartlandırılmış kişilerin kışkırtmasıyla dostlukların, kardeşliklerin düşmanlıklara dönüşmesi işlenmiştir Saragöl‘de…
-
İlk Sevinçler
İlk Sevinçler, dünya tarihini değiştiren bir olayın, Ekim Devrimi’nin öncesini anlatan bir roman. Çarlık Rusyası’nda bir uyanış dönemi olan 1910 yılından başlayarak devrim öncesi Rusya’nın genel görünümünü anlatan İlk Sevinçler‘de çökmekte olan bir küçük burjuva toplumu, ahlaksal değerleri, tartışmayı eylem satan aydınları, geleceği için savaşım veren emekçi sınıfları ile yansıyor.
-
Yenilgiden Zafere
Yenilgiden Zafere, Bulgaristan Devrim Tarihinin 1921 ile ’44 yılları arasındaki en hareketli dönemini, en ilginç yönleriyle anlatan bir anı kitabı. Yazarın yaşamının temel çizgileri hatırlandığında, anıların kişisel anılar olmayacağı kendiliğinden anlaşılacaktır. Tsola Dragoyçeva, çok genç yaşlarda mücadeleye katılmıştır. Kanlı bir darbe ve devrim dönemi olan 1923-25 yıllarında Bulgaristan Komünist Partisi’nin gizli Askeri Örgütü’nde bir eylemcidir. 8 yıllık tutukluluğun ardından yeniden mücadelenin içindedir. Merkez Komite üyeliğine ve ardından da siyasi büro üyeliğine seçilmiş, ağır gizlilik koşullarında Merkez Komitesi örgütlenme sekreterliğini sürdürmüştür. Dünya devrim tarihi içinde son derece özgün bir yere sahip olan, zengin ve öğretici deneylerle dolu Bulgaristan Devriminin başlıca politik ve örgütsel sorunları; strateji ve taktik sorunları, silahlı ve barışçıl mücadelenin, açık ve gizli çalışmanın birleştirilmesi, birleşik cephe, örgüt yaşamı ve sorunları… Bu kitapta son derece çarpıcı bir şekilde ve coşkulu bir anlatımla dile getiriliyor.
-
Geride Kalanlar
Doğu illerinde başlayan zorunlu Ermeni göçü, kulaktan kulağa yayılmaktaydı. Kayalık köylüleri haberi Kulağı Delik Musa’dan duyar. Osmanlı’nın savaşı bırakıp, Ermenilerle uğraşması onlara delilik gibi gelir. Hem bu topraklar onların vatanıdır. Bu arada göç yollarında yaşanan olaylar, Muhtar Kör Yusuf’u çok korkutur. Ergen kızların başlarına gelecek tehlikeleri düşünmek bile istemez. Kardeş olarak bildiği bu insanların yaşadıkları felaket karşısında, eli kolu bağlı oturmaz. Köylüyü başına toplar, Ermeni kızlarını göçe göndermeyeceğini ve saklayacağını söyler.
Birinci Dünya Savaşı’nın memleketi cehenneme çevirdiği, Anadolu’da tok yatan insanın neredeyse hiç kalmadığı bir dönemde, küçük bir köyde yaşayan bu insanların verdikleri yaşam mücadelesi, açlık savaşı, kızların acı dramı belki de adını bilmediğimiz başka yerlerde de yaşanmaktaydı.
-
Karakalpak Kızı
1900’lerin başı… Rusya’da devrim oluyor… Ve bir Karakalpak kadının, beraberinde bir Karakalpak köyünün kaderi değişiyor… Cumagül’ü annesininkinden farklı bir kader beklememektedir. Yıllar önce bay (bey) olan babası tarafından annesi çocuğuyla birlikte nasıl kapı önüne konduysa, yıllar sonra o da kızı ile sokağa atılıp kaderine terk edilecektir… Bu anneden kıza geçen bir kader değildir aslında. Bunun değişebileceğini, odun satmak için kasabaya gittiği ilk gün, tesadüfen duyduğu miting konuşmalarından öğrenir Cumagül: Kadınlar da erkeklerle eşit haklara sahiptir.
Karakalpakların ünlü yazarı Tulepbergen Kaipbergenov değişim süresince yaşanan zorlukları, gerici kesimin devrimin hayat bulmasını engelleme çabalarını, bayların (beylerin, toprak ağalarının) devrime karşı tutumunu, devrimin tüm Sovyetler’de hayat bulmada, hayatları değiştirmede karşılaştığı zorlukları bir küçük Karakalpak köyünü kendine sahne seçerek anlatıyor. Ve ortaya hem bir kadın hem bir tarih hem de bir devrim romanı olarak okunacak keyifli bir roman çıkartıyor.
-
Esme – Geride Kalanlar 2
1915’in ardından yıllar geçmiş, savaş bitmiş, saltanat devrilmiştir. Cumhuriyet’in ilk yıllarında geçen olaylarda kalanlar; Türkü, Ermenisi, Kürdü gidenlerden daha acı bir mücadelenin içine düşmüşlerdir. Aslında padişahlık hiç bitmemiştir. Bir padişah yerine bin tanesi geri gelmiştir.
Yazarın ikinci romanı olan Esme, Geride Kalanlar’ın devamıdır.
-
Kavganın Şafağı
Kavganın Şafağı 1905 yılında yenilgiyle sonuçlanan Rus devrim mücadelesinin küllerinden yeniden doğuşunu anlatır. Rusya’da 1905 Devrimi yenilmiş, ağır gericilik ve suskunluk yılları başlamıştır. Ülke, çarlık çizmeleri altında karanlık bir hapishane görünümündedir. İşçi hareketi bastırılmış, devrimci örgütler büyük ölçüde dağıtılmış, aydınlar kitle halinde devrimden uzaklaşmıştır. Siyasal baskıların yanı sıra büyük tasfiyeci dalgaya göğüs germeye çalışan Bolşevikler de iç sorunlarıyla kan kaybetmektedirler. Ama işçi kitleleri için için kaynamaktadır. Ve onların zihninde 1905 Devrimi’nin sıcak anılarını canlandırmak için uğraşan Bolşevikler vardır. Sürgünden kaçıp Moskova’ya geldikten sonra ilk fabrika konuşmasını yapan Pavel de bunlardan biridir.
-
Geleceğe İlk Adım
Edebiyata işçi yaşamı ve işçi direnişlerini anlattığı romanlarla giren Nejat Elibol, yeni romanında gerçeğin yeni boyutlarını vurgulamak için değişik bir anlatım deniyor. Daha önce yaşadığı bir grevi benzer bir anlatımla okurları için gerçek kılan Elibol, bu kez okurlarını yarım yüzyıl ileri çağırıyor:
Yıl 2050. Yer: Davranış Bilimleri Merkezi. Bir gün kapıdan içeri bir genç kız girer. Amacı gençlik sorunlarını aşmaktır. Bu merkezin çalışanları yazarlardır. Genç kız, içeri girer girmez kendini bir anda masalsı bir öykünün içinde bulur; hem kahramanı hem de yazarı olduğu bir öyküdür bu. Bazen hüzünle bazen mutlulukla koşar öyküde. İstediği kendini tanımak, kendi kararlarını vermek, kendi ayakları üzerinde durabileceği olgunluğa erişebilmektir. Bunun için sorular sorar, sorularına yanıtlar arar ve okurunu kendiyle birlikte maceradan maceraya sürükler.
-
Kurtlar Arasında Çıplak
Her gün ölüm ve işkence tehdidinin kol gezdiği bir toplama kampına bir gün bir valiz içinde gizlice küçük bir bebek sokulursa ne olur? Buchenwald Toplama Kampı’nda, çizgili giysiler, dikenli teller, gaz odaları, insan yakma fırınları arasına hapsedilmiş on binlerce tutsağın kurtuluşu için örgütlenen Uluslararası Kamp Komitesinin bir avuç militanı da bu soruyu kendilerine sordu. En küçük bir sırrın açığa çıkmasının ölüm kalım sorunu haline geldiği ortamda, direniş örgütünün yok edilmesi riskine rağmen çocuk, Nazi vahşetinden korunmalı mıdır, yoksa bir başka toplama kampına gönderilen kafileyle dışarı çıkarılıp kaderiyle baş başa mı bırakılmalıdır? Duyguyla akıl arasındaki çatışma nasıl çözülür?
Kurtlar Arasında Çıplak, Buchenwald tutsaklarının, küçük bir çocuğun varlığıyla bazen çetrefilleşen bazen renklenen ayaklanma hazırlığını ve direniş öyküsünü anlatıyor. Bruno Apitz’ın romanlaştırdığı İkinci Dünya Savaşının son yılında gerçekleşen Buchenwald isyanı, dünyanın başına musallat olan faşizmin karanlık koşullarında bile insanın yeteneklerinin ne kadar uçsuz bucaksız olduğunu kanıtlayan tarihsel bir anıt gibi çıkıyor karşımıza. İnsanlığın faşizmden çektiği acılar asla unutulmasın diye, direnişçilerin söylediği bu özgürlük türküsüne kulak vermek gerekiyor.
-
Mavi Defter
Mavi Defter, Lenin’in yaşamının kısa ama son derece hareketli bir kesitini anlatan belgesel bir romandır. Rusya’nın en devrimci partisinin, Bolşevik Partisi’nin önderinin, yeraltına çekilmek zorunda kaldığı Temmuz günlerindeki yaşamı. Kazakeviç, belgesel roman türünün başarılı bir örneğini oluşturan bu kitapta, 1917 Şubat Devrimi’nden sonra, her şeyin büyük bir hızla değiştiği o fırtınalı dönemde Lenin’in taktiklerini, uzakgörüşlülüğünü, çalışma tarzını, en zor anda gösterdiği soğukkanlılık ve cesareti, yoldaşlarıyla ve sıradan emekçilerle ilişkilerini canlı bir şekilde anlatmaktadır.
-
Mezarı Olmayan Kadın
Mezarı Olmayan Kadın, Süleyha’dır; Assia Djebar’ın Cherchell’de ailesiyle birlikte bir zamanlar oturduğu evin duvar komşusu… Süleyha, kentteki kadınlar arasında, Fransız egemenliğine karşı bir direniş ağı kurdu sessiz sedasız; 1957’de dağa çıktı, sömürge ordusu tarafından yakalandı ve geriye hiçbir iz bırakmadan kaybedildi… Bu sıra dışı, açık sözlü, coşkulu ve tahsilli kadın, yaydığı enerjisiyle etrafındaki herkes için canlılığını korudu.
İki kızı, falcı arkadaşı, komşuları ve yol arkadaşları sesleriyle ona yeniden can veriyor…
“Bu roman, Süleyha ile söyleşmeyi arzu eden herkese önerilir; güçlü bir kadının ve insanlardan çok şey alıp götürmüş bir dönemin, insanın ta içine dokunan söyleşisi.” Jochen Marmit
-
Nasıl Yapmalı 1. Cilt
Çernişevskiy Nasıl Yapmalı?’yı 4 Aralık 1862 ile 4 Nisan 1863 arasını kapsayan dört aylık sürede, Petropavlovsk zindanında yazdı. Ama dört ayda yazılan bu romanın Rus toplum hayatı üzerinde yarattığı sarsıntı öyle büyük oldu ki, Dostoyevskiy ve Tolstoy’dan Kropotkin ve Lenin’e kadar pek çok yazın ve eylem adamı, kimi yerin dibine batırarak, kimi yücelterek “Nasıl Yapmalı?”yı konuştu, tartıştı. Kropotkin’in belirttiğine göre Nasıl Yapmalı?, dönemin Rus gençliği için bir tür siyasal program niteliğine büründü. Nasıl Yapmalı?’nın içeriği son derece kapsamlıdır. Yine de, bu roman neyi anlatıyor sorusuna yeni insanları anlatıyor denilse bu hem kısa, hem de doğru bir yanıt olacaktır.
-
Nisan Sabahı
Bir yanda teknolojinin bütün olanaklarının seferber edilmesiyle oluşturulan muhteşem(!) emperyalist orduları, öte yanda ilkel araçlarla donanmış halk orduları… Ama birincisi ne için vuruştuğunu bilmediği için sürekli bir korku ve tedirginlik içerisinde, ikincisi ise ne için dövüştüğünü ve neyin uğruna ölmekte olduğunu bilmenin coşkusu içinde…
Nisan Sabahı’nda, on beş yaşında bir genç olan Adam Cooper’ın açısından sokuluyor olaylara Fast. Bu nedenle de, insanın içine yağmur yağmur işleyen ince bir duyarlık egemen romana. İnsan, elinde olmadan olayın akışına kapılıyor, kendini Adam Cooper’la özdeşleştiriyor. Onun üzüldüğü yerde üzülüp, sevindiği yerde seviniyor. Bu, özellikle toplumsal içerikli ürün verme çabasında olan bir sanatçı için, büyük bir başarıdır. Fast, bu işi, Adam Cooper’ın savaş karşısındaki tutumu kadar, aile içi çatışkılarını, babasıyla olan ilişkilerini ve İngilizlerin köye doğru ilerlemeleri üzerine içinde beliren savaşa katılma özlemlerini de anlatarak başarıyor. Bu nedenle de, bir uzun gün süren mücadele sonunda Cooper’da oluşan değişiklikleri (korku ve heyecanlarla birlikte) ustalıkla sergiliyor.